RRR
MİTOLOJİ (MİTOLOGYA), Yunmythos: söz kaynağından, logos: gerçeğin insan sözüyle dile gelmesi; mythologia: söylenceler (efsaneler) bilimi. Fransızca mythologie sözcüğünün okunuş sesiyle dilimize girmiş biçimi. Genellikle mit, mitos; doğa güçlerinin ve olaylarının ana nedenlerini bilemeyen ilkçağ insanlarının onların içyüzünü yorumlayıp açıklamak için yakıştırıp uydurdukları öykü ve masallardır. Konuyu yakından inceleyenler Yunanca’da söz anlamına üç ayrı sözcük olduğunu ileri sürerler: mythos, epos, logos. Zamanla mit (mitos); söylenen ya da duyulan söz, masal, öykü anlamına gelir; epos, destan şiirinin kaynağı olur; logos (loji) bilgi kavramını belirtecek biçimde anlam genişliğine uğrar. Sonunda mitos; ilkel insan topluluklarının; evreni, dünyayı ve doğa olaylarını kişileşîirerek yorumlamak, gizlerini çözemedikleri yaşamın ve evrenin çeşitli görüntülerini bir anlam kolaylığına bağlamak gereksiniminden doğan öyküler ve onları birleştirip değerlendiren bilgi kolu anlamına gelir,bu kavram üzerinde birleşilir. Doğaüstü ve fizikötesi güçler yanı sıra doğayla çatışmaya girmiş, onları yenmiş ya da yenememiş ilk yiğitlerin kimlik ve kişiliklerini belirten mitoslar, zamanla epos’lara yani destanlara araç gereç olur, konularıyla destanları oluşturur. İlkçağ insanlarında doğa güçlerinin, maddi, manevi etkilerini yansıtan, mitoslar, dinlerin de başlangıcıdır. Taşıdıkları sezgi gücü yer yer insan yaratılışındaki zayıflık ve tutkuları, çağlar üstü bir kesinliğe çok yönlü bir kullanış olanağına bağladığı için mitoslar, bugün de sanatın yararlandığı bir. esin ve kültür kaynağıdırlar: Şüphesiz bütün ilkçağ topluluklarının kendilerine özgü mitosları vardır. Ne var ki bunların çoğu, yaşadıkları coğrafyanın etkisiyle olmalı, tasarılarının çoğunu insan dışı, insana aykırı, insanlarla ilgisiz olarak kurmuşlardır. Biraz da Afrikalı sayılması gereken Mısırlı, sözgelimi düş gücünün neler yaratabileceğini göstermek istercesine Tanrısını kedi başlı bir kadın olarak düşünmüş, taşlardan devler yapmış, cansız, kocaman bir sfenkse tapmıştı. Mezopotamyalıların Tanrılarının da insanla ilgisi yoktur. Kuş başlı adamlar, boğa başlı aslanlar. Bir başka deyişle, yaratıcının yalnız kendi kafasında bulunan gerçek dışı varlıklardır. Söylence bilimci diye Türkçeleştirmen mitologlar, önce bu ayrılığa dikkat eder, bu değişik yorumlamayı değerlendirirler. “Yunanlıların da kökleri bu karanlık dünyadaydı bir zamanlar; ama mitologyada o yabansı yaşamanın izi pek görülmez. Bugün elimizde bulunan öykülerin ilk ne zaman anlatıldıkları bilinmiyor. Bilinen bir şey var: O öyküler dilden dile dolaşmaya başladığında, Yunanlılar ilkel çağı çoktan geride bırakmışlardı. Yunanlılardan günümüze kalan en eski belge, Homeros’un ilyadasıdır. Buna dayanarak, Yunan mitologyasının, İsa’dan bin yıl kadar önce Homeros’la başladığını söyleyebiliriz. Homeros’un belli başlı özelliklerinden biri; sağlam, akıcı, zengin bir dil kullanmasıdır. Bu kendinden önce gelmiş olan Yunanlıların, düşüncelerini rahatça anlatabilmek için olurmuş bir dil yarattıklarını gösterir: Büyük bir uygarlık belirtisi. Böylece Yunanlılarla birlikte insanoğlu evrenin en önemli varlığı oluverir. Daha önce insanoğluna pek aldıran yoktu; oysa Yunanlının yarattığı Tanrılar insan biçimindedir.