TOPLUMBİLİM (SOSYOLOJİ), toplumsal yaşamın özünü, biçimlerini, ilkelerini ve yasalarını inceleyen bilim. Toplumun yapısı ve nasıl olması gerektiği üstündeki düşünceler çok eskilere dayanır. Ancak Batı geleneğine uyarak Antik Çağ Yunan düşüncesinden yofa çıkmak gerekirse, bu alanda karşılaşacak en önemli düşünürler Platon ve Aristoteles’tir. Onlardan önce de Heredotos, adı bilinmeyen ve Yaşlı Oiigarkhr diye anılan bir düşünür, Perikles, Thukydides gibi bu konuda düşünmüş olan kişiler vardır. Ne var ki Platon ve Aristoteles bütün bu dağınık düşünceleri sistemteştiren ilk düşünürlerdir. Daha sonra Polybios, Cicero, Seneca, Augustinus, Aquino’lu Thomas, Padualı Marsiglio, Machiaveili, Calvin, Brutuş, Bodin, Hobbes, Locke, Spinoza vb. gibi pek çok düşünür siyasal ve ekonomik açılardan toplumu incelediler ve ona biçim vermeye çalıştılar. Thomas More, Francis Bacon, Thomasso Campanella, Valantin Andrea, Barclay, Heyvood, Vinstanley, Harrington: Gabriel Foigny, Vairasse, Moreîly, Gabriel Mably gibi ütoplacılar da katılacak olursa toplum üstüne düşünmüş olanların sayısı oldukça çoğalır. Bununla birlikte toplumbilimi bağımsız bir bilim alarak kuran ve adını koyan düşünür ünlü pozitivist Auguste Comte’dur. Comte’a göre toplumbilim, toplumsal statik ve toplumsal dinamik olarak iki bölümden oluşur. Toplumsal statik, toplumsal düzenin tüm değişik kesimlerinin birbirleri üzerine yaptıkları karşılıklı etki ve tepkilerin deneysel ve akılcı açıdan yapılan pozitif incelemesi, toplumsal dinamik ise, toplumların ilerlemelerinin incelenmesidir. Comte her toplumun kaynağını, evriminin sahip olduğu düşünce yapısından aldığını, bir düşünce yapısının tarih içinde üç dönemli bir evrimden geçtiğini ileri sürdü. Üç hal yasası denilen bu üç dönem, toplumsal kurumlarda üstünlüğün din adamlarında olduğu teolojik hal, toplumsal olguların metafizik nedenlerle açıklandığı metafizik hal ve olayların bilimsel gözlemlere dayanan nedenlerle açıklandığı pozitif haldir. Comte’a göre pozitif bilimden başka bilim yoktur. Toplumsal sorunların çözümü, pozitif araştırma yöntemleriyle çalışan bir toplumbilimin sonuçlarına dayanmakla olanaklı olabilir. Auguste Comte’un, tüm toplumsal yapı ve işleyiş, düşünceler üzerine dayalıdır diyerek, toplumbilime sübjektif (öznel) bir nitelik vermesine karşılık, çağdaş toplumbilimin öbür kurucularından Kari Marx, hukuki ilişkilerin, siyasal biçimlerin ve toplum yapısının ekonomik alt yapıdan etkilenerek oluştuğunu söyleyerek toplumbilime, objektif (nesnel) temeller sağladı. Marx’ın toplumbilime bir başka katısıysa, toplumsal olayların evrim geçirdiklerini savunmasıdır. Evrim, düşüncesi Comte’da da olmakla birlikte, Comte,evrimi, temelde aynı olan tek bir organizmanın evrimi olarak görüyor ve bu evrim içinde insan doğasıyla toplum düzeninin durağan olduğunu düşünüyordu. Marx ise insan doğasının, tarihsel gelişimin bir sonucu olduğunu ileri sürdü. Marx, toplumsal öğlerin, hem birbirlerine göre, hem de bir bütün olarak tarihsel değişim karşısında, göreli olduğunu savundu, ayrıca toplumbilim alanında ilk kez genel nitelikte bir kuramı getirdi.Comte ve Marx’tan sonra toplumbilime en önemli katkıyı yapan düşünür