Yer dışındaki gökcisimlerinin ve bunların oluşturduğu sistemlerin uzayda dağılımlarını, hareketlerini, sınıflanmalarını, yapılarını, birbirleriyle olan ilişkilerini, oluşumlarını, evrimlerini ve yaşamın kökenini inceleyip bu gökcisimlerini içeren evreni tanıtmayı amaçlayan bilim dalı.Matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi bilim dallarıyla bağlantılı olup bir yandan bu bilim dallarının gelişimine yardımcı olurken öte yandan da onların verilerini ve yöntemlerini kullanarak kendi gelişimini sürdürür. Gökbilim, araştırma konu ve yöntemlerine göre. çeşitli dallara ayrılır: Astrometri (Gökölçümü). Gökbilimsel ölçümler için temel koordinet sistemlerini, gökcisimlerinin hareketleri ve konumlarını, yer hareketinin yasalarını, zaman saptanması ve temel gökbilim sabitlerinin hesabını konu olarak içerir.Gök Mekaniği. Yapay uydular da içinde olmak üzere gökcisimlerinin hareketlerini, bu hareketleri sırasında üzerinde bulunacakları yörüngelerini, birbirlerine olan etkilerini, ne zaman nerede gözlenebileceklerini inceler ve evrensel çekim kuvveti altında genel hareket kuramlarını ortaya koyup geliştirir.Astrofizik (Gökfiziği). Gök cisimlerinin ve bunların oluşturduğu sistemlerin, yjldızlararası ortamın kimyasal ve’ fiziksel özellikleriyle yapılarını inceler. Genel amaç, gözlemsel astrofizik yöntemleriyle değerlendirilen bilgilerin, kuramsal astrofizikle genelleştirilerek evrenin yapısı ve evrimi araştırmalarına katkıda bulunmaktadır. Gözlem yöntemlerine ve araştırma alanlarına göre çeşitli dallara ayrılır: a) Radyoastronomi. Yer atmosferinin, radyo dalgalarının bir bölümünü geçirmesi nedeniyle hem yer dürbünleri hem de uydularla atmosfer dışında yapılan radyoastronomi gözlemleri ilginç gökcisimlerinin bulunmasını sağlamıştır.1930′dan başlayarak gerek haberleşme gerekse bilimsel amaçlarla uzun dalga boyunda çalışmalar yapıldı. K. Jansky’nin ABD’deki Bell Telefon Laboratuvarı’nda 1930-1933 arasında yaptığı deneyler uzaydan alınan ilk uzun dalga sinyalleri olduysa da bilimsel amaçlarla kullanılamadı. 1 944′te G. Reber, 1965′te A. Penzias ve R. W. Wilson uzayda radyo dalgaları yayınlayan bölgelerin ilk haritalarını yaptılar, ilk çalışmaların basit antenlerle yapılmasına karşın son yıllarda dev radyo teleskoplar oluşturularak uzayın çok ötelerinden ve çok zayıf ışınım yollayan kaynaklardan sinyaller alınabildi. En güçlü radyo teleskoplar: Hale, Jodrell Bank (ABD), Max Plank (Batı Almanya), Lovell (ingiltere) vb. Radyoastronomi gözlemleriyle bulunan en önemli bulgular pu/sarlar (atarca) ve hazarlardır. Bu ilginç gökcisimleri evrenin yapısı ve evrimi araştırmalarına yeni boyutlar getirmiştir.b) Kırmızıötesi astronomi. 8×10 .0,1 cm dalga boyu aralığında uzaydan gelen ışınımla yapılan .