SİNEMA

SİNEMA,Selüloitten üretilen filmlerinin en geçerlisi ve yaygını 35 mm eninde olandır. Bunun altındaki “dar filmler” denilen grup 16 mm, 9.5 mm, 8 mm ölçülerindedir. 1950′lilerde başlayan atılımlar ve buluşlar “geniş filmler” grubunu oluşturdu: 55 mm, 65 mm, 70 mm ve Cinerama (3×35 mm) tasarımları, televizyonun rekabetini kırmak için kurulan dev perdelere yansıdı. Ne var ki, çekim-gösterim koşullarının pahalılığı nedeniyle, uygulamalar metropollerle smırlı kaldı. Yalnızca aralarındaki en ucuz geniş perde sistemi olan sinemaskop tuttu. Sistem, Fransız bilgini Henri Chretien’ın, 1930′larda yarattığı anamorphose (sıkıştırma) merceğinden kaynaklandı. Geniş bir aianı kapsayabilen yatay görüntü, iki yandan basıklaştırılarak 35 mm’lik filme aktanlabiliyordu. Bundan esinlenen Vista Vision, Todd-A O, Süper Panavision, Technirama vb işlemler yürürlüğe konulduysa da zamanla terkedildi. Sinemanın icadından sonraki ikinci tümü büyük aşama, optikal ses kaydı, üçüncüsüyse renkli filmin başlamasıyla gerçekleşti (1935). Böylece, sözü, müziği ve rengi de içeren sinema olgusu, kitlesel üretim iletişim araçlarının en önemlisi konumunu televizyonun gelişine kadar korudu.Bir sinema eserinin gerçekleşmesi, yaratıcılık kadar sanayi olanaklarına da dayalıdır. Filmin teknik ve estetik düzeyi tam donanımlı stüdyolarla, dallarında uzmanlaşmış ekiplerle sağlanabilir. Bunlarla birlikte, seyirciye sunma sorunu da önemlidir. Gösterim koşullarının yeterliliği, ya da yetersizliği bir eserin olumlu ya da olumsuz sonucunu belirleyebilir. Görsel-işitsel sanat kolu sinema, tüm öteki sanatlara açıktır. Bireşim ve uyumlamanın egemen öğesi görüntüdür. Nesneler, varlıklar, doğa birimleri, yatay dikdörtgen çerçevenin sınırları içinde estetik kurallarına göre düzenlenir. Görüntüde, ışıklama yasaları egemendir. Doğal ya da doğal anlatım elde edilir. Oyuncu makyaj, giysi, donanım ve dekorlar, değişik görüş açılarından kamera hareketleriyle saptanır. Son aşamada kurgunun (montaj) sağladığı hareket de eklenince, sinematografi adına uygun bütünselliğe ulaşılır. Günümüzde yönetmenler, sinemanın en yetkili kişileri durumuna gelmişlerdir. Filmin, sanatsal öğelerinin bireşimin yapar, teknik kuralların uygulanmasında son kararları onlar verir. Sinema oyuncularıysa, yıldız sistemine göre biçimlendirilip fiziksel özellikleri abartılarak izleyici kitlelerinin ilgisini canlı tutmakta kullanılır. Bilim Kurgu Sineması. Fantazi filmlerinin bir alt-türü. Bu tür, öncelikle serüven filmi ve bazen dâ savaş filmi öğelerini, henüz yaşama geçiriiemeyen teknolojilerin, bilimsel açıklaması olan fantazi (kurmaca) olayların, ya mevcut ya da olmasından ürkülen toplum sistemlerinin gösterimlerinin resimsel somutlaşmasıyla bağlar. Bu gösterimler, hemen hemen genellikle olgusu (pozitivist) bir insan imajından yola çıktıkları için ani yaşanılan zamanın koşullarını, belirli dış etkilere doğrudan karşı karşıya bıraktıklarından, bilim-kurgu, insanların koşulları daha iyi duruma getirme yetkisinden akılcı bir biçimde yola çıkan ve bunun için modeller tasarımlayan klasik aydınlanma ütopyasının karşıtıdır.Bilim-kurgu’nun kökeni, Platon’dan Voltaire’e kadar süregelen çeşitli toplumsal ütopyalarda değildir; gerçekte büyük ölçüde profan (dünyevi) bir biçimde, Önce Jules Verne’nin oldukça büyük kapsamda geliştirmiş olduğu geçerli (gözde oian) serüven ve gezi literatürünü yeni eklerle genişletmek arzusunda yatmaktadır. Verne’nin bilim-kurgu romanları, geleneksel gezilerden (kendilerininkilerden de) ilk evrede, gezinin hedefinin “ay” olmasıyla ya da “Denizler Altında 20.000 Fersah” ile farklılık gösterir. Bu en azından o zamanki bilinen tekniklerle gerçekleştirilebilir olmadığından, yeni bilimler ya da duruma göre bilimsel başarılar kurulması (fiction-kurgu) gerekti. Daha sonra bu sonuç olgusu doğallaştı ve yaşamdan ya da gelecekten olan korkunun işlenmesi için de kullanıldı. Bu gereksinim, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri, yani toplumsal yaşamın gittikçe karmaşıklaştığı ve teknik yok etme gizli gücü ürküntüsünün daha da somutlaştığı dönemden beri, hemen tüm “bilim-kurgu” yu