(İnsanbiçimciliği: Antropomorlizm). Eski Yunan’dan önce dünya insanları insan dışı olan her çeşit Tanrıya, putlara, doğa varlıklarına tapınışlardır. Aradaki bu büyük değişikliği anlamak için bir Zeus’un, bir Apollon’un heykelini göz önüne getirmek yeter. İnsan biçimindeki ölümsüzier, aslında dünyaya akılcı bir düzen getiriyorlardı. Saint Paul, görünmeyeni anlayabilmek için görünene başvurmak gerektiğini söylemişti. Günümüze kalan Yunan eserlerinde, bu düşüncenin somut örneklerini bulabiliriz. Yunanlı, Apollon’ un heykelini yapmak isteyince, gözlerini spor oyunlarına katılan atletlere çevirmiş, şiirini kurarken doğrudan doğruya insanla, onun yaşamasıyla ilgili görüntüler bulmuştu. (Bütün ilkçağ uygarlıklarının, doğanın yaşam için insana kolaylıklar, rahatlıklar sağladığı coğrafya dilimlerinde doğup geliştiğini biliyoruz. Denizi, dağı, kıyı biçimleri, yol kolaylıkları, toprak verimi ve ılıman ölçüleriyle Yunan Anadolu kıyılarının en elverişli koşulları taşıdığı şüphesizdir. Bu yüzden ünlü yazarlarımızdan Halikarnas Balıkçısı, bir eserine . Altıncı Kıta: Akdeniz adını takacaktır, Bilgi y.). Tanrılar insana benzeyince gökyüzü de eve benzer doğallıkla. Yunanlılar, Olympos’daki ölümsüzlerin neler yiyip neler içtiklerini, nasıl eğlendiklerini bile bilirlerdi. Korkmasına korkarlardı onlardan; ama Hera, kocası Zeus’u başkasıyla sevişirken suç üstünde bir yakalasın, gülmekten katılırlardı. Böylece Tanrılarla insanlar arasında bir yakınlık, bir içtenlik sürüp giderdi.Yunan mitologyasının yarattığı mucize budur: İnsancıl bir dünya; her şeyi bilen, her şeyin üstündeki o Bilinmeyen Varlık’ın saldığı bunaltıcı korkunun silinişi… (Edith Hamilton.çeviren: Ülkü Tamer, 1964).”Erken ilkçağda mythologein diye de bir eylem vardır, masal anlatmak demektir, sözlü gelenekle dilden dile aktarılan efsanelerin ozanlarca sürdürülmesini de belirtir. Mitologya kavramı da aynı anlama gelir. Hem masal ve söylencelerin toplandığı kitap için, hem de ilkçağın sonlarında mythographos, yeni mitos yazarı denilen derleyicilerin yaptığı iş için kullanılır. Ama mitologya, bugün taşıdığı geniş ve kapsayıcı anlama gelmemiştir İlkçağın hiçbir döneminde. Mythos, çok Tanrılı (polytheiste:) bir dinin tanrıları üstüne anlatılan efsanelerin bir araya geldiği kitap olduğuna göre, mitologya İlkçağın din kitabı olmak gerek; oysa değildir ve hiçbir zaman olmamıştır. Çünkü bu efsaneler inanç-tek Tanrılı dinlerde söz konusu edilen iman düzeyinde yük-elmemiştir. Sözlü ya da yazılı edebiyat ve sanat kollarının hepsinde durmadan konu edilip işlenen ve işlendikçe değişen mitoslar ne kadar şair, yazar, sanatçı varsa o kadar biçim aimış, bu nedenle hiçbir