çalışmaları oluşturur. Bu dalgaboyu aralığının bir bölümü yer atmosferince soğurulur; bu nedenle hem yerden hem de atmosfer dışında uydulardan gözlem yapılır. Elektroniğin gelişmesiyle birlikte kırmızıötesi ‘ışınımı saptamak olanaklı duruma gelip yüksek dağ tepelerine yerleştirilen dürbünlerle hem gece hem de gündüz gözlem yapabilme olanağı doğmuş ve yıldız gözlemleri dışında özellikle yıldızlararası ortama ilişkin gaz ve toz bulutlarının araştırılması sağlanmıştır.Hawaideki Mauna Kea en büyük ve güçlü kırmızıötesi gözlemlerin yapıldığı gözlemevidirc) Görsel bölge astronomisi. 4×10 8×10 5 cm dalga boyu aralığında, gök cisimlerinden gelen ışınım yer atmosferinden geçer ve yer dürbünleriyle saptanır. Böylece elde edilen bilgiler yıldız ve yıldız sistemlerinin genel yapılarına ışık tutar.En önemli gözlemevleri: ABD’de Kitt Peak, Mt. VVİlson, Mt. Palomar: Fransa’ da Houte Provence .Şili’de La Silla vb. Astrofiziğin en geniş ve verimli araştırma alanı olan bu dal son yıllarda uydu gözlemleriyle de desteklenmekte ve çok kalabalık bir araştırma gurubuna sahip olmaktadır.d) Morötesi astronomi. 1 x10-6-4×10-5 cm dalga boyu aralığındaki ışınımla yapılan araştırmaları oluşturur. Bu dalgaboyu aralığını yer atmosferi tümüyle soğurduğu için gözlemler uydular yardımıyla atmosfer dışında yapılır. Son yıllarda ABD, Avrupa ülkelerinin bir bölümü. SSCB ve Japonya’nın uzaya gönderdiği uydularla elde edilen veriler yardımıyla çok sıcak ve çok soğuk yıldızların dış katman yapıları konusunda önemli bulgular ortaya çıkmıştır) X-ışın astronomisi. 10 9 – 10 e cm dalgaboyu aralığında yapılan gözlemlere dayanır. Yer atmosferi bu aralığı tümüyle soğurduğu için uydularla atmosfer dışında gözlem yapılır Güneş en iyi tanıdığımız X-ışın kaynağıdır. Bunun dışında, UHURU ve EXSOSAT uydularıyla yapılan gözlemler sonucu yeni kaynaklar saptanmıştır.X-ışın astronomisinin ortaya çıkardığı en önemli bulgu kara de/elerdir. Henüz gözlemsel olarak kesinlik kazanmayan bu gökcisimleri evrenin sınırlarını zorlayan kuramsal açıklamalar getirmektedir.Kozmogoni. Gerek tek tek gökcisimlerinin gerekse bunları oluşturan sistemlerin ve özellikle de Güneş sisteminin kökenini inceler. Kuramsal ağırlıklı çalışmaları gerektirir. Kozmoloji. Evrenin genel yasalarını ve yapısını bulmayı amaçlar. Kuramsal fizik ve matematikle iç içe girmiş durumdadır.Biyoastronomi. Yaşamın kökenini belirlemeye çalışan bilim dalıdır. Biyolojik ve kimyasal verileri gökbilim yöntem ve araç,gereçleriyle birleştirerek gelişmektedir.1971 ‘de başlayan ilk çalışmalar 1982′ de Dünya Gökbilim Birliği’ne bağlı olarak kurulan uluslararası bir komisyonla kapsamlı araştırmalara yönelmiştir. Genel amaçları: 1) Güneş sistemi dışında benzeryeni sistemler aramak; 2) Gezegenlerin evrimlerini araştırmak; 3) Galaksi, d ışı kaynaklı radyo sinyalleri saptamak; 4) Biyolojik özellikle, yıldızlararası moleküllerin varlığını ortaya çıkarmak; 5) ileri yaŞam biçimine sahip uygarlıkların var olup olmadığını araştırmak.SSCB’den V. Ambartsumian, N. Kardeşev, ABD’den F. Drake, C. Sağan, M. Papagiannis, Çekoslovakya’dan, R. Pesek ve italya’dan F. Pacini bu bilim dalının kurucuları arasında en önemlileridir.Gökbilimin tarihsel evrimi. Gökyüzünün ve gök olaylarının insanların ne zaman ilgisini çektiği kesin olarak