olarak Durkheim kabul edilir. Emile Durkheim,toplumbilimin ayırıcı özelliğini ve kendine özgü yöntemlerini saptayarak ona bir bilim özelliği verilmesinde önemli rol oynadı. Durkheim’a göre toplumbilim, her şeyden önce kendi metolojisini hazırlamalı, bundan sonra toplumsal olayları incelemeye geçmelidir. Ona göre toplumsal olay, isteğe göre değiştirilemez; bireyin dışında gerçekleşir ve kendini zorla kabul ettirir. Bu nedenle toplumsal olay, nesnel olarak incelenmelidir. Durkheim’in en önemli kavramlarından biri iş bölümüdür, iş bölümünün ahlak ve hukukla olan ilişkisini ortaya koydu, toplumsal yoğunluk arttıkça iş bölümünün de artacağını savundu. Bu evrim gerçekleştikçe, ceza hukukunun alanının medeni hukuktan yana daralacağını, sözleşmenin tüzüğün yerine geçeceğini ileri sürdü. Durkheim, toplumsal bilimlere açık ölçüler getirdi ve toplumbilimde bilimsel nesnelliğin koşullarını gösterdi. Ayrıca toplumbilimi, tanrıbilimden, felsefeden ve siyaset bilimiden kurtarmaya çalıştı.Toplumbilimin Durkheim’den sonraki en etkili düşünürlerinden olan Max VVeber yöntembilimsel, eleştirel ve felsefi incelemeler yapmakla işe başladı. Ona göre toplumbilimin amacı, karşılaştırmalı tarihin gösteraiği düzenli ortaya çıkışları betimlemektir. Böylece toplumbilim, verimlerinden yararlanmasına karşın tarihe karşıt bir bilimdir. Sözgelimi VVeber, kapitalizmin gelişimini, pürüten düşünce tarzıyla girişimcinin akılcı davranışı arasındaki bağıntıyla açıklar. Ele aldığı her tarihsel donem için bir “ideal tip” kurmaya çalışır. Örneğin, ona göre çağdaş dünyanın ayırt edici özelliği, akılsallaşma sürecidir. Günümüzde toplumbilim günden güne yeni yeni dallara bölünmektedir. Bu dalların başlıcalarını şöyle sıralanabilir: Genel Toplumbilim, özel Topluluklar ve Toplum Sınıfları Toplumbilimi, Toplumsal Morfoloji ve Ekoloji (Dış Ortam), iktisat ve Sanayi Toplumbilimi, Toplumsal Psikoloji, Bilgi Toplumbilimi, Din Toplumbilimi, Dil Toplumbilimi, Eğitim Toplumbilimi, Toplumbilimsel Etnoloji Bütün bu dalların birleşmesini sağlayan nokta toplumbilimin çeşitli özel toplumsal etkinlikleri ve değişik görünümleri (örgütler, örnekler, simgeler, düşünce biçimi vb.) kendi bölümlerine indirgenemeyecek bütünler durumunda ele almasıdır. M auss:un ‘ ‘tüm toplumsal olgular” dediği bu bütünleri inceleyen toplumbilim amprik malzemelere dayanarak bunlar arasında birtakım tipler, örnekler ortaya çıkarır. Toplumbilimin ele aldığı bu olgular, bütün durumunda toplumlar, özel toplaşmalar ya da toplumsal sınıflar ve toplumsallık biçimleri olmak üzere üç ayrı düzeyde incelenebilir. Böylece “milero toplumsal tipler”, “grup tipleri” ve “bütün durumunda toplum tipleri” arasında ayırım ortaya çıkar. İlk toplumbilimcileri özellikle uğraştıran “toplumbilimsel belirenımcilik” sorunu, toplumbilimin olgunlaşmasından sonra yeni bir biçim aldı ve ne kadar toplaşma tipi ile ne kadar bütün toplum tipi varsa o kadar da “toplumbilimsel belirlenimcilik” olduğu kanısına varıldı. Başka bir deyişle “toplumbilimsel belirlenimcilik formülü”nün değişken olduğu saptandı. Aynı biçimde toplumbilimle psikolojinin, birbirinin yerini almak yerine büyük kısımları birbirinin üstüne gelen iki çember olarak ele alınabilecekleri anlaşıldı. Toplumbilim en yeni dalı olan “bilgi toplumbilimi” de önemli bir gelişme gösterdi.