belirlemektedir. Bukorkunun gerçekleşmeme yüzünden güncelliğini yitirdiği ve bu yüzden gittikçe daha fazla yittiği dönemde, bilim-kurgu üretiminin azalması üretilen bilimkurgunun kapsamının ve içeriğinin, ö sırada egemen olan korkuların bir aynası (yansıması) olduğu kanıtlar. Bu yüzden bilim-kurgu filminin tarihi, serüven arzusunun bir çeşitlemesinin yerini imge işi bir görüntü (tecelli) biçiminin almasının tarihidir. Georges Meltes’in ilk bilim-kurgu filmleri, Jules Verne’nin konularının naif bir biçimde filme alınmasıdır: Le Voyage dans la Lune (Ay’a Seyahat) 1904, ya da benzeri, Le Voyage e travers l’impossible (Olanaksızın İçinde Seyahat) 1904, gibi La Conquâte du pöle {Kutbun Fethi) 1912. Sessiz film döneminin öteki önemli bilim-kurgu eserleri de yine pozitif bir gelecek imajı taşıyorlardı, örneğin Aelita (1924), Die Frau im Mond (Ay’daki Kadın) 1929, Mysterious İsland (Gizemli Ada) 1929, yalnızca bir tür serüven filmleriydiler. Bu türün ilk büyük korku gösterimi Genre’nin Metropoti (1927) idi. 1930′larda Verne’nin yerini H.G. Welisin almasıyla hem iyiye olan inanç hem de insandaki kötünün bilincine varılmasının belirlediği bir gelecek kurgusu başladı. Things to Come (1936), dünya savaşını, uzay yolculuğunu ve insanın geleceği hakkındaki kurguları işlemesiyle gelecekteki tüm kurgu bilim filmlerinin örneği oldu. Daha sonra bu filmin temasından ve VVilliam Cameron Menzies’in (aynı zamanda yönetmen), olağanüstü dekor öglerinden sık sık yararlanıldı. Serüven bilim-kurgu filmi, anglo amerikan bölgede dizi filmler halini aldı, ama ünlü Flah Gordon Serisi (Flash Gordon, 1936; Flash Gordon’un Mars’a Seyahati, Trip to Mars, 1938; Flash Gordon’un Fetihleri, Conquers the Universe, 1940) büyük yankı uyandırdı. Buna karşın, Almanya’da Metropolis’in ve Ay’daki Kadın’ın (1929) yankıları sürdü; gerçi Gold’öa da (1934) çok büyük güçlü makine öğesi vardı; yine robot konusunu ortaya atan Der Herr der (Dünya’nın Efendisi) 1934, ise teknik vizyonun (hayal) negatif bakış açıları, yalnızca kötü adama içindi, insanın yok etme gizilgücünü eleştirmek için düşünülmemişti. Sonra Almanya’da ve 1940′larda ABD’de bilim-kurgu filmi üretimi tamamen durdu; Süperman (1948) gibi niteliksiz eriler dışında; o sıradaki savaşın korkuları, gelecek sorunlarını ortadan kaldırmaya yetti.Buna karşın, 1950′lerde atom bombası ve bunun arka planındaki soğuk savaş, o güne kadar bilinmeyen boyutta bir tedite dönüşünce, bu tür aniden çok büyük bir gelişme gösterdi. Bu on yılın başında en çok eser veren tür bilim-kurguydu. Bunun bir açıklaması da, bilim-kurgu filminin bu yıllarda korku filminin işlevlerini ve biçimlerini üstlenmesiydi; çünkü bilim-kurgu, benzer bir korku terapisi, benzer ya da aynı şifreleri kullanabilmekteydi. 1980′lerde, Georges Lukas ve Steven Spielberg ikilisinin yapımları, özellikle sinema tekniği açısından en üst düzeye ulaştı. StarWars (Yıldız Savaşları), Superman gibi üçlemeü fimler, beklenenin çok ötesinde gişe rekorları kırarak yığınlara mal oldular. Bu filmlerin içerikleri gözlek-lenirse, dört ana örnek görülür: Bireysel çelişkiler, genelde bir bilim adaya da onun kurbanlarıyla ilgilidir. Bu oyun türü; bireyci korku filmine en yakın olanıdır; çünkü o da yolunu şaşırmış bilim adamı motifiyle çalışır. Ancak korku filminde, örneğin Frankenstein (1931) ya da The Invisible Man (Görünmez Adam) 1933, gibi başarıları bilimsel çalışmanın, doğa yasalarına uymama yürekliliğini göstermiş olan yaratıcısına yönelmesi ilkesi vardır. Buna karşın, bilim-kurgu filminin bilim adamı ya Dr. Cyclops (1940) gibi kötü karakterlidir ya da The Flay (öldüren Arzu) 1958 ve The Man with XFtay Eyesdaki (X Işınlı Gözlü Adam) 1963 gibi kesinlikle olumsuz değerlendirilmek zorunda olmayan bir deneyin gönülsüz kurbanıdır. Bu bir bireye ve onun gerçek dünyadaki sorunlarına yoğunlaşmış sahnelere şemasının başka bir motifi rastlantısal değişmiş bireydir; (The ûuatermass Xperiment, 1953; The Amazing Colossal Man, 1957; The Incredible Shinking Man, 1957). Yıkımdan sonraki dünya. Genel, yok edici atom savaşı, yine bir bireye yoğunlaşmanın arka planında bulunur. Ancak, bu kez ön koşullar tersinedir. Bir