KÜLTÜR,
tarihsel,
toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara aktarmada işe yarayan
insanın doğal ve
kültürel çevresine egemenliğinin
ölçülerini gösteren araçların tümü. Günümüzde hemen bütün
dillere geçmiş bulunan ve gündelik konuşmalarda geniş bir kullanım alanı bulan kültür sözcüğü ve buna bağlı olarak kültür kavramı tarihsel olarak uzun bir geçmişe sahip değildir.
Latince, sürmek, ekip biçmek anlamına gelen Cultura sözcüğünden kaynaklanan Kültür sözcüğü bu anlamını 17. yy’a dek korumuştur. İlk kez
Fransa‘nın ilk
düşünürlerinden olan Voltaire, kültür sözcüğünü insan
zekasının oluşumu,
gelişimi ve yüceltilmesi anlamında kullanarak söz konusu sözcüğe yeni bir anlam kazandırdı. Daha sonra kültür sözcüğü
Almanca‘ya geçti ve 1793 tarihli bir
Alman dili sözlüklerinde Cultur, daha sonra da Kultur olarak yer aldı. Alman Etnolog G. Klemn’in İnsanın Genel Kültür Tarihi adlı eserinde kültür sözcüğünü uygarlık ve kültürel
evrim karşılığında kullanmasıyla sözcük ve kavram yeniden değişik anlamlar yüklendi. Daha sonra
İspanyolca,
ingilizce ve
Slavca‘ya geçen kültür sözcüğü, 20. yy’da hemen tüm
dünya dillerinde yer almaya başladı. Ancak
toplumbilimlerinde (
sosyoloji), Özellikle de insanbilimde (
antropoloji) uygarlıkla eşanlamlı tutulan kültür sözcüğünün tek ve doyurucu bir tanımlanması, sözcüğün
evrensel kullanımına karşın henüz yapılamadı.
ABD‘Ii insanbilimci (antropolog) Kroeber ve Kluckhon’un 1952′ de kültür konusunda yayınladıkları bir eserde kültür ve kavramının 164 değişik tanımı derlendi ve tartışıldı. Kültür kavramının tanımlanmasında karşılaşılan en büyük güçlük, uzmanlara göre, kültür sözcüğünün birçok anlamı birden taşımasından ve birçok temel kavram karşılığı da kullanılan soyut bir sözcük olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden hemen her dile
anlam bilimi (
semantik) açısından kültür kavramının genel ve özel anlamları birbirinden ayrılmaktadır.
Türkçe‘deki “kültür” ile “bir kültür” arasında yapılan önemli ayrım bu olgunun iyi bir örneğidir. Bütün bu değişik tanımlamalara karşın kültür kavramının ele alınmasında günümüzde birkaç ana görüş egemendir. Kentsoylu İnsancı (
Burjuva Hümanist) kültür anlayışı; kültürü ilerici gelişme evresindeki
burjuvazininki Sltürel öz
bilinç yansıması ve
anlatımı olarak, insanların yaşam yolu,
eğitim, gelişme yeteneği, insanın erdemliliği ve yaratıcı güçleri üstüne
düşünce, tasarım, görüş, değer yönlendirmesi ve çabaların bütünü.olarak tanımlar.Bu anlayış Rönesans insancılığı (hümanizm) ve
Martin Luther, Calvin gibi düşünürlerin geliştirdiği reformun
kuramsal kavramlarından doğmuştur. Bu düşünce dizgesinin benimsenmesi ve ileriye doğru geliştirilmesi sürecinde burjuva kültür anlayışı
maddeci ve
idealizm yanlısı olmak üzere iki doğrultu izler. Maddeci kültür anlayışının temel çıkarsamaları ve dayanakları,
bilimin pratik yararlılığı, insanın doğaya giderek egemen olması, insanın somut duyusallığına ilişkin görüşlerdir. Bu anlayışın önde gelen temsilcileri arasında Francis Bacon, Thomas Hobbes, John Locke, Montesquieu, Voltaire, Deniş Diderot, Helvetius, J. J. Rousseau sayılabilir, Protestanlığa ve Descartes’çı düşün yapısına dayanan idealist burjuva hümanist kültür anlaşısıysa, klasik Alman
şiiri ve
felsefesinde Herder, “Schiller ve Goethe’nin eserleriyle Kant, Fichte ve Hegel’in felsefi dizgelerinde doruk noktasına varır.
