Düşünme ve konuşma yetileri olan, yaşamak için gereksinme duyduğu tinsel ve özdeksel araçları toplumsal olarak üreten bilinçli canlı. Dünyanın oluşumundan bu yana geçen milyonlarca yıl boyunca yeryüzünde ortaya çıkmış onbinlerce canlı türünden yalnızca ı biri doğaya olağanüstü bir uyum gösterebilmiş; varlığını sürdürmekle kalmayıp doğayı kendi istemleri ve gereksinimleri doğrultusunda değiştirip biçimlendirmeyi, doğayı egemenliği altına almayı başarabilmiştir. Bu canlı insandır. Böylesine güç bir işi gerçekleştiren insanın özellikleri ya da onu insan olmayandan ayıran özellikler şu şekilde sıralanabilir: insan, araç kullanan ve konuşan iki ayaklıdır; kavramlarla düşünme ve soyutlama yeteneği çok gelişmiş, bu yetenekleri aracılığıyla da doğayı dönüştürmede kullandığı araçları amaçlarına uygun bir biçimde bulabilmiştir; pek çok canlıdan farklı olarak doğduğu sırada salt kendi gücüne dayanacak durumda olmaması onu başkalarına bağımlı kılmış, uzun süren bebeklik döneminde ana ve babasıyla kurduğu yakın ilişki onu toplu halde yaşamaya kolaylıkla uyum sağlayacak biçimde eğitmiştir: toplumsallaşmaya gösterdiği bu uyum insanı, öteki canlılarda oldukça basit ve ilkel düzeylerde kalmış olan dayanışmayı ve işbölümünü yetkinleştirmeye götürmüş, böylelikle insan varlığını daha kolayca koruyabilmiştir.Ancak, doğayı değiştirerek kendine uyduran, sürekli gelişerek günümüze dek ulaşabilen insan, yeryüzüne bu nitelikleriyle birlikte gelmemiştir, insanın insan olma süreci, ne denli uzun olduğu günümüzde saptanmış olan bir evrimin sonunda tamamlanabilmiştir, insanların ve öteki tüm canlı türlerinin hep birlikte ve bugünkü özellikleriyle yaratıldığını ileri süren eski yaratılış söylenceleri, hemen hemen tüm dinlerin, insanın kökenine ilişkin açıklamalarının temelini oluşturmuştur. Bu kutsal nitelikli savlar, yüzyıllar boyunca tartışılmayan, doğruluğundan kuşku duyulmayan kesin gerçekler olarak kabul edilmişlerdir. 15. ve 16. yy’larda yapılan denizaşırı yolculuklar ve bulunan yeni yerler,dünya üzerinde, kültür, dirimbilim açılarından birbirlerinden farklı insanların yaşamakta olduğunu göstermiş, kutsal kitaplarda sözü edilmeyen bu insanların hangi soydan geldikleri, dahası kutsal kitap-lardaki ortak ilk atanın geçerliliği tartışılmaya başlanmıştır, ilk kez 17. yy’ in ortalarında,Fransa’da bulunan bazı taş parçalarını inceleyen isaac de la Peyrere, bu taşların, ilk insan olarak kabul edilen Âdem’den çok önce yaşamış, ilkel bir takım insanlar tarafından yontulmuş olabileceğine, yazdığı bir kitapta değinmiştir. Âdem’den önce insanların bulunabileceği ve bu insanların seçkin insan niteliklerinden yoksun olması savlarını1 içeren bu görüş tepkiyle karşılanmış, Peyrere’nin kitabı 1655 yılında törenle yakılmıştır. Ancak bu görüş çeşitli baskılara karşın giderek yaygınlaşmış, yeni arayışlara yol açmıştır.18. yy’da Aydınlanma Çağı düşünürlerinin insanlar arasındaki kültür ve dirimbilim farklılıklarına eğilen yazıları Almanya’da Goethe’nin, Fransa’da Saint Hilaire’in türlerin kökeni konusunda bir evrim kuramı geliştiren savları, gelişen arkeoloji ve yerbiliminin elde ettiği yeni bulgular, insanın kökenini açıklayan eski görüşleri derinden sarstı. Ancak bu konuda en önemli ve etkileri günümüze dek gelebilen açıklamalar 19.yy’da ingiliz bilim adamları Charles Darvvin ve Thomos H. Huxley’ ce gerçekleştirildi: Darvvin 1859′da yayınladığı Türlerin Kökeni adlı eseriyle, doğal ve ekoloji