saptanamamakla birlikte, bilim tarihinin verilerine dayanarak en genel biçimde, gökbilimin evrimini; gökbilimin tarihsel gelişimi ve çağdaş gökbilim olarak iki evreye ayırmak olasıdır. Yüzyıllar öncesinden başlayarak tarih boyunca türlü kültürlerde biriken ve gelişen gökyüzü bilgileri, matematik ve fiziğin etkin biçimde kullanılmaya başlamasıyla bu iki evreyi birbirinden ayırmıştır, insanlar gece-gündüz değişimini, mevsimleri, çok iyi gözleyebildikleri Ay’ın evrelerini ve karanlık gökyüzündeki milyarlarca parlak cismi, bilinçlerinin gelişimine koşut olarak yüzyıllar boyunca heyecanla, korkuyla merakla gözlemiş ve çok çeşitli biçimde etkilenmişlerdir.Eldeki bulgulara göre İÖ 3000 yıllarında Çinli gökbilimcilerin Ay ve Güneş’i gözledikleri ve İÖ 2697′deki güneş tutulmasıyla yakından ilgilendikleri saptanmıştır. Mezopotamya’da gökbilimin o döneme göre çok ileri olduğu ve daha sonraki gelişmelere en büyük katkıyı yaptığı bilinmektedir. Babil ve Kaideli, gökbilimciler İÖ 747′ye kadar olan güneş tutulmalarının çizelgesini yapmış ve 18 yılda bir tutu İma olduğunu hesaplamışlar, Dicle ve Fırat ırmaklarının taşma zamanlarını da hesaplayarak mevsimleri incelemişlerdir. Kaidelilerin bilgi birikiminden en çok yararlanan Yunanlılar olmuş ve Thales, İÖ 585′ teki güneş tutulmasını hesaplamıştır. Yunanlı gökbilimcilerin çoğu Pitago-ras’ın küresel evren kuramım benimsemişlerdir. Buna .göre, yıldızlar merkezi yer olan bir küre çevresinde dönmektedirler. İÖ 2. yy’da yaşayan Hipparkhos bu kuramın en önemli savunucularındandır. İS 2. yy’da yaşayan Mısırlı bilgin Ptolemaios (Batlamyos), Almagest adlı eserinde hem sözkonusu kuramı hem de Hipparkhos’un araştırmalarını ayrıntılı biçimde anlatmıştır. Bu eser Ortaçağ boyunca Avrupa’da gökbilime etkin olmuş ve gelişmesini engellemiştir. Yunan elyazmaları ve Hindistan’dan getirilen kitaplar İS 8. yy’dan başlayarak Arapçaya çevrilmeye başlanması Bağdat merkez olmak üzere islam gökbiliminin gelişimini hızlandırmıştır. En büyük aşama İS 800′de Har.un-ür-Reşid’ın (786-809) isteği üzerine Almagestn Arapçaya çevrilmesiyle olmuş, Halife El-Me’mun {813-833) döneminde Bağdat’ta bir gözlemevi kurulmuş ve Almagest’te bulunan yıldızlar gözlenerek katalog genişletilmiştir.Mezopotamyalı bilgin El-Battani (?-929) güneş yılını büyük bir duyarlılıkla, 2 dakika eksik olarak, 365 gün 5 saat 46 dakika 24 saniye olarak hesaplamıştır.Bağdat’ın Moğollarca işgal edilmesiyle bu yöredeki gökbilim çalışmaları durmuş, ancak Timur’un torunu Uluğ Bey (1394-1449) Semerkant’ta büyük bir gözlemevi kurarak aralarında Ali Kuşçu’nun da bulunduğu zamanın en değerli gökbilimcilerini buraya toplamıştır. Uluğ Bey kendisi de yıldız gözlemleri yapıp yayımlamıştır, islamiyet’in Mısır üzerinden Afrika’ya, oradan da ispanya’ya geçmesiyle islam gökbilimcilerin bilgileri Avrupa’ ya akmaya başlamış, ayrıca 12 ve 13. yy’larda yapılan Haçlı seferleri de çok sayıda gökbilim el yazmalarını ve bilgileri Avrupa’ya götürmüştür. Polonyalı papaz gökbilimci N.Kopernik (1473-1543), Batlamyos sisteminin yanlış olduğunu ve Güneş merkezde olmak üzere gezegenlerin onun çevresinde döndüğünü ileri sürdü ve 1543′te yayımlanan Gök Cisimlerinin Dönmesi Üzerine adlı kitabında bu savını geniş biçimde açıkladı.Kopernik’in sisteminin geçerliliğini kanıtlamak için Danimarkalı gökbilimci Tycho Brahe (1546-1 601) sürekli göz-emler yaptı, İtalyan fizikçisi gökbilimcisi G.Galileo (1564-1642) 1609′da kendi yaptığı teleskopuyla Venedik’te Ay, gezegenler ve samanyolunu gözleyip, Jüpiter’in dört uydusunu buldu, Venüs’ün Güneş çevresinde döndüğünü saptayıp güneş lekelerinin gözlemini yaptı.J.Kepler (1571 -1630), T.Brahe öldükten sonra 20 yıl süreyle onun gözlemlerini sürdürerek özellikle Mars’a ilişkin verilerden yararlanma yoluna giderek Kopernik sisteminin yanlışlarını ortaya koyup sonunda kendi adıyla anılan üç yasayı buldu.ingiliz fizikçisi Newton (1642-1727), Kepler yasalarındaki hareketle bu hareketi oluşturan kuvveti, birbirine bağlayarak dinamiğin üç yasasını buldu ve hem gökbilime hem de fiziğe çok önemli katkılarda bulundu. Kepler ve Nevvton yasalarıyla birlikte matematik ve fizik artık etkin bir biçimde kullanılmaya başlandı, gök mekaniği gelişmiş ve teleskop gözlemlerinin de yardımıyla çağdaş gökbilim evresine ilk adımlar atıldı. Gezegenlerin ve uyduların dönme ve hareketleriyle ilgili birçok karmaşık sorun duyarlı biçimde çözümlenip, 1846′da Fransız gökbilimcisi U.Leverrier, hesaplama yoluyla Neptün gezegeninin varlığını saptadı. Galileo ile başlayan ve Kepler ile süren teleskopla gözlem çalışmaları özellikle ‘ Huygens’in yaptığı güçlü teleskoplarla hız kazandı ve Huygens 1655′te Satürn’ün halkalarıyla en parlak uydusunu keşfetti.Optiğin gelişimine koşut olarak daha güçlü teleskopların yapılması sonucu uzak ve sönük yıldızlar da gözlem programlarına girdi. 1771-1 781 “de Fransız gökbilimcisi C.Messier gökcisimlerinin katoloğunu yayımladı. 1 783′ te yıldızların öz hareketleri bulundu. 1781′de Uranüs ve 1930′da Pluto gezegenleri keşfedildi. 18.yy ortalarından başlayarak astrofizik bilim dalı gelişme gösterip önceleri Güneş’in daha sonrada yıldızların fiziksel ve kimyasal özellikleri incelenmeye başlandı. Yıldızların atmosferlerinden bize ulaşan ışınımlarını verdiği spektrumlarla, spektrel çözümleme çalışmaları yapıldı.1839′dan sonra gözlemlerde fotoğraf plakları kullanılmaya başlandı. 1 842′de Çekoslovak fizikçisi Doppler’in, ışığın kırmızı ya da maviye kayması olayını açıklamasıyla çok sayıda çift yıldızın fiziksel ve kimyasal incelenmesi yapılmaya başlanabildi. 1888′den sonra uluslararası düzeyde yürütülen çalışmalarla büyük bir fotoğrafik yıldız kataloğu hazırlandı.Mercek kullanılarak yapılan dürbünler 2O.yy’ın en önemli bulgularından birisidir. ABD’de 1908′de 152 cm’lik, 1917′ de 254 cm’lik, 1948′de 508 cm’lik, SSCB’de 1960′ta 260 cm’lik ve 600 cm’ lik dürbünlerle yapılmaya başlanan gözlemler sayesinde birçok yeni gök cismi saptandı.1930′da radyoastronomi bilim dalının doğması sonucu 1960′ta kııvazarlar sonra da pulsarlar