KURAN, islam dininin kutsal kitabı. Allah tarafından Cebrail aracılığıyla, Hz. Muhammet’e (SAV) indirilmiştir. Sözcük Arapça’da okudu anlamına gelen Karae’den türemiştir. Yine bu sözcüğün bir araya topladı, yazdırdı gibi anlamları da vardır. Nitekim, Kuran’ daki ayetlerde de, bu anlama geldiğine değin bilgiler bulunmaktadır. Bir kısım müfessirler, sözcüğün anlamını daha geniş ele alarak, “okuttu, düzenledi, belli bir sıraya koydu, ayetleri bir araya topladı” gibi anlamlar da verirler. İşte bu haliyle, Kuran’ın, Hz. Muhammet’e indirilen vahiylerin düzenli bir biçimde bir araya toplanmasına özel bir ad olduğu kabul edilmektedir. Kuran’ın başka birçok adları daha vardır: En çok bilinenleri el-Furkan, et-Tenzîl, ez-Zikr ya da et-Tezkire’ör Ayrıca, Absenü’l-hadîs, er-Rahman, el-Mevizeî, el-Hayr, el-Burhan, ei.-Nİ’me, Mecîd, Müker-rem, eş-Şitâ, Merîû, Kerîm vb. adları da bilinmektedir.Kuran Allah’ın sözleridir. Bunlar sonradan yaratılmamışlardır. Çünkü o, Levh-i Mahfûz’da vardı ve Kuran’ı yorumlayan birçok bilgine göre, oradan dünyaya indirildi. Kuran’dan önce öteki peygamberler aracılığıyla indirilen Tevrat, Zebur ve incil de, Tanrı sözüdür. Ancak bu üç kitap, zamanla asılları bozulduğundan, insanları sapıklıktan kurtaramadı ve Tanrı son din olan islamı yeryüzünde egemen kılarken, son kitap olarak da Kuran’ı, birkurtuluş aracı olarak gönderdi. Nitekim Kuran’ in birçok suresinde, insanların okuyarak Kuran’ı anlamaları, Allah’ın gösterdiği yolda gitmeleri, Tanrısal buyruklara göre davranmaları istenilmektedir.Kuran, Cebrail tarafından yavaş yavaş indirildi. Bu işe vahiy denilmektedir, indirilmesi yirmi üç yılda tamamlanan Kuran’ın dili, Arpaca olup, Kureyş lehçesiyledir. Ancak, onun dilinin Arapça olması, Kuran’ın yalnızca Araplara özgü olduğu anlamını taşımaz. Çünkü evrensel din İslamlık nasıl dünyadaki tüm insanlar için gönderilmişse, Kuran’ da, tüm insanları doğru yola yöneltmek ve onları kurtarmak üzere gönderilmiştir.Cebrail tarafından Hz. Muhammet’e getirilen vahiyler, hemen peygamber ve öteki sahabelerce ezberleniyordu. Daha sonra da vahiy kâtipleri adıyla bilinen kâtiplerce parça parça yazılıyordu. Peygambere vahiy kâtipliği yapanlar arasında, dört islam halifesiyle Zeyd bin Sabit, Halid bin el-Velid, Ubeyy bin Ka’b, Sabit bin Kays, Muaviye bin Ebu Süfyan sayılabilir. Başka.yahiy kâtipleri olduğu da kesindir. Bunlar ince taşlarla ve kürek kemikleriyle deriler ve hurma dallarına yazmaktaydılar. Daha sonra bu yazılanlar bir kitap haline getirildi ve mushaf adını aldı. Baştan başlayarak Müslümanlar arasında Kuran’ın ezberlenmesi ve öğretilmesi işine büyük Önem verildi. Bu mushaîlar vahiy kâtiplerince oluşturuldular. Mushaf oluşturanlar arasında, Hz. Ali, Sa’d bin Useyd, Ebu’d-Derda, Muaz bin Cebel, Zeyd bin Sabit vb. sayılabilir. Nitekim bu kişiler daha o zamanda Ehl-i Kuran olarak tanımlanmışlardır, islam dininin yayılması ve Müslümanların sayılarının artmasıyla, Kuran’ı ezberleyenlerin sayısı