koşullarına uygunluk ve doğal ayıklama ilkelerinin dirimbilimsel evrime yön verdiğini savunan bir genel evrim kuramı geliştirdi. Darvvin’den hemen sonra, 1863′ te, Huxley, insanın Doğadaki Yeri kitabında, insan, goril ve şempanze anatomileri üzerinde kapsamlı karşılaştırmalar yaparak, dirimbilimsel bakımdan insana en yakın canlı türün maymunlar olduğunu ileri sürdü ve bu görüş Darvvin’in insanın Türeyişi (1871) adlı eseriyle desteklendi. Darvvin ve Huxley çalışmalarında hiçbir zaman maymunun doğrudan insanın atası olduğunu ileri sürmemiş, uzun bir evrim sonunda hayvandan insanımsıya geçişte son halkanın maymun olabileceğini savunmuşlardır. Ancak bu iki bilim adamı dönemlerinde yanlış anlaşılmış, maymun-insan koşutluğunu kuranlarca suçlanmışlardır. Buna karşılık geliştirdikleri evrim kuramı, daha sonraki yıllarda insanın kökenini inceleyen araştırmaların hemen hepsine önemli ölçüde kaynaklar etmişdir. Son yıllarda gelişen arkeoloji bilimi, eski tarihleri saptamada kullanılan karbon 14 yönteminin bulunması, ilk insana ilişkin bilgileri bir hayli artırdı. Ancak insanlaşma sürecinin milyonlarca yıl gerilere uzanması, bulunan taşılların yorumlanmasında anlaşmazlıklar çıkmasına neden olmakta, bu yüzden kesin bir belirleme yapılamamaktadır. Bugün hiçbir bilim dalı tek başına kusursuz bir sav ileri sürecek durumda olmamasına karşın, eldeki bilgilerin tümünün uluslararası düzeyde birleştirilmesi, ortak somut noktalarının saptanmasına, kuramsal açıdan insanın evrim sürecinin şematik olarak çizilebilmesine olanak vermektedir., Günümüzde feile önemli boşluklar içeren bu şemada, insan soyunun doğrudan bağlandığı yaratığın maymundan ayrılmasına başlangıç olarak 12-14 milyon yıl önce yaşamış olan Ramapit-hecus gösterilir. Daha sonra en eskiden günümüze kadar olan sıralama şu şek’ûdeüiv. Australopithecus afrcanus, Australopithecus robustus, Australopithecus boisei, Australopithecus, Homo habilis, Homo erectus, Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens sapiens.ilk örneği 1924 yılında Raymond Dart’ ca bulunan Australopithecus africa-nus; 1,5 metre boylarında,40 kg ağırlığında, kafatası iç hacmi 500-550 cm3 olan, iki ayak üzerinde kusurlu olarak durabilen, alnı gelişmemiş, çalılıklarda yaşayan, büyük bir olasılıkla yalnızca bitkiyle beslenen, alet kullanmayan bir canlıdır. Homo erectus ise (Chellean insanı) boyu 1.40 ile 1.80 m, ağırlığı 40-80 kg, kafatası iç hacmi 750-1250 cm3 arasında değişen, yüksek alınlı, her türlü besini kullanan, iki ayak üzerinde dik durma sürecini tamamlamış, değişik yerleşim yerleri ve farklı taş araçlar kullanan, ateşi ve avlanmayı bilen bir ilk insandır. Homo erectus’a ilişkin kanıtların en çok çıkarıldığı. Doğu Asya’da bile bunun kökenleriyle ilgili ipuçları hemen hemen yok gibidir. En eski örneklere Cava’da rastlanmış ve bunlardan birinin Australopithecus olabileceği söylenmiştir. Ama gereçlerin yetersizliği, ikisi arasında bir bağ kurmayı zorlaştırmaktadır. Yine de, Cava’da yaşamış olanlarla daha sonra Çin’de yaşamış olanlar arasında bir yakınlaşmayı ortaya koyma olasıdır. Cava’dakilere Homo erectus erectus, Çin’dekilere Homo erectus pekinensis adı verilmektedir. Homo erectus’un yaşadığı tarihsel dönem, 1 milyon ile 200.000 yıl kadar önce Orta Pleyistosen olarak saptanmıştır.