Evreni bütünlükle açıklama,tümel olarak anlatma yolunda insan aklının gösterdiği çabaların tümü. Yunanca sevgi anlamındaki philia ile bilgi ve akla uygun anlamlarını içeren sophia sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Evrendeki , olayları açıklama konusunda bilimler de uzmanca çalışmalar sürdürür, belli yasalara ulaşır, yeni sorun yumaklarıyla karşılaşarak yeni araştırmalara girişirler. Felsefe ise bilimlerdeki gibi sınırlı bir anlamda değil, tüm bilimsel çaba ve çalışmaların üstündetümel bir açıklama denemesidir. Bu nedenle felsefe çalışmalarını başlatan kaygılar ve sorular tek tek bilimlerdeki sorulardan ayrılır: Evren niçin var? Evren niçin böyle de başka türlü değil? Nereden gelip, nereye gidiyoruz? Evren sonlu mudur? Neyi bilebilirim? Bilim bilgi nasıl oluşuyor? Varlık nedir? Varlığın sağlam bilgisine nasıl ulaşabilirim? insan yaşamı daha iyi nasıl olabilir?insan yaşamı nasıl temellenmeli? Bu sorulara mitolojilerde kutsal kitaplarda da yanıtlar varsa da insan yalnızca kabullenip inanmak yerine yeniden araştırmak isteyerek soruları yeniden sorunca felsefe