da çoğaldı. Bu arada, Kuran öğretimi ve yazılması işine aynı önem kesintisiz gösterildi. İşin başından beri, Kuran’ı öğrenen ve ezberleyenlerin sayılarının çokluğu, Kuran’ın unutulmasına ve yanlış bilinmesine engel oldu. Öte yandan beş vakit namaz da müslümanlara buyrulunca Kuran surelerinin tüm namazlarda okunması farz kılındı. Bu da Kuran’ın her ne olursa olsun, kesinlikle öğrenilmesini zorunlu kıldı. Kuran’ın Peygamberin sağlığındayken yazıya geçirilip, bir kitap haline getirilmesi pek düşünülmemişti. Bu onun hayatta olduğu sürece, yeni vahiyler gelmesi olasılığına dayanmaktaydı. Ancak Hz. Muhammet’in ölümümden hemen sonra, İslam dininden dönenlerin görülmesi ve bunun birden bire çığ gibi büyümesiyle ortaya çıkan irtica olayları, Müslümanların ileri gelenlerini düşündürmeye başladı. Haljfetik, dinden dönenlerin üzerine büyük ölçüde asker gönderdiğinden,ordu içinde bulunan hafızlardan da çok sayıda ölenler oldu. Halife Ebubekir ile Hz. Ömer bu konuda hemen önlem almak kaygısına düştüler. Bu dönemde, Kuran’ın tamamı yazılarak mushaf oluşturanların elindeki sayfaları, belli bir sıraya göre düzenlenmiş değildi. Sonunda Ömer’in ısrarı ile, Ebubekir de Kuran toplanması ve bir kitap haline getirilmesine razı oldu, Bunun için önce Zeyd bin Sabit’ten bu görevin yerine getirilmesini istediler. Zeyd bin Sabit, başlangıçta kaygılandıysa da, Hz, Ömer’in durumu anlatması sonucu razı oldu. Çünkü, bu o zamana kadar yapılması en güç işlerden biriydi. Sahabelerin hemen hepsinden yararlanmaya çalıştı önce ellerinde Kuran metinleri yazılı olan tüm Müslümanlardan bunları istedi. Ayrıca bu metinlerin doğrudan Peygamberin ağzından yazıldığına ilişkin, iki de şahit getirmelerini koşul koştu. Kendisi de Kuran’ı ezbere bildiği halde, bu özelliğini’hiç ortaya koymayarak, tümüyle bilmiyormuş gibi davrandı. Sonunda böylesine titiz bir çalışmadan sonra, Kuran metinleri birleştirildi. Bir sıraya ve düzenekonuldu. Birbirinin yinelemesi olanlar çıkarıldı ve bugün de kullanılan Kuran nüshası oluşturuldu. Halifeye teslim edilen bu Kuran nüshasına kimse itiraz etmedi. Böylece, direk devletin karan ve uygulamasıyla, resmi bir Kuran nüshası düzenlenmiş oldu.Böylece hazırlanan Kuran nüshası Halife Ebubekir’e teslim edildi. Ondan sonra da Ömer’e geçti. Hz. Ömer’in ölümünden sonra kızı Hafsa’da kaldı. Daha sonra, Mervan bin el-Hakem’in bu nüshayı Hafsadan istediği, ancak onun vermediği, ölümünden sonraysa, kardeşi Abdullah bin Ömer’in bunu Mervan’a verdiği kaynaklarda yazılıdır, Ömer zamanında,Kuran’ın öğretimi alanında daha yaygın çalışmalar yapıldı. Çünkü bu dönemde, İslam dini yeni ele geçirilen ülkelerde de hızla yayılmaktaydı. Buralarda İslamlığı kabul edenlere Kuran’ın öğretilmesi önemli sorun olarak devleti zorlamaktaydı. Bu yüzden Hz. Ömer, Şam’a. Filistin’e ve öteki civar bölgelere sürekli Kuran’ı ezbere bilen Müslümanları gönderdi. Fakat bu durum bazı güçlükleri ortaya çıkardı. Çünkü Mekke ve Medine dışına