İnsanın Ramapithecusa başlayan ve Homo sapiens’ie son bulduğu varsayılan evrim şeması genelde kabul edilmekle birlikte bilim adamlarınca çok çeşitli biçimlerde yorumlanmıştır. Le Gros Clarc, bilinen insansılardan hiç birinin başka bir insansının doğrudan devamı olmadığını; Loring Brace, her insansının doğrudan doğruya bir öncekinin soyuna bağlı olduğunu; John Napier, Australopithecus’un iki ayrı kolu olduğunu; Philip Tobias, Australopithecus’un insansıların ana evrim çizgisini doğurduğunu; Desmond Clark, Australopithecus’un iki ayrı evrim çizgisi bulunduğunu: Richard Leokey, ana kolun daha ilk başlarda Australo pithecus’tan ayrıldığını; Louis Leakey, içice geçmiş kollar bulunduğunu ve Homo erectus’un modern insanın atası olmadığını söylerler. Bunun dışında 30.000 yıl kadar önce yaşadıkları saptanan Cro Magnonar bilinen sıralamaların hiçbirine sokulamamıştır. Ancak tüm bilim adamları, ilk insansıların yeni çevre koşullarına; uyarak sürekli bir bedensel organsal değişim içinde olduğunu kabul ederler, insanın evrimindeki en önemli gösterge beyin hacminin giderek büyümesidir. Beyin; büyüklük, biçim ve karmaşıklık bakımından giderek gelişmiş kafatasını ve tüm beden yapısını değişikliklere uğratmıştır, insanlaşma sürecinde insansıların geçirdiği bedensel-organsal değişimlerin başlıcaları: Savanlarda yaşayan insansıların kollarının yürüme dışında yiyecek, bulma, savunma gibi görevler yüklenmesiyle bacakların yürüme işlevinde özelleşmeye başlaması, geniş adımlarla yürümeyi olanaklı kılan kalça kemiğinin ayakların, özellikle ayak başparmağının değişim; dik olarak yürümeye başlayan insansının görme duyusunda üç boyutlu görmeye yönelik bir yetkinleşme, gözlerin kafatasının yanlarından ön kısmına yerleşmesi ve göreli olarak koku alma duyusunun körelmesi; çene ve dişlerin farklı yiyecek türlerine uygun olarak küçülmesi; ellerin, özellikle el baş parmağının araçları kavrayacak ve bunların yardımıyla üretimde bulunacak biçimde, pençeden bilinçli insan eline dönüşmesi, parmak uçlarındaki cırnakların tırnak halini alması.Bu değişimler içinde en önemlisi elin, geçirdiği evrim sonunda aldığı biçimdir. Elin gelişmesi, insansıların başkalaşması ve çağdaş insana dönüşmesi yönünde atılmış en önemli adım kabul edilir, insanımsıların ayakları üzerinde dikilmesi, ellerin savunma, yiyecek bulma gibi görevleri yüklenmesi gerekir-liğinden doğmuştur. Ama bedeni taşıma yükünden kurtulan eller de böylelikle şaşılacak.bir değişim göstermiş, çok çeşitli ve kesin hareketleri yapabilecek birer araca dönüşmüştür. Bu arada elleri denetleme, gözler ve öteki duyu organlarıyla dış dünyadan alınan izlenimlerle eller arasında bağıntı kurabilmek için, karmaşık bir sinir örgüsü, büyük bir beyin gelişimi olmuştur. Bu süreçte beyinle eller arasında tam bir diyalektik ilişki sözkonusudur; ellerin kullanımı zorunluluktan doğmuş, bu zorunlu kullanım beyni geliştirmiş; bir eylemin, yani araç kullanmanın ürünü olan elde yetkinleşmesini yaptığı işlerin karmaşıklaşmasıyla ilerletebiimiştir.İşin eli karşılıklı olarak elin de işi geliş-tirmesiyle doğa üzerinde egemenliklerini kurmaya başlayan insanlar arasında karşılıklı yardımlaşma, ortaklaşa etkinlikler çoğalmıştır. Böylesi bir değişim içinde olan insansılar artık pek çok yönleriyle çağdaş insana bağlanabilecek aşamaya ulaşmışlardır.ilk örneği 1856′da Düsseldorf ile Wuppertal arasında, Neandertal adı verilen Düşsel Irmağı vadisinde tarım işçilerince bulunan ve bu yüzden Neandertal insanı olarak adlandırılan canlı; sağlam yapısı, iki gözü üzerinde ayrı ayrı beliren geniş kaş çıkıntısıyla çağdaş