bulundu. Yıldızların enerjilerinin kendi iç katmanlarında ürediği ve buna çok yüksek sıcaklıklarda nükleer proseslerin neden olduğu bilinmektedir. Bu olay sonucunda yayınlanan nötrino adlı parçacıklar, nötrino astronomisi adlı bilim dalını ortaya çıkararak evrim çalışmalarına yardımcı oldu. Bilgisayar teknolojisinin gelişmesi, hem gözlemsel hem de kuramsal gökbilim araştırmalarının’ boyutlarını ve olanaklarını genişletti; özellikle yapay uydular ve gezegenlerarası roketlerin gönderdiği verileri işleyerek değerlendiren bir araştırma alanı ortaya çıktı. Artık çağdaş bir gökbilim araştırma merkezinin en önemli birimi bir veri indirgeme sistemi olmaktadır. Yıldızların evrimi, yıldızlararası ortamın incelenmesi, evrenin yapısına ulaşılmaya çalışılması gökbilimin en genel konuları durumundadır. 1922′de Sovyet gökbilimci A.A.Frıdman ve 1929′da ABD’Iİ E.Hubble, galaksinin spektrum-larındaki spektrel çizgilerin.kırmızıya kaymasını, evrenin giderek genişlemesi biçiminde açıkladılar. Buna. benzer ve karşıt kuramlar günümüzde de tartışılmakta ve kesin sonuca götürülmeye çalışılmaktadır.Türkiye’de gökbilim.”Türklerin gökbilimle ilişkilerinin tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1453′te istanbul’ un alınması Osmanlı medreselerinde gökbilim öğretilerine olanak sağlamıştır. Bu dönemin ünlü bilgini Ali Kuşçu,. Semerkant Gözlemevi’nde Uluğ Beyin yetiştirdiği gökbilimci olup uzun yıllar medreselerde gökbilim ve matematik dersleri vermiştir. Ali Kuşçu’dan sonra en önemli olay 1577′de istanbul’da Takiyüttin adlı bilginin Tophane sırtlarında kurdurduğu gözlemevidir. Öğrenimini Mısır’da yapıp III. Murat zamanında istanbul’a gelen Takiyüttin, Uluğ Bey ve Ali Kuşçu’nun eserlerini incelemiş ve gökbilime yönelerek yıldız gözlemlerine başlamıştır. Üç yıl süren bu gözlemler, 1579′da Şeyhülislam Ahmet Şemsettin Efendinin “zararlıdır” fetvasıyla durdurulmuş ve padişahın buyruğu üzerine gözlemevi denizden topa tutularak yıktırılmış, böylece Osmanlı döneminde gökbilim çalışmaları durmuştur.Yüzyıllar sonra 1 911 ‘de Fatih Hoca’nın (Gökmen) meteoroloji gözlemleri yapmak amacıyla Kandilli sırtlarında kurduğu Rasathane-i Amire’de daha sonra gökbilim gözlemlerine de başlandı, Cumhuriyet ile birlikte adı değiştirilerek Kandilli Rasathanesi oldu 1933′te gerçekleştirilen üniversite reformu, Türkiye’de çağdaş anlamda gökbilim öğretim ve araştırmalarının başlangıcı oldu; 1936′da Prof.Dr. Freundlich’in de katkılarıyla İÜ Astronomi Enstitüsü ve Gözlemevi kuruldu. 1958′e kadar Prof.Dr.Gleisberg’in yönetiminde Güneş gözlem ve araştırmalarıyla birlikte gökbilim öğretimi yapan enstitü,Prof.Dr.Nüzhet Gökdoğanın başkan olmasıyla astrofizik bilim dalı ağırlıklı araştırmalara yöneldi. Bu tarihten sonra hızla gelişip büyüyen enstitü çok sayıda uluslararası düzeyde araştırma üretip gökbilimci yetiştirdi.1944′te Prof.Dr.Okyay Kabakçıoğlunun çalışmalarıyla AÜ Astronomi Bölümü’ 1962′de de Prof.Dr.E.A.Kreiken’in desteğiyle bölüme bağlı Ahlatlıbel Gözlemevi kuruldu. 