zaman belli bir dinin tek kitabı- halinde toplanamamıştır. O yüzden ilkçağ mitosları laiktir, din adamının değil sanatçının uğraşıdır, onun anlamı, yön ve biçimi din alanında verilmez, sanat alanında verilir. Asıl yaratıcısı da söz’dür ve söz ustasıdır. Böylece maddenin başında andığımız mythos, epos, giderek logos bile birleşmişledir onun doğup gelişmesinde.Merodotos der ki, Tanrı soylarını sayıp döken, Tanrılara adlarını veren, niteliklerini tanımlayan ve efsanelerini anlatan, Homeros ile Hesiodos’tur.Doğruysa da orada kalmaz, onların yarattığı Tanrı soylarına ve söylencelerine yeni ekler, katkılar yapılır; edebiyat türleri çoğaldıkça mitoslar da yeni anlatımlar ve yorumlarla zenginleşir. Destan çağını, ionya’ da: Yunanistan’da melos denilen lirik şiir türleri izler; çalgı eşliğinde tek kişinin ya da bir koronun söylediği bu ezgilerde de mitos önemli bir yer tutar, hymnos denilen övgülerdeyse başlıca konudur. Hele tragedya doğunca mitos da yeniden doğar gibi olur, tragedya yazarlarının elinde bir daha yitirmeyeceği bir öz ve anlamla yüklenir. İnsanlık dramının aynası, simgesi oluverir. Denebilir ki tragedyanın tek kaynağı mitoslardır.Ama iş bununla da bitmez: Binbir kent devletine ayrılmış olan Yunanistan’ın bölgesi, yerli mitosunu yaratmak ve yaşatmak hevesindedir. Koruyucu olarak seçtiği bir Tanrı üstüne kendi bölgesiyle ilgili söylenceler uydurmakta ya da var olan efsaneleri kendi din ve devlet siyasetine göre yorumlayıp değiştirmektedir. Efsane çemberleri böylece genişledikçe genişler: Troya savaşı çemberine Atina, Thebai, Korinthos çemberleri katılır; Odysseus’un serüvenleri destanına Argonaut’lar destanı eklenir, Dor ırklı boylar İon mitosunun kişileriyle boy ölçüşecek bir destan kahramanı yaratıp bütün efsanelerini Herakles diye bir yarı Tanrının çevresinde toplarlar.. Yunan klâsik denilen parlak çağı sona erip de yaratıcılğı azaldığı, sanat gücünün tükenmeye yüz tuttuğu Hellenisîik denilen dönemde efsaneleri toplama ve derleme işine girişilir..” (Azra Erhat, Mitoloji, 1972, V-IX). Yunan-Roma mitoslarının başlıca özelliklerine dikkat eden araştırıcılar şu ilkelerle özetlerler: Mitologyada büyünün yeri yoktur (Yalnız iki büyücünün adı geçer, onlar da genç ve güzeldirler); Babil’den beri süregelen astroloji, yerini astronomiye bırakmıştır, yıldızlar insanları etkilemez. Tanrılarla bakıcılık, bilicilik yoluyla- yakınlığı olan rahiplerden korkulmaz, ilk Yunan mitologyacılar, bir korku dünyasını bir güzellik dünyasına başarıyla çevirmişlerdir. Arasıra rastlanan insana benzemeyen Tanrısal güçler de (Satry’ler, Kentauros’lar) Hemen ilk aşamada insancıl bir dünya için saf dışı bırakılacaktır (Herakles), Mitologyanın asıl ilgisi dinle değil, doğayladır. “İnsanların, hayvanların, ağaçların,çiçeklerin, güneşin, ayın, yıldızların, .fırtınaların, depremlerin nasıl olduğunu anlatır mitoslar. Zeus öfkelenince elindekini yeryüzüne şöyle bir fırlatır, yıldırım olur. Dağın içine kapatılmış bir canavar