Özetle, denilebilir ki, toplumbilim bir yandan kuramla deneysel araştırmalar arasında sıkı bir bağlantı ararken, gittikçe daha görece ve çoğulcu bir nitelik kazandı. Öbür yandan Saint Simon’dan bugüne gelen ve günümüzde pek yaygınlaşan bir deyimle “insan biliminin bir parçası oldu. Ne var ki, yüz yıldan beri, bağımsız bir bilim durumuna gelen toplumbilim, günümüzde hem kendi bilimsel statüsünü, hem de bu statüyü oluşturabilecek ölçülerin tanımını hâlâ bulamadı. Toplumbilimin çağdaş evriminde ortaya çıkan iki önemli olay bu çifte çerçeve içinde yer alır. bu iki olay, uygulama alanının ve kuramının epistemoloji ve coğrafya düzeylerde alabildiğine genişlemesidir. Toplumbilim, uygulamada, büyük geleneksel alanların (iş, toplumsal sınıflar, din, hukuk toplumbilimi vb.) yanı sıra, sanat, edebiyat, kütle kültürü, moda, kentçilik, boş zamanı değerlendirme, bürokrasi, köy çevreleri, iktisat, gelişme olguları, uluslararası ilişkiler gibi konuları gittikçe daha geniş çapta ele almaya başladı. Özel ya da resmi araştırma merkezleri ve ekipleri, toplumbilimin genel inceleme alanından çok belli ve sınırlı bir dalı üstünde çalışmayı yeğlemektedirler. Günümüzde, araştırma yöntem ve teknikleri alanında, matematik ve istatistik araçların geniş ölçüde yaygınlaşması, bazı toplumbilimsel kavramların daha ince ve dakik duruma gelmesi, soru kâğıtları ve test örneklerinin çoğalması, etnografik betimleme yöntemlerinin yetkinleşmesi, lengüistik ve semantik kavram ve modellerin gittikçe daha büyük ölçüde kullanılması gibi önemli gelişmeler oldu. Ancak, yöntem ve tekniklerin tam bir birliğe sahip olmayışı, kuramsal açıdan, psikoloji, matematik, iktisat, lengüistik vb. gibi toplumbilimden farklı bilimlere dayanmalarından ve toplu bir toplumbilimsel kuramın yokluğundan ötürüdür. Gerçekten, bu tür bütünleşmiş bir sosyolojik kuram, somut toplumsal olayların çözümlenmesinde teme! Ödevi görebileceği gibi bu çözümlemenin daha geniş açıklamalar içinde bütünleşmesini sağlayabilir. Bununla birlikte, son zamanlarda farklı bilim dallarındaki uzmanları bir araya getiren ve bir çok bilim dalına dayanan araştırmaların gösterdiği gelişmeler, daha sonraki araştırmaların verimli olacağının ipucunu vermektedir. ABD’de toplumbilim. ABD toplumbilimini, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Avrupa.toplumbilim okulları üstünde önemli bir etki gösterdi. Günümüzde ABD toplumbilimi, hiç değilse yapılan araştırmaların sayısı bakımından tüm dünyada daha ağır basmaktadır. Bu toplumbilim, her şeyden önce yararcı ve pratik amaçlan gözeten bir toplumbilimdir. Bundan ötürü, ABD’li araştırmacıların en fazla üstünde durdukları konu iş ve işletme ilişkileri toplumbilimidir. Geçmişin ideolojilerinden miras kalan kuramsal çerçeveleri bir yan atan ABD’li toplumbilimcilerin çoğu toplumbilimi, çatışmaları ve gerilimleri ortadan kaldırmayı amaç edinen bir toplumsal psikoloji durumuna getirdiler. Toplumbilimsel araştırmaların üçte ikisinden çoğunun işletmelerce finanse edildiği ABD’de “social scientist” yani “sosyal bilimler