insandan farklı olmakla birlikte, yaşamın ve ölümün bilincinde olan araç kullanan usta bir avcıydı, insan bilimciler o dönemden kalan taşılları inceleyerek, Neandertal insanının topluluk içinde büyük bir işbirliğini gerektiren avlar yaptıklarını ortaya koymuşlardır. Yiyecek sağlamak ve korunmak için .birlikte hareket etmeleri zorunlu olan bu insanlar koşulların gerektirdiği yeni bir organı yaratmakta gecikmemişlerdir. Boğaz yapısı, dil kasları, akciğerleri ve soluk borusu çok çeşitli sesleri çıkarmaya elverişli olan ilk insanlar, topluluk içinde, belli seslere belli anlamlar yükleyerek ilk dilleri geliştirdiler.Columbia Üniversitesi’nden ABD’Iİ insanbilimci Ralph L. Holloway, beynin konuşmayla ilgili birkaç merkezinden biri olan ve “Broca bölgesi” olarak adlandırılan kesimin ilk insanlarda da gelişmiş olduğunu taşıl kafataslarının incelenmesi yoluyla ortaya koymuş, iki milyon yıllık olduğu sanılan bir Homo habilis kafatasında broca bölgesinin geliştiğini kanıtlamıştır. Bu, insanımsıların araç kullanmaya başlamalarıyla 1976 yılında insanbiiimcilerce (antropolog) düzenlenmiş olan bu tablo insanken yakın atalarına veyakınlarınaait bulunmuş fosillere ilişkin kanıtları içermektedir.Güçlü çiğneme araçları, tümüyle etyemez (vejeteryen), iki ayak üstünde kusurlu duruş, aiın yok, çalılıklarda yaşar, araçlarla ilişki yok.Daha güçlü kesici ve köpek dişleri, her şeyi yiyebiliyor, ayaklar üstünde kusurlu duruş, hafif bir alın, otluk ve çalılıklarda yaşar, taş ve kemik araçlar.Yüksek alın. Her şeyi yer. Tamamlanmış iki ayaklılık. Savanlarda yaşar. Taş araçlar, yapı kurma olanağı.Yüksek alın. Her şeyi yer. Tam iki ayaklılık. Değişik yerleşim yerleri. Farklı taş araçlar. Ateşin bulunması.Yüksek alın. Her şeyi yiyebiliyor. Tam olarak iki ayak üstünde dik durabiliyor. Dünyanın her yanında yaşar. Taş metai, kimyasal, elektronik, nükleer araçlar birlikte dili de geliştirdiklerini ortaya koymaktadır.Böylece, önce araç kullanarak eylemde bulunma, sonra işin getirdiği dil, insansıların beynini etkileyen en önemli iki dürtü olmuş ve bu etki altında beyin gelişimi tamamlanabilmiştir. Konuşmaya başlamasıyla deneyimlerini kendinden sonraki kuşaklara aktarabilen, kural koyarak öğrenme sürecini kısaltan ilk insan, bireysel değerlerini sözcüklerin gücüyle toplumsallaştırmış ve kültürü yaratmaya başlamıştır. Dil vedüşünce(diyalektiği içinde insan sözcükleri kullanarak dünyanın fizik yükünü önemli oranda azaltmış, bilgi edinebilmek için harcamak zorunda bulunduğu gücü ve süreyi kazanmıştır. Artık insanın öğrenmesi için görmesi, dokunması, bulması, araması,koklaması, tatması gerekmekte, öğrenme düşünerek yapılabilmektedir.Kavramlarla düşünme yetisi insanca özelliklerden biri olan tekniği doğurmuş insan bedensel yetersizliğini gidermek için ya kendine bedeni gibi kullanacağı araçlar yapmış ya da bedeninin işinidoğada gördürmüştür.Örneğin ilk insanların milyonlarca yıl önce taşları yontarak yaptığı bıçak doğada yoktur: insan bunu zekasıyla bulabilmiştir. Tekerlek de doğanın insanlara sunduğu bir olanak değil, insan yaratıcılığının sonucudur. Bilme, yetenek ve duyumsamanın toplumsal yolla elde edilmesi, dil ve düşüncenin çalışma sürecinin zorunlu bir bileşeni halini almasıyla, insan kültürünün ileriye yönelik gelişiminin temel önkoşulları oluşmuştur. Neandertal insanından bu yana, zihinsel-kültürel tasarımlar insanın dünyadaki konumuna ilişkin yansımalar olarak açığa çıkmaya