Adam Smith ve David Ricardo’nun kuramlarıyla biçimlenen klasik burjuva
ekonomisinin yarattığı ortamda gelişen bu kültür anlayışı, burjuva toplumda
bireyin varlığı, işlevi ve konumuyla ilgili felsefi görüşlerle üretim dizgesinde gerçekleşen kuramsal yeniliklerin bir araya gelmesi, burjuvazinin kültür anlayışının oluşmasında önemli bir katkıda bulunmuştur. Günümüz burjuva kültür kuramları ise kültürün, kültür tarihinin özü, kültürel değer, kültür sürecinde insanın rolü, kültürel ilerlemenin ölçütleri,
kapitalizm toplumlarında kültürel gelişmeye ilişkin sorunları ele almaktadır. Alman düşünürü Kari Marx ve Friedrich Engels ile gelişen maddeci kültür kuramı, insanlığın gelişmesinin yanlızca toplumsal yapının, belirli bir tarihsel gelişme sürecinin nesnel yasallıkları olmayıp aynı zamanda, insanların yaşamsal etkinliklerinin de bir sonucu olduğunu savunur.Bu görüşe göre insanların doğayı özümlemeleri ve değişime uğratmaları, kendi etkinlikleri yoluyla toplumsal ilişkileri geliştirerek değişime uğratmalarının da bir sonucudur. Buna göre kültür, doğada bulunmayan, insan yaratısı olan herşeydir. Günümüz toplumbilimi bu değişik görüşlerin tümünden belli oranlarda yararlanmakta, toplumbilimin ölçütlerine uygun bir tanımı benimseme yoluna gitmektedir. Bugün toplumbilimlerinin kullandığı anlamda kültür; insanların edindiği ve gelenek, görenek, eğitim, öğretim, hukuk, siyasal kurumlar gibi yollarda birbirlerine ve daha sonraki kuşaklara ilettikleri nesnelerle
bilgi sanat, hüner ve
alışkanlıklar,
inanç ve değerlerin toplamıdır. Bu açıdan, insanların toplumsal ve tarihsel gelişim sürecinde yarattıkları tüm öğeleri içine alan kültür, teknik ilerlemenin, eğitimin, bilimin, güzel sanatların belli bir toplumsal gelişme aşamasındaki düzeyini ortaya koyar. Bu nitelikleriyle
halk yığınlarının etkinliklerinin ürünü olan kültür iki öğeden oluşur: Maddi öğelerle manevi öğeler. Kültürün maddi öğeleri, insanların tarih boyunca eylemleriyle., doğaya kurdukları egemenliğin ölçüsüne bağlı olarak değişir. Tarihsel süreç içinde toplumların ve bunları oluşturan bireylerin, kendi “pratik ve zihinsel etkinlikleriyle ortaya çıkardıkları tüm teknoloji, araç ve gereçler maddi kültürü oluşturur. Manevi kültür öğeleri, yapılarından kaynaklanan bir zorunlulukla her zaman maddi kültür öğelerinin en azından bir gelişme göstermesi sonucunda oluşan değerler, inançlar, davranış kuralları,
adet, gelenekler, göreneklerdir. Bireylerin maddi kültürün öğeleri olan teknolojiyi, basit bir anlatımla araç kullanımını yaşama geçirmeleri, doğanın, toplumsal ilişkilerin, üretici güçlerin değişmesinde en önemli rolü oynar. Bireylerin edindikleri maddi kültür, bu değişim sırasında bilimde, dünya görüşünde,
din ve sanatta,
ahlak anlayışları,
hukuk kuralları ve üstyapı kurumları içinde nesnelleşir. Yani manevi kültür öğeleri bir yandan insanın doğaya ilişkin bilgilerinin genişliğini gösterirken öte yandan da toplumsal gelişmenin belli bir aşamasında toplumsal kümelerin yerlerini yansıtır. Toplumbilimsel
çözümlemeler manevi kültür öğelerinin belli başlı üç öbekten oluştuğunu göstermektedir, Bunlar; kuralsal düzen, eylem düzeni ve simgeler düzenidir. Kuralsal düzen, insanları belli toplumsal ve tarihsel koşullarda belli biçimlerde davranmaya zorlayan,
yasalar,