uzmanı”, çoğu zaman işletmenin ücretli bir memurudur. Oysa Avrupa’da toplumbilimciler genellikle üniversiteye bağlı öğretim üyeleridir.Türkiye’de toplumbilim. Türkiye’de toplumsal olaylar, genellikle tarihsel olaylar içinde değerlendirildiği için toplumbilim de tarihin içinde bir dal olarak görüldü. Batı dünyasında toplumbilimin felsefi bir geleneği olmasına karşın, Türkiye’de böyle bir gelenek söz konusu değildir; toplumsal sorunlarla ilk ilgilenenler tarihçiler oldu. Ahmet Cevdet Paşa, tarihi toplumbilimsel açıdan ele atan ilk tarihçidir. Cevdet Paşa, uygarlık kavramının iki anlamı olduğunu, ortak yararın insanları topluluklar biçiminde yaşamaya zorladığını, iç ve dış tehlikelerden korunmak için devlet kurumlarının zorunlu olduğunu ileri sürdü. Cevdet Paşa’ya göre halk, haklarını devlete bırakarak onun egemenliğine razı olur. Toplum yaşamının gelişmesi sonucu yeni gereksinimler ortaya çıkar; devlet yönetimi,.,yetenekli devlet adamlarına verilir. Bu nedenle tarihi bilmek olayların nedenlerine inmekle olanaklıdır. Türkiye’de toplumbilimin öbür habercilerinden biri olan Mizancı Murat Bey’de tarihi yalnızca siyasal ve tarihsel olayların toplamı olarak görmedi; bir devletin kuruluş ve yıkılışındaki toplumsal olguların varlığını belirleyiciliğine dikkati çekti, 1908′de çıkan Umumi İktisadiye ve içtimaiye dergisinde Mehmet Cavid, Rıza Tevfik, Ahmet Şuayip gibi yazarlar Batı’daki büyük tarihçileri ve onların toplum ve devlet görüşlerini tanıtmaya çalıştılar. Toplumbilimden de söz etmelerine karşın bu yazarların Türk düşünce yaşamına etkileri olmadı. İkinci Meşrutiyet döneminde iki toplumbilim akımı ortaya çıktı. Bunlardan biri Durkheim toplumbilimini benimseyen Ziya Gökalp, öteki Le Play toplumbilimini savunan Prens Sabahattin’in temsil ettiği akımlardır. Bu arada Genç Osmanlılarla başlayan ve Jöntürkler-İkinci Meşrutiyet-ittihat ve Terakki çizgisini izleyen süreç içinde pozitivizm de önem kazandı ye etki alanı Jöntürklerle birlikte genişledi, İttihat ve Terakki Cemiyeti programını Auguste Comte’nin düşüncelerinden yararlanarak hazırladı. Ziya Gökalp’ın toplumbilimsel düşüncesi, Comte gibi pozitivist olan Emile Durkheim’in düşünceleri etkisinde gelişti. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kültür kuramcısı olan Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları (1923) adlı kitabında “toplumsal bilinç” kavramını tarihsel materyalizmin sınıf çelişkisine karşı ele aldı. Türk tarihi, folkloru, masalı üstüne araştırmalarını Durkheim’dan öğrendiği “nedensel belirleyiciliğe” göre yapmaya çalışarak pozitivist bir nesnelliği denedi. Sanayi toplumunu inceleyerek bu topluma ahlak kuralları arayan Durkheim’a karşılık, Ziya Gökalp bilimin toplumdaki yolgöstericiliğini ele aldı, eski Türk toplumuna ilişkin araştırmalar yaptı ve “milli sosyoloji” adını verdiği toplumbilim dalının araştırma kurallarını belirlemeye çalıştı. Ziya Gökalp kadar geniş bir etkileme alanı oluşturama-yan Prens Sabahattin ise, Le Play’in ve onun geliştirici olan Edmond Demolinsin toplumbilimsel görüşlerini benimsedi. Toplumbilim 1915′ten sonra üniversite programlarına resmen girdi, Kurtuluş Savaşı yıllarında kaldırıldıysa da 1923′te yeniden konuldu. İ.H. Baltacıoğlu ve İzzet Bey toplumbilim dersleri okuttu. 