başlamıştır. Homo sap/ens’lerle birlikte, bu gelişim yeni bir nitelik kazanarak ilk ekonomik-toplumsal oluşumlar kabul edilen ilkel toplumları ortaya çıkarmıştır. Bu aşamadan sonra insanlar, yeryüzündeki iklim koşularının etkisiyle, yeni topraklara göç etmeye başlamış, dünyanın her yöresine yayılmışlardır. Bu nedenle insan dünyanın birçok farklı yerinde aynı anda tarıma ve hayvancılığa dayanan toplum yapıları kurabilmiştir. İnsanın sabandan nükleer fiziğe ulaştığı son sekiz bin, yıllık dönem, bilinen yazılı tarihin bir kesimini, çağdaş uygarlığın da temelini oluşturmaktadır, insanın evrimi gözö-nüne alındığında çok kısa bir süre olan bu dönemde, insanın doğaya ve kendine ilişkin bilgileri alabildiğine artmış, en gelişmiş varlık olan insan kendini sorgulayarak tanımaya çalışmıştır. 20. yy’ın başlarında ruhbilim alanında yapılan çalışmalar artık insanın, birbiriyle karşılıklı ve sürekli bir etkileşimde bulunan, dirimbilimsJ, toplumsal ve ruhsal üç alanla kuşatıldığını, insanın ancak bu yolla varolabildiğini göstermiştir. Btıgün dirimbilimsel kökeninde bir doğa varlığı, nitelik açışından toplumsal bir varlık ve bireyselliği içinde tek olan insan; insana özgü töresel, bilimsel, sanatsal, kültürel, siyasal, teknik yatkınlıkların tümünü temel olarak yaratmaya devam etmekte İnsan, istanbul’da yayımlanan aylık düşün ve sanat dergisi; sahibi Prof. Hilmi Ziya Ülken’in yönetiminde 25 sayı çıktı (15 Nisan 1938-1943). Nurullah Ataç Sabahattin Eyuboğlu, Muzaffer Şerif Başoğlu gibi kurucu üyelerinin ve sahibinin geniş inceleme yazılarıyla desteklenerek insancı ve laik bir çizgide doyurucu boyutta hazırlandı. Adları geçenlerden başka imzasına sık rastlananlar; Pertev Naili Boratav, Abidin Dino, S. F. Abasıyanık, M. Ş. Tunç, Suut Kemal Yetkin, B. Necatigil, ilhan Berk, C. Külebi vb.
Ansiklopedimizin içinde Google destekli arama yapın.
.
You can leave a response, or trackback from your site.
Sağlık Ana Sayfa
Biyografiler
Akademisyenler,
Antropologlar (İnsanbilimciler),
Arkeologlar
Askerler >
Besteciler
Bilim Adamları
Biyologlar
Coğrafyacılar
Dansçılar
Denizciler
Devlet Adamları - Politikacılar
Dilbilimciler
Din Adamları
Diplomatlar
Doğa Bilimciler
Düşünürler
Edebiyatçılar
Eğitimciler
Ekonomistler
Felsefeciler
Fizikçiler
Fotoğrafçılar
Gazeteciler
Gezginler
Gökbilimciler
Gravürcüler
Heykeltraşlar
Hukukçular
İktisatçılar
İmparatorlar-Hükümdarlar
İş Adamları
İstatistikçiler
Karikatürcüler
Kaşifler
Kimyagerler
Koreograflar
Mankenler
Matematikçiler
Mimarlar
Minyatürcüler
Mucitler
Mühendisler
Müzisyenler
Oryantalistler
Osmanlı Padişahları
Pilotlar
Psikologlar
Ressamlar
Şairler
Sanatçılar
Sanatkarlar
Sendikacılar
Seramik Sanatçıları
Sinemacılar ve Tiyatrocular
Sosyologlar (Toplumbilimciler)
Sporcular
Araba Yarışçıları
Futbolcular
Tarihçiler
Tıpçılar
Veterinerler
Yazarlar
Yöneticiler
Yönetmenler
Toplum ve Yaşam
Toplum
Millet
Aile
Antropoloji
Hayvanlar
Sosyoloji
Cinsellik
Ev
Evlilik
Felsefe
Aşk
Biyografiler
Bilim ve Teknoloji Bilim
Bilgisayar
Bilim
Kurgu
Matematik
Aritmetik
Arkeoloji
Biyoloji
Bilim Adamları
Bilişim
Ekonomi
Fizik
Yıldızlar
Astronomi
Uzay
Arkeoloji
Jeoloji
Nükleer
Enerji
Kimya
Zooloji
Mantık
Pedagoji
Enerji
Elektronik
Elektrik
Telekomunikasyon
Teleskop
Ses
Tıp
Tarım
Kültür
Kültür
Dil
Tarih
Edebiyat
Eğitim
Felsefe
Adet
Müze
Müzik
Mitoloji
Basın
Spor
Sinema
Tiyatro
Coğrafya
İklim
İlçeler
İller
Biyocoğrafya
Din
ilahiyat
Allah
Musevilik
Hristiyanlık
Kuran-ı Kerim
Mitoloji