UYAK (KAFİYE)

RRR
UYAK (KAFİYE), ed., anlamca değişik sözcükler arasında ses benzerliği bulundurma dikkati; edebiyat anlamıyla, koşukta (nazım), söz etki ve güzellik kazandırma amacıyla dize (mısra) sonlarında ses uyumu yaratma ilkesi. (Divan Edebiyatında kafiye, aynı sesi verme koşuluyla sözcüklerin yazımcada imlâ eşliğinde dayanmış, buna göz kafiyesi denmişti. Servetifünun topluluğunun oluşum aşamasında doğan bir tartışma, uyakların yazılışa değil kulakta bıraktığı izlenim eşitliğine dayanması kuralıyla sonuçlanınca kulak kafiyesi doğmuş oldu). Uyak, koşukta uyum (ahenk) sağlayan öğelerden biri sayılmıştır (ötekiler ölçü: vezin, nazım biçimi: şekli). Kuşkusuz ki başka yararları da vardır. Ses benzerliği yoluyla çağrışım kolaylığı, anımsama yatkınlığı, unutma zorluğu, ezberleme kısalığı (o kadar ki, günümüzün en yaygın reklâmlarının hepsi, uyaktan yararlanma yoluyla; adlarını, nesnelerini okurken izleyicilere daha kısa yoldan belletme yöntemine baş vurmaktadırlar).Yazılış, okunuş, anlam ve görev bakımından, eş, eşit olan sözcük, ek ve takılar uyak sayılamaz; uyak değil yedek (redif) adını alırlar. Yedekler, uyaklardan sonra getirilirse büsbütün yararsız değildirler: Uyakları zenginleştiren, koşukta biçim bütünlüğünü sağlayan, bazı durumlarda adsız şiirlere ad olan özellik toplamını taşırlar. Uyak olmadan yinelenen yedeklerinse hiçbir değeri var sayılmaz, nazım acemiliğinin en belirgin izi sayılır. Eski şiirimizin nazım biçimleri, başka birkaç Özellikleri yanı sıra, uyak dağılımının özelliğiyle belirlenir. İran edebiyatından alınan mesnevi biçimi, uyakta özgürlüğü temel saydığı için şiir istendiği kadar uzun yazılabilir: AA BB CC DD EE/.. Arap nazım biçimleri ise tek uyak: ana uyak ilkesinden vazgeçmez. Böylece kasideler gibi uzun şiirler bile aynı uyakın yinelenmesi yöntemine dayanır: AA BA CA DA E A FA… (Kaside, gazel, kıt’a, musarra beyit, müstezat, terci-i bent, terkib-i bent…) Uyak, aralarında ses benzerliği bulunan harflerin sayısına göre değerlendirilir. Tek ünsüzle (konsanant) kurulan ve daha çok sözlü halk şiirinde rastlananlara yarım uyak denir: Saz, kız, yoz, buz, kez, göz, siz, güz (Görüldüğü gibi z ortaklığıyla yetinilmiş, ünlüler: vokaller değişmiştir). Korv sonantlar yanı sıra ünlüler, vokaller de aynıysa tam uyak ulaşılmış olur; Saz, yaz, kaz, haz, naz, caz, Laz., gibi. Bir mani örneği: “Ateşi köz öldürür/Sürmeyi göz öldürür/Yiğidi kılıç kesmez/Bir kötü söz öldürür” (doğallıkla köz, göz, söz tak uyaklıdır; öldürür’ler yedek: redif). Bir heceden fazla benzerlikse zengin uyak diye adlandırılmıştı. Bu zenginlik, iki tam hecenin ortaklığı olabileceği gibi tam uyağa eklenen bir ünlü ya da bir iki ünsüzün ses değerinden oluşabilir. Özellikle Arapça ve Farsça’dan gelmiş sözcüklerdeki uzun ünleler (memdûd) bir ünsüzün eklenmesiyle pekiştirilebilir; “O eserler bugün defîne midir/Edebiyatte bir hazîne midir” dizelerinde midir soru taktsı yedektir (redif); birer uzun / ve ona eklenene heceleri zenginliği sağlamaya yeter., “Mest olup sözlerinde her hecede!Yo\a düşmüş birer birer gece’den” dizelerinde çift hece benzerliği vardır. “İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk aynı/Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık” dizelerinde, bazılarının tunç kafiye diye de ayırdıkları, çift hece zenginliği yürürlüktedir. Sesteş sözcüklerle yapılan uyaklar daha çok halk şiirinde cinaslı uyak diye ilgi görmüştür. Günümüz sanatçıları, geleneksel kuralları dışlayıp yaratı özgürlüklerine önem verdikleri için uyak konusunda da bağımsız davranır, istedikleri biçimi seçip uygulamakta kendilerine hak tanırlar. Birçok öğe gibi uyakların da eski önemi kalmamış gibidir.

Sağlık Ana Sayfa
site ekle