kurtulmak için çırpınır,deprem olur.ilk bilim belirtileri” (E. H. age, 5). Mitolojinin kaynak belgeleri arasında, yukarıda adı geçen Homeros’la (iiyada, Odysseia) Hesidos’un (Thegonia) eserlerinden başka başlıca şu sanatçılar yer alır: Pindaros (VI. yy. sonları), Aiskhylos, Sophokles, Euripi-des (yaklaşık V.yy.) ve tragedyalarının (biri dışında) tümü; komedi şairi Aris-tophanes (V.IV.yy.) tarihçi Herodotos, filozof Platon. İÖ 3. yy.’da İskenderiyeli şairler diye anılan Theokritos, Bion. Moskhos.Rodoslu Apollonios. Latin şairi Ovidius (Augusîus’dönemi) İS 2.yy.’da Apuieius, Lukianos yaşamı bilinmeyen Opoliodoros, Pausanias, Romalı Vergilius… Ama genellikle mitoslar, onlara yürekten inanıp bağlanan, Yunan sanatçılarının yazıp derlediklerinden çıkardır. Buna bir de arkeolojinin son buluşlarıyla iyice aydınlığa çıkmaya başlayan Anadolu kültür kaynaklarını eklemek gerek. Bu bakımdan Öncü kişiliğiyle Halikarnas Balıkçısını, yeni yorumlar getiren Azra Erhat’ı katmak gerekir. Şair Behçet Necatigjl de, hazırladığı iki özlü eserin (Mitoloji Sözlüğü,100 soruda Mitologya) önsözünde mitolo: jiyi günümüze bağlayan ilgileri değerlendirir ve tanık gösterir: “Mitoslar bilgisi ve mitosların dizgeli bir biçimde toplamı demek olan miîologyanın bütün öteki halkların efsanelerinden önce akla Yunan ve Latin öykülerini getirmesi; Yunan ve Latin mitologyalarının yüzyıllardır Avrupa . sanat ve edebiyatını en geniş ölçüde beslemekte olmalarından geliyor. Batı sanat ve edebiyatını, Tanzimattan Du yana izlediğimiz bu dünyayı bilmek için gereklidir mitologya. İsmail Habib Sevük’ün Avrupa Edebiyatı ve Biz (1940) kitabındaki şu satırlar, konuyu iyi açıklar: ‘Bugünkü Avrupa uygarlığı, Yunan ve Latin’den gelen insancılığa (hümanizm) dayanır. Avrupa, büyük Rönesansa o yolla erdi. Bugünkü uygarlık şu ya da bu ulusun değil, Yunan ve Latin’e eklenmiş Avrupanındır. Arada Ortaçağ Hıristiyanlığı da aşılanarak Yunan ve Latin’i Rönesans’a bağlayan ve Rönesans’dan zamanımıza kadar uzanan tek bir Avrupa uygarlığı. Bu bütün olarak bir aydınlık cephesidir. Hangi ulus bu cepheyi bütün yapısıyla kendi diline yansıtabilmişse o Avrupalı olur. Avrupalı ulus demek, Avrupa coğrafyasında bulunan demek değildir.Avrupalı ulus, önce bütün Antikite’yi (İlkçağ), yani Yunan ve Latin’in belli başlı eserlerini daha sonra öteki Avrupalı ulusların belli başlı kitaplarını kendi diline aktarandır.Böyle diyor İsmail Habib Bu yüzden bir yandan kendi kültür kaynaklarımızdan yararlanırken bir yandan da Avrupa eserlerini çevirip okuyoruz. Bunların tam anlaşılması için çok kez el altında bazı önbilgiler, yardımcı kitaplar bulunması gerekir. Sanatı, edebiyatı sürekli besleyen bir kaynak olarak, Yunan ve Latin mitologyası da böyle bir yardımcıdır.” Aynı ilkelerin doğruluğuna inararak, bu ansiklopedinin sayfaları da bütün Yunan-Latin mitoslarının olay, kişi ve Tanrılarına elden geldiğince açıktır; gerekli göndermelerle bütün maddeler yer almaktadır.
Sağlık Ana Sayfa