yönetmelikler, örgütler, gelenekler, görenekler, inançlar gibi resmi ve resmi olmayan davranış kurallarıdır. Eylemin düzeni bu kurallara uygun olan ve sürekliliği sağlayan davranışlar düzenidir. Simgeler düzeniyse,
göstergeler, sloganlar,
bayrak, rozet,
afiş gibi öğelerden oluşan bir bütün olarak ele alınır. Belli bir dönemde geçerli olan kültürün bu üç öğesinden herbiri kendi içlerinde
uyumlu bir bütün oluşturdukları gibi, kendi aralarında da, yine uyumlu ve tutarlı bir kültür bütünü oluştururlar. Kendi aralarında ve kendi içlerinde tutarlı ve uyumlu olan bu öğelerle çelişmeler, yeni oluşmakta olan, ama daha yürürlükte olan geçerli kültür anlayışının içinde yer almayan öğelerle kültürü oluşturan üç öğe arasındaki çelişkilerdir; ya da eskiden geçerli olmuş, ama artık etkinliğini ve geçerliliğini yitirmiş olan, buna karşılık varlığını hâlâ sürdüren kültür öğeleriyle olan çelişkilerdir. Manevi kültür alanındaki süreklilik, yani kültürel
miras, maddi kültür alanındaki süreklilikten bu yüzden özünde değişiktir. Maddi kültürü oluşturan üretimdeki gelişmeler toplumsal gelişimin temelini oluşturduğundan, nesnel maddi koşullara bağlı olarak insanlar bu süreç içinde yer almamazlık edemezler. Manevi kültür alanındaysa, geçmişten alınan kültürün önemi ne denli kavranmış olursa olsun tam ve kesintisiz bir süreklilik söz konusu olamaz. Maddi kültüre koşut olarak gelişemeyen manevi, kültür yavaş da olsa bir katılaşmaya yol açar. Bu yüzden bir çok sanat ve edebiyat değeri belli dönemler dışında etkinliklerini yitirirler. Maddi kültürü oluşturan üretimdeki sürekliliğin belirleyici özelliklerinden biri sürekli ileriye yönelik olmasıdır. Buna karşılık manevi kültürün gelişmesi, değişik biçimde, geriye doğru da olabilir. Bu, toplumlara kültürü kendi çelişkin özelliğinden, toplumları manevi yaşam süreçleri üstünde toplumsal karşıtların kendi etkisinden kaynaklanır. Manevi kültüre özgü olgulardan biri de, manevi kültür tüketimi sonunda, maddi kültür öğelerinden değişik olarak manevi kültür değerlerinin tümünün ortadan silinip gitmemesidir. Aynı manevi kültür ürünleri, yorumlanma yönünden yeni ve değişik anlamlar kazansalar da yüzyıllar boyunca etkinliklerini korurlar. Kültürel mirasın değerlendirilmesi, kuşaklar aracılığıyla yeni toplumsal ekonomik oluşumlar içinde hangi açılardan kullanıldığına bağlıdır. Bu değerlendirmenin bir sonucu olarak eskinin manevi kültür mirasından bir bölümü alınıp korunur, bir bölümü
gözden geçirilir ve toplumun isterleri doğrultusunda değişime uğratılır, bir bölüm de tümüyle atılır. Kuşaktan kuşağa geçen kültür değerlerinin olumlu “
bağıntıları, dünya kültürünün ileriye doğru gelşimini oluşturur. Ancak manevi kültürün gelişim süreçleri araştırıldığında, yalnız dünya kültürünün kendi gelişimine dayandığı daha önce çağlardaki olumlu bağıntıların yanı sıra olumsuz bağıntıların da ele alınması gerekir. Çeşitli olumsuz manevi kültür öğeleri ayıklanmazsa, olumlu kültür ürünleri de tam anlamıyla özümlenemez.Manevi kültürün göreli
özerklik yapısı, kuşaktan kuşağa aktarımlarda ve olumlu bağıntıların saptanmasında bazı zorluklar yaratır. Şöyle ki, manevi kültür öğeleri bir kez oluştuktan sonra özerk bir yapı kazanırlar ve maddi kültür öğeleri değiştiğinde kendiliklerinden bir uyum yaparak değişmezler. Bu durum toplumlarda maddi ve manevi kültür öğelerinin çatışmasına, giderek manevi kültür öğelerinin toplumda egemen olan maddi kültür öğelerinin (gerisinde kalmasına neden olur.