serum sayesinde The Omega Man (Tek Adam) 1971, ya da yolculuğuyla Planet of the Apes (Maymunlar Cehennemi) 1968, bu olaydan sonra dünyaya gelmiş olan bir insan, “normal” dünyanın tek temsilcisidir, yeni yasalarla ve canlılar arasında yaşama savaşımına girer ve bu savaşımı genellikle başarısızlığa uğrar. Çoğu yine aynı sonuca ulaşan öteki yıkımlı, tam bir diktatörlüğün başlaması Fahrenheit 451 (Değişen Dünya’nın İnsanları) 1966, ya da yabancı yaratıkların tam bir istilasıdır (örneğin, Invasion ofthe Body Snatchers, 1956). Genel yıkım, Genel yıkımın çok farklı nedenleri olabilir. En sık rastlananları, sonunda çok büyük nedenleri olabilir. En sık rastlananları, sonunda çok büyük hayvanların, canavarların oluşmasına yol açan bozguna uğramış bilimsel deneyler (The Beast from Twenty Thousand Faîhoms 1953; Tarantala 1955; İsland of Terror, 1980) “bu arada bilim adamları pek önemli değildir ve hatta ilk kurban onlardır” ve uzaydan gelen işgalcilerdir (The War of Worlds, 1953; This İsland Earth, 1955; Earth vs, The Flying Saucers, 1956; Earth Dies Screaming, 1964). Her iki motif de (konu) da, aşırı insancıl olmayan bir düşmanda (örneğin, komünistlerde) insancıl olmayan savunma araçlarının kullanılmasının yasal olduğu görüşü için güncel bir sözde nedendir. İşgal motifinin özellikle çeşitlemelerinden biri; Sandai Kaiju Chikyu Saidai no Kessen (1965), Godzilla ve öteki iki canavar, insanlığı üç kafalı bir Mars ejderhasından korumakta oldukları bu film en sevilen Japon filmlerinden biridir. Ötekisi çok başka bir düzeydeki The Day the Earth Stood SM/’dir. (1951). Önce panik yaratan uzaydan gelen bir ziyaretçi, insanları başka atom bombası deneylerini yapmamaları konusunda uyarmaktadır. Bu film, az sayıdaki eleştirelve yalnızca kötümser olmayan bilim-kurgu eserlerinden biridir. Genel yıkımın bir başka nedeni kozmik değişimlerdir; (When Worlds Collide, 1951; The Day the Earth Caught Fire, 1962). Tüm bu filmler, gerçi bir kaç öncü kişi üzerine yoğunlaşmaktadır, ancak gerçek kahramanları tüm insanlık ya da büyük bir ilgili kitlesidir.Bilinmeyene gezi, Fantazi serüvenler için en fazla olanak sunanıdır; bu alanda, az sayıda olan ve kaygıyı değil, duru fabel ürünlerini işleyen çağdaş bilim-kurgu filmleri de bulunmaktadır (en parlak örnek Barbarella, 1967), çoğu serüven filminim tersine bu filmler, çok ender bir kişiye konsantre olurlar. The Time Machine (1960) da, daha çok, farklı nedenlerle yabancı gezegenlere (Destination Moon, 1950; ForbittenPlanet, 1956; TerroreNel-to Spazio, 1965), zaman içinde (The Time Traveliers, 1964) gezen gruplar söz konusudur, özellikle gezegenlerarası yolculuk filmlerinde, saldırgan sömürgeleşmeci bir yön dikkati çeker; ağızlarında sürekli barışçıl niyetler olan insanlar,, sürekli daha alçak ya da daha az gelişmiş canlılarla karşılaşırlar ve bunlara üstünlüklerini kanıtlarlar (Bilim-Kurgu televizyon serilerinde bu öğe çok daha belirgindir). Bu davranış örneği, insanları soyut sorunlarma karşı karşıya bırakmak için en fazla olanağı sunduğundan, türün sorunlarıyla uğraşan ve “olaydı … ne olurdu” sorusunu ciddiye alan az sayıdaki’ bilim-kurgu filminin temelini oluşturur. Örneğin, insanların başka yaratıklarla esirlikle an [aşamayacakları savının savunan Solaris (1971), 2001 (uzayjolu Macerası) 1971, önce insan/robot İlişkisine yöneler ve sonra yaşamın gizemli bir tanımlamasına varan a Space Odyssey, evrene yapılan yolculuklardan söz etmektedir.Bilimsel sinema, Bilimsel sinema, belgesel film türünün içinde yer alan bir anlatım biçimidir. Bilim kollarındaki bir araştırmanın değişik aşamaları yansıtarak sonuca ulaşır. Bu filmleri çoğunlukla, değindiği alanın uzmanlarıyla yönetmen birlikte hazırlar, gerektiğinde grafik ve animasyon (canlandırma) tekniklerine de başvurulur. Anlatıcının ses kaydı yoluyla açıklamalar yapılır.izleyiciler konuyla ilgili kişilerden oluşur. Türün başlatıcısı Fransız fizikçi ve yönetmeni Jean PaİnlĞve, 1930′da çalışma sürecinde birçok başarılı örnek hazırladı. Painleve’nin filmleriyle Kaptan Cousteau’nun denizaltı çekimleri “bilimsel” kategorisine girmekle birlikte, ayrıca sanat değeri de içerir.