1 963′te Prof.Dr.Abdullah Kızılırmak’ın Ege Üniversitesi’ne gelişiyle EÜ Astronomi Bölümü ve 1965′te EÜ Gözlemevi çalışmalarına başladı. 1962′den başlayarak ODTÜ Fizik Bölümü içinde gökbilim dersleri verilmeye başlandı; 1968′den sonra Prof.Dr.Dilhan Eryurt ve Prof.Dr.Hakkı Ögelman’ın çalışmalarıyla etkin bir araştırma grubu oluştu. 1981′de yürürlüğe giren YÖK Yasası ile Kandilli Rasathanesi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü adı ile Boğaziçi Üniversitesi’ ne bağlanarak lisansüstü düzeyde öğretim ve araştırma yapan bir kuruma dönüştürüldü. Prof.Dr.Muammer Dizer’ in müdürlüğünü yürüttüğü enstitüde, Güneş gözlemleri, zaman saptama meteoroloji gözlemleri, yıldız atmosferlerinin analizi, X-ışın astronomisi, sismik ve manyetik gözlemlerle deprem araştırmaları yapılmaktadır. 1980′de başlayan ve tüm gökbilim birimlerinin katıldığı “Ulusal Gökbilim Gözlemevi” kurma çalışmaları TÜBiTAK’ın desteğiyle sürmekte olup ileriki yıllarda çağdaş bir gözlemevi kurma olanağı doğacaktır. Genel başlıklarıyla Türkiye’de yapılmakta olan gökbilim araştırmaları; Yıldızların ışık eğrilerinin elde edilip çözümlenmesi, Özel davranışlı yıldızların atmosfer analizi, Güneş fotosfer ve kramosfer gözlemleri, Yıldızların iç yapıları ve evrimleri, Samanyolunun fotometrik yöntemlerle incelenmesi, X ve Gamma ışın astronomisi; Pulsarlar ve nötron yıldızları, Morötesi spektroskopisi vb.
Ansiklopedimizin içinde Google destekli arama yapın.
.
You can leave a response, or trackback from your site.
Sağlık Ana Sayfa
Biyografiler
Akademisyenler,
Antropologlar (İnsanbilimciler),
Arkeologlar
Askerler >
Besteciler
Bilim Adamları
Biyologlar
Coğrafyacılar
Dansçılar
Denizciler
Devlet Adamları - Politikacılar
Dilbilimciler
Din Adamları
Diplomatlar
Doğa Bilimciler
Düşünürler
Edebiyatçılar
Eğitimciler
Ekonomistler
Felsefeciler
Fizikçiler
Fotoğrafçılar
Gazeteciler
Gezginler
Gökbilimciler
Gravürcüler
Heykeltraşlar
Hukukçular
İktisatçılar
İmparatorlar-Hükümdarlar
İş Adamları
İstatistikçiler
Karikatürcüler
Kaşifler
Kimyagerler
Koreograflar
Mankenler
Matematikçiler
Mimarlar
Minyatürcüler
Mucitler
Mühendisler
Müzisyenler
Oryantalistler
Osmanlı Padişahları
Pilotlar
Psikologlar
Ressamlar
Şairler
Sanatçılar
Sanatkarlar
Sendikacılar
Seramik Sanatçıları
Sinemacılar ve Tiyatrocular
Sosyologlar (Toplumbilimciler)
Sporcular
Araba Yarışçıları
Futbolcular
Tarihçiler
Tıpçılar
Veterinerler
Yazarlar
Yöneticiler
Yönetmenler
Toplum ve Yaşam
Toplum
Millet
Aile
Antropoloji
Hayvanlar
Sosyoloji
Cinsellik
Ev
Evlilik
Felsefe
Aşk
Biyografiler
Bilim ve Teknoloji Bilim
Bilgisayar
Bilim
Kurgu
Matematik
Aritmetik
Arkeoloji
Biyoloji
Bilim Adamları
Bilişim
Ekonomi
Fizik
Yıldızlar
Astronomi
Uzay
Arkeoloji
Jeoloji
Nükleer
Enerji
Kimya
Zooloji
Mantık
Pedagoji
Enerji
Elektronik
Elektrik
Telekomunikasyon
Teleskop
Ses
Tıp
Tarım
Kültür
Kültür
Dil
Tarih
Edebiyat
Eğitim
Felsefe
Adet
Müze
Müzik
Mitoloji
Basın
Spor
Sinema
Tiyatro
Coğrafya
İklim
İlçeler
İller
Biyocoğrafya
Din
ilahiyat
Allah
Musevilik
Hristiyanlık
Kuran-ı Kerim
Mitoloji