Amerika Birleşik Devletleri‘nden toplumbilimci Ogburn bu olguyu kültürel gecikme terimleriyle açıklar.
İnsanbilimin antropoloji bulguları da bu saptamayı doğrulamaktadır: 750.000 yıl önce
Avustralya‘da yaşadığı saptanan ve insana en yakın olmakla birliktenin hizmetine sunar.
Dilbilim,
dilleri ‘özellikle de ölü ve ilkel grup ya da kabilelerin dillerini sınıflayarak ortaya koyduğu, genel özellikleri, grup ya da toplum hakkında güvenilir değerlendirmelerin yapılmasına yardımcı olur. Kültür antropolojisinin çalışma alanını din, siyasal yapı. ekonomik ve sosyal kurumlar,
müzik,
dans, sözlü edebiyat,
aile,
akrabalık gibi olaylar oluşturur. Bu konular bir toplumdaki kurumlar olarak ele alındığı gibi, bu kurumların tarih içinde gösterdiği özellikler, geçirdiği değişiklikler ve şimdiki durumları inceleme konusu yapılır. Çalışmalarında yukarıda adları verilen bilim dallarından yararlandığı gibi alan araştırmalarını da oldukça sık yapar. Alan araştırmalarının çok çeşitli alanlarda yapılmasına karşın, kültürün temel özelliği olan tarihselliği nedeniyle alan ‘araştırmalarının odak noktasını çağa ya da çağlara ayak uyduramamış gruplar ya da kabileler oluşturur. Bu nedenle, kültür antropolojisinin çalışmalarını ilkel kabilelerde görülen kurumları incelemekle sınırlayan antropologların sayısı çoktur. Çünkü bugün çok
kompleks bir duruma gelen birçok kurumun prototipi bu kabilelerde görülmektedir. Kurumların prototipi ile günümüzdeki durumu karşılaştırılarak geçirdiği aşamalar ve işlevleri hakkında daha sağlıklı bilgiler elde edilmektedir. Kültür antropolojisinde en başta yer alan konular şunlardır: Kültür,
mitoloji, dm,
evlilik, sanat. Evlilik ve buna bağlı olarak da akrabalık ilk sosyokültürel öğe olması nedeniyle, aile içi işbölümü, öteki ailelerle ilişki askeri ve siyasal organizasyonların temeli bu kurumda aranır. Dinin yapısı ve gelişmeleri 19. yy’dan bu yana antropologların uğraştığı ilk konular arasındadır,
Dinler, animizden tek tanrıcılığa düz bir çizgi biçiminde evrim geçirdiği ileri sürüldü. 20. yy’ın değişik düşünceleri arasında, tektanrılı dinlerin ilk dinlerin bozulmuş biçimi oldğu; büyüden dine, dinden bilime geçişle dinde ilerlemenin sağlandığı (Frazer); din ekonomi ilişkileri (M. Weber); mitolojik dizgelerle din arasında ki mitolojik bağlar olduğu (C. Levi Strauss) gibi görüşler vardır. Kültür kavramı ve kültürlerin gelişmesi hakkında ilk çalışmalar Batı kültürünü merkez alarak dünyada tek bu kültürün evrimleştiğini ileri sürdüler.