Ansiklopedimizin içinde Google destekli arama yapın.

Sağlık Ana Sayfa Biyografiler Akademisyenler, Antropologlar (İnsanbilimciler), Arkeologlar Askerler > Besteciler Bilim Adamları Biyologlar Coğrafyacılar Dansçılar Denizciler Devlet Adamları - Politikacılar Dilbilimciler Din Adamları Diplomatlar Doğa Bilimciler Düşünürler Edebiyatçılar Eğitimciler Ekonomistler Felsefeciler Fizikçiler Fotoğrafçılar Gazeteciler Gezginler Gökbilimciler Gravürcüler Heykeltraşlar Hukukçular İktisatçılar İmparatorlar-Hükümdarlar İş Adamları İstatistikçiler Karikatürcüler Kaşifler Kimyagerler Koreograflar Mankenler Matematikçiler Mimarlar Minyatürcüler Mucitler Mühendisler Müzisyenler Oryantalistler Osmanlı Padişahları Pilotlar Psikologlar Ressamlar Şairler Sanatçılar Sanatkarlar Sendikacılar Seramik Sanatçıları Sinemacılar ve Tiyatrocular Sosyologlar (Toplumbilimciler) Sporcular Araba Yarışçıları Futbolcular Tarihçiler Tıpçılar Veterinerler Yazarlar Yöneticiler Yönetmenler

Toplum ve Yaşam Toplum Millet Aile Antropoloji Hayvanlar Sosyoloji Cinsellik Ev Evlilik Felsefe Aşk Biyografiler

Bilim ve Teknoloji Bilim Bilgisayar Bilim Kurgu Matematik Aritmetik Arkeoloji Biyoloji Bilim Adamları Bilişim Ekonomi Fizik Yıldızlar Astronomi Uzay Arkeoloji Jeoloji Nükleer Enerji Kimya Zooloji Mantık Pedagoji Enerji Elektronik Elektrik Telekomunikasyon Teleskop Ses Tıp Tarım

Kültür Kültür Dil Tarih Edebiyat Eğitim Felsefe Adet Müze Müzik Mitoloji Basın Spor Sinema Tiyatro Coğrafya İklim İlçeler İller Biyocoğrafya

Din ilahiyat Allah Musevilik Hristiyanlık Kuran-ı Kerim Mitoloji

Aşk Mesajları Özlü Sözler Atatürkün Hayatı Yemek Tarifleri Kadınlar Sağlık Sağlık Bilgileri Teknoloji kadın Eğitim Sağlık Bilgileri Pasta Tarifleri Kpss Soruları Bayram Mesajları

site ekle