1933-1940 arasındaysa Hitler Almanyası’ndan kaçan bilim adamlarının etkisiyle Alman toplumbilim okulu adı verilen ve toplumsal gerçeği bireyler arası ilişkilere indirgeyen biçimci toplumbilim anlayışı belli bir etki alanı buldu. Bu arada Durkheim toplumbilimi, Ziya Gökalp’in Türk kültür yaşamındaki etkisiyle tek toplumbilimsel görüş olarak ortaöğretim programlarına girdi. 1938-1950 arasında, Muzaffer Şerif, Niyazi Berkes ile birçok önemli toplumbilimci yurt dışına göç etmek zorunda kaldılar. Böylece Türk toplumbilimi bir duraklama gösterdi. Bu duraklama, 1950-1960 duraklama gösterdi. Bu duraklama, 1950-1960 arasında da sürdü. 1960′tan sonra bir bölüm toplumbilimci, siyaset bilimci, tarihçi, iktisatçı, Türkiye ile ilgili toplumbilim çalışmalarında, herhangi bir toplumbilim akımını Türkiye gerçeklerine uygulamak yerine, Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal evrimini gözönünde bulunduran, Türkiye’nin koşullarına, yapısına en uygun olan bir yaklaşımı oluşturmaya çalıştılar. Bugün Türkiye’de toplumbilim, gerek eğitimde, gerek toplumsal yaşamda, gerekse bilimde önemli bir ve işleve sahiptir. Türk toplumbilimcileri arasında Hilmi Ziya Ülken, İ.H. Baltacıoğlu, Cahit Tanyol, Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu, Nurettin Şazi Kösemihal, Cavit Orhan Tütengil, Doğan Aycıoğlu, Niyazi Berkes, Kemal Karpat, Özer Ozankaya, Orhan Türkdoğan, Emre Kongar, Muzaffer Sencer, Ergun vb. özellikle sayılabilir.
Ansiklopedimizin içinde Google destekli arama yapın.
.
You can leave a response, or trackback from your site.
Sağlık Ana Sayfa
Biyografiler
Akademisyenler,
Antropologlar (İnsanbilimciler),
Arkeologlar
Askerler >
Besteciler
Bilim Adamları
Biyologlar
Coğrafyacılar
Dansçılar
Denizciler
Devlet Adamları - Politikacılar
Dilbilimciler
Din Adamları
Diplomatlar
Doğa Bilimciler
Düşünürler
Edebiyatçılar
Eğitimciler
Ekonomistler
Felsefeciler
Fizikçiler
Fotoğrafçılar
Gazeteciler
Gezginler
Gökbilimciler
Gravürcüler
Heykeltraşlar
Hukukçular
İktisatçılar
İmparatorlar-Hükümdarlar
İş Adamları
İstatistikçiler
Karikatürcüler
Kaşifler
Kimyagerler
Koreograflar
Mankenler
Matematikçiler
Mimarlar
Minyatürcüler
Mucitler
Mühendisler
Müzisyenler
Oryantalistler
Osmanlı Padişahları
Pilotlar
Psikologlar
Ressamlar
Şairler
Sanatçılar
Sanatkarlar
Sendikacılar
Seramik Sanatçıları
Sinemacılar ve Tiyatrocular
Sosyologlar (Toplumbilimciler)
Sporcular
Araba Yarışçıları
Futbolcular
Tarihçiler
Tıpçılar
Veterinerler
Yazarlar
Yöneticiler
Yönetmenler
Toplum ve Yaşam
Toplum
Millet
Aile
Antropoloji
Hayvanlar
Sosyoloji
Cinsellik
Ev
Evlilik
Felsefe
Aşk
Biyografiler
Bilim ve Teknoloji Bilim
Bilgisayar
Bilim
Kurgu
Matematik
Aritmetik
Arkeoloji
Biyoloji
Bilim Adamları
Bilişim
Ekonomi
Fizik
Yıldızlar
Astronomi
Uzay
Arkeoloji
Jeoloji
Nükleer
Enerji
Kimya
Zooloji
Mantık
Pedagoji
Enerji
Elektronik
Elektrik
Telekomunikasyon
Teleskop
Ses
Tıp
Tarım
Kültür
Kültür
Dil
Tarih
Edebiyat
Eğitim
Felsefe
Adet
Müze
Müzik
Mitoloji
Basın
Spor
Sinema
Tiyatro
Coğrafya
İklim
İlçeler
İller
Biyocoğrafya
Din
ilahiyat
Allah
Musevilik
Hristiyanlık
Kuran-ı Kerim
Mitoloji