Arkeolojinin getirdiği buluntular ve
etnolojik, etnografik yapılar, dil, din hakkında yapılan incelemeler, Batı kültürünün dışında da ileri kültürlerin olduğunu ve her kültürün kendi içinde evrim geçirdiğini, başka kültürlerle alış verişte bulunduğunu göstermiştir. Bunun yanında değişik kültürlerin yapıları geçirdikleri değişiklikler incelenerek tüm dünya kültürlerinin ortak temel ilkeleri arandı. Yapısal Fosksiyonilistler bu arayışı sürdürüyorlardı. Buna bağlı olarak, tarihsel gelişme içinde kültürleri karşılaştırarak insan davranışlarının aynı olduğunu gösteren simgeler arayışı içinde olanlar vardır. Kültürle ekonomik yapı ilişkisi, toplumsal kişilik “kazanma ve kültür, dil kültür, kültür antropolojisinin önemli uğraşı alanlarıdır. Çağımızda kültür antropologların sorunları değerlendirmeleri dikkate alınmaktadır. Kültür antropologları, toplumlararası kültür değişikliklerinden doğan gerilimleri sosyal koşulların değişmesinde gösterilen tepkiler kültürel
şokların etkilerini sürekli olarak gündemlerinde bulundururlar.
Ansiklopedimizin içinde Google destekli arama yapın.
.
You can leave a response, or trackback from your site.
Sağlık Ana Sayfa
Biyografiler
Akademisyenler,
Antropologlar (İnsanbilimciler),
Arkeologlar
Askerler >
Besteciler
Bilim Adamları
Biyologlar
Coğrafyacılar
Dansçılar
Denizciler
Devlet Adamları - Politikacılar
Dilbilimciler
Din Adamları
Diplomatlar
Doğa Bilimciler
Düşünürler
Edebiyatçılar
Eğitimciler
Ekonomistler
Felsefeciler
Fizikçiler
Fotoğrafçılar
Gazeteciler
Gezginler
Gökbilimciler
Gravürcüler
Heykeltraşlar
Hukukçular
İktisatçılar
İmparatorlar-Hükümdarlar
İş Adamları
İstatistikçiler
Karikatürcüler
Kaşifler
Kimyagerler
Koreograflar
Mankenler
Matematikçiler
Mimarlar
Minyatürcüler
Mucitler
Mühendisler
Müzisyenler
Oryantalistler
Osmanlı Padişahları
Pilotlar
Psikologlar
Ressamlar
Şairler
Sanatçılar
Sanatkarlar
Sendikacılar
Seramik Sanatçıları
Sinemacılar ve Tiyatrocular
Sosyologlar (Toplumbilimciler)
Sporcular
Araba Yarışçıları
Futbolcular
Tarihçiler
Tıpçılar
Veterinerler
Yazarlar
Yöneticiler
Yönetmenler
Toplum ve Yaşam
Toplum
Millet
Aile
Antropoloji
Hayvanlar
Sosyoloji
Cinsellik
Ev
Evlilik
Felsefe
Aşk
Biyografiler
Bilim ve Teknoloji Bilim
Bilgisayar
Bilim
Kurgu
Matematik
Aritmetik
Arkeoloji
Biyoloji
Bilim Adamları
Bilişim
Ekonomi
Fizik
Yıldızlar
Astronomi
Uzay
Arkeoloji
Jeoloji
Nükleer
Enerji
Kimya
Zooloji
Mantık
Pedagoji
Enerji
Elektronik
Elektrik
Telekomunikasyon
Teleskop
Ses
Tıp
Tarım
Kültür
Kültür
Dil
Tarih
Edebiyat
Eğitim
Felsefe
Adet
Müze
Müzik
Mitoloji
Basın
Spor
Sinema
Tiyatro
Coğrafya
İklim
İlçeler
İller
Biyocoğrafya
Din
ilahiyat
Allah
Musevilik
Hristiyanlık
Kuran-ı Kerim
Mitoloji