çıkıldıkça, Arapça’nın yeni ve değişik lehçeleriyle karşılaşılıyordu. Değişik bölgedeki halklar, kendi lehçelerinde Kuran’ı okuyorlardı. Bu, biraz da Kuran’ı kendilerine öğreten sahabelerin değişik okuyuşlarından da kaynaklanıyordu. Özellikle Ermenistan ve Azerbaycan’ın fethinden bu gibi konular daha çok ağırlığını duyurmaya başladı. Bu durum, İslam dinini ve Kuran’ ı iyi bilen Müslümanları kaygıya düşürmekteydi. Çünkü.birbirlerinden değişik biçimde Kuran okuyanlar arasında çıkabilecek bir anlaşmazlık, bir fitneye yol açabilirdi. Sonunda Halife Osman zamanında, böyle bir fitnenin önünü alabilmek için, Kuran nüshalarının çoğaltılmasına karar verildi. Başta Zeyd bin Sabit olmak üzere, Hz. Osman dört kişilik bir koalisyon kurdu. Komisyonun öteki üyeleriyse Abdullah bin Zübeyr, Sa’d bin Ebu Vakkas ve Abdurrahman bin Haris bin Hişam idi. Bu komisyon önce Hafsa’da bulunan Kuran nüshasını alarak bunun doğrultusunda Kuran nüshalarını çoğalttılar. Kaynaklar bu sırada çoğaltılan Kuran nüshaların sayısını beş ya da yedi olarak belirtirler. Bunlardan biri Mekke’ye, biri Kûfe’ye, biri Basra’ya, biri Şam’a gönderildi, Öteki de Medine’de, yani halifelik merkezinde kaldı. Daha sonra bu mushafların metinlerine uymayan başka mushafların yakılması kararlaştırıldı. Bu konuda eyaietlere buyruklar gönderildi. Bu kuran nüshalarında, bazı sözcüklerin değişik okunuşları gösterilmemişti. Ebubekir’in döneminde hazırlanan resmi Kuran’da da bu değişikler belirtilmişti. Ancak Hz. Osman zamanında Kuran nüshaları çoğaltılınca, aynı sözcüklerin yazılış ayrılığı nüshalarda gösterildi, öte yandan, Mervan bin el-Hakem’in Hafsa’dan almaya çalıştığı nüshada, bu ayrılıkları ve değişik sözcük yazılışları düzeltmek amacını gütmekteydi. Bu aşamadan sonra, Kuran’a konulan hareketler; onun çeşitli lehçelere göre değişik okunuşlarını yöntemine uygun belirtmek amacını gütmekteydi. Nitekim bugüne kadar, Kuran’ın hareketli biçim okumada değişik dil ve toplulukların birçok lehçelerine göre değişik ve yanlış okumaları önlemiştir. Hz. Osman’ca sayıları beş ya da yedi olarak yazdırılan Kuran nüshaları zamanla kayboldu. Ancak onlardan pek çok nüshalar çoğaltıldığı için, Kuran üzerinde herhangi bir yaniışlık yapılmadan günümüze kadar geldi. Bu Kuran nüshalarından birisi günümüze kadar gelmiştir. SSCB’nin Taşkent Kenti’nde bulunan bu nüshanın Çarlık Rusyası röprodüksiyonu yayımlandı ve şu gerçek tam olarak ortaya çıktı. Taşkent nüshası ile bugün kullanılan Kuran nüshaları arasında hiçbir değişiklik bulunmamaktadır. Şam’a gönderilen nüshanın da, 16. yy’a kadar varolduğunu, İslam tarihçileri belirtmektedir.Kuran daha Peygamber zamanından beri, kıraat-i seb’a ya da kıraat-i aşere olarak tanımlanan değişik okuma biçimleriyle okunmaktadır. Çünkü, hemen hemen hiç okuma yazma bilmeyen bir topluluğa indirilen Kuran’ın, kolaylıkla okunabilmesi için, Allah kendiliğinden bazı kolaylıklar da sağlamıştı. Çünkü Kuran yedi harf üzere indirilmiştir. Buna göre Kuran okunuşundaki yedi tür kıraat biçimi de Allahın vahyine ve Peygamberin yorumuna bağlı olarak belirlenmiştir. Bu da Hz, Peygamberin öğretmesiyle yayıldı ve sistemleşti.Ancak,Müslüman alimler bununla yetinmediler, özellikle 8. yy’da yaşamış olan alimler, bu konuda eserler yazmaya başladılar. Kendilerine “Kurra” adı verilen bu bilginler, Kuran’ m birbirinden değişik yedi kıraat sistemine göre okunuşlarını da ezberlediler. Bu konuda ilk eseri 3831e ölen Ebu Ubeyd el-Kasım bin Seliam el-Herevi yazdı, Bu.eserde 25 Kuran hakkında bilgiler bulunmaktadır. Daha sonra, Kiîabü’l-Hamse ya da Kitabü’s-Semaniye adlarından yazılan kitaplarda pek çok ünlü Kuran’ın adları yer aldı.Kuran kendi İçinde surelere ve daha küçük parça olarak da ayetlere ayrılır. Büyüklük küçüklü 114 sure bulunan Kuran’da ayetlerin sayısı 6666′dır. Sure sayısı kesin olmakla birlikte, ayetlerin sayısı konusunda din bilginleri, az da olsa değişik görüşler ileri sürmektedirler. Kuran üzerinde matematiksel çalışmaları Haccac bin Yusuf gerçekleştirdi. Basra valiliği sırasında, bu kentin ünlü kurralarından Hasan el-Basri, Ebu’-âliye, Nasr bin Asım, Âsim ei-Cehderi ve Malik bin Dinar’ı görevlendirdi. Yapılan sayımlar sonunda, KuraıVın bütününde, 77.439 sözcük ve 323.015 harf bulunduğu anlaşıldı. Bu çahşma îam dört ay sürdü. Kuran ayetleri, vahiyle geldiği sıraya göre, yani kronolojik olarak düzenlenmemiştir, ilk indirilen ayetler, .Kuran’ın 96. suresinde yer almaktadır. Ancak, ayetlerin yerinin Hz. Peygamberce saptandığı kesindir. Çünkü Hz. Osman zamanında Kuran metni yazılırken, 2. surenin 240 . ayetine gelindiğinde, Abdullah bin Zübeyr, bu ayetin 234. ayette verilen bilgiye göre yürürlükten kaldırıldığını belirtip, bunu yazmalarını gerektiğini belirtince, Osman,” Ey kardeşimin oğlu, Ondan hiçbir şeyi yerinden oynatmaya benim gücüm yetmez” demiştir. Nitekim bu konuda, yani Kuran’daki ayetlerin yerinin belirlenmesinde, peygamberin, vahye dayanarak belirlemede bulunduğu konusunda,tüm İslam bilginleri birleşmişlerdir. İslam aleminde de böyle bir konunun tartışması gündeme hiçbir şekilde gelmemiştir. İlk zamanlarda. Kuran nüshalarında hareket.ve nokta işaretleri bulunmuyordu. Ayrıca cüz ve hizip ayınmtan da yoktu. Başlangıçta Araplar, kendi dillerinde olduğu için, Kuran’ı okumakta güçlük çekiyorlardı. Ancak İslam dinine göre Arapların dışındaki kavimler ve uluslar için Kuran’ı doğru olarak okumak bir sorun olmaya başladı.Bu yüzden okumayı kolaylaştırmak üzere, önce sözcüklerin sonları belirlendi ve noktalandı. Sonra da, yazılışta birbirine benzeyen harflerin noktalaması yapıldı. Bu şekilde Kuran’ da noktalama işaretlerini kullanan ilk İslam bilgini 688′de ölen Ebu’l-Esved ed-Dueli’dir. Bundan sonra, Nasr bin Asım (öl. 708), Yapla bin Ya’mer (öl. 746) ve Halil bin Ahmet (öl. 786) gibi bilginler, noktalama işaretleri üzerindeki çalışmaları geliştirdiler. Son kitap olan Kuran, önceki kutsal kitaplara, göre, daha çok yönlü ve çeşitli konuları içermektedir. İman, ibadet, toplumsal ilişkiler, ahlak vb. çeşitli konularda, buyruklar yasafar içeren Kuran, ayrıca geniş bilimsel konulara da girmektedir. Yani gökbilim, fizik, insan anatomisi gibi, çeşitli bilgiler Kuran’da yer almaktadır. Tüm bunların ,amacı, da insanların kurtuluşa erdiril-meleri, doğru yol bulmaları, Allah’ın rızasını kazanmaları ve yaşamların bu doğrultuda sürdürmeleri, muttu olmaları ve sonsuz yaşama sevinç ve ak alınla gitmeleri amacına yöneltir. Bilimsel gerçek olarak da, insanın kendini tanıması, kendini bulması, düşünülmesi ve gerçeği bulma yetisini kazanması içindir. “Hz. Muhammet’in Kuran’ı okuyanları, onu öğrenenlerle öğretenleri ele alan birçok hadisi bulunmaktadır. Kuran’ın okunması ve öğrenilmesi için, İslam dünyasında büyük çalışmalar yapılmıştır. Onunla ilgili belli kurallar ortaya konulmuştur. Çünkü bir kişinin Kuran okuyabilmesi için, abdestli olması gerekir. Öyle ki abdessiz Mushafa el sürmek bile günah sayılmıştır. Geçerli olanı Kuran’ı kuralına uygun ve saygıyla okumak ve anlamaktır. Ancak arapça bilmeyenler, onun anlamını yorumlardan izleyebilirler. Gazali, Kuran okumuş olmak için, akıl, ağız ve kalbin iş birliği içinde olması koşulunu ileri sürer. Ona göre, ağız, ağır ve doğru olarak harfleri çıkarmalı akıl anlamını düşünmeli, kalp de, anlamlarından ders almalıdır.
Ansiklopedimizin içinde Google destekli arama yapın.
.
You can leave a response, or trackback from your site.
Sağlık Ana Sayfa
Biyografiler
Akademisyenler,
Antropologlar (İnsanbilimciler),
Arkeologlar
Askerler >
Besteciler
Bilim Adamları
Biyologlar
Coğrafyacılar
Dansçılar
Denizciler
Devlet Adamları - Politikacılar
Dilbilimciler
Din Adamları
Diplomatlar
Doğa Bilimciler
Düşünürler
Edebiyatçılar
Eğitimciler
Ekonomistler
Felsefeciler
Fizikçiler
Fotoğrafçılar
Gazeteciler
Gezginler
Gökbilimciler
Gravürcüler
Heykeltraşlar
Hukukçular
İktisatçılar
İmparatorlar-Hükümdarlar
İş Adamları
İstatistikçiler
Karikatürcüler
Kaşifler
Kimyagerler
Koreograflar
Mankenler
Matematikçiler
Mimarlar
Minyatürcüler
Mucitler
Mühendisler
Müzisyenler
Oryantalistler
Osmanlı Padişahları
Pilotlar
Psikologlar
Ressamlar
Şairler
Sanatçılar
Sanatkarlar
Sendikacılar
Seramik Sanatçıları
Sinemacılar ve Tiyatrocular
Sosyologlar (Toplumbilimciler)
Sporcular
Araba Yarışçıları
Futbolcular
Tarihçiler
Tıpçılar
Veterinerler
Yazarlar
Yöneticiler
Yönetmenler
Toplum ve Yaşam
Toplum
Millet
Aile
Antropoloji
Hayvanlar
Sosyoloji
Cinsellik
Ev
Evlilik
Felsefe
Aşk
Biyografiler
Bilim ve Teknoloji Bilim
Bilgisayar
Bilim
Kurgu
Matematik
Aritmetik
Arkeoloji
Biyoloji
Bilim Adamları
Bilişim
Ekonomi
Fizik
Yıldızlar
Astronomi
Uzay
Arkeoloji
Jeoloji
Nükleer
Enerji
Kimya
Zooloji
Mantık
Pedagoji
Enerji
Elektronik
Elektrik
Telekomunikasyon
Teleskop
Ses
Tıp
Tarım
Kültür
Kültür
Dil
Tarih
Edebiyat
Eğitim
Felsefe
Adet
Müze
Müzik
Mitoloji
Basın
Spor
Sinema
Tiyatro
Coğrafya
İklim
İlçeler
İller
Biyocoğrafya
Din
ilahiyat
Allah
Musevilik
Hristiyanlık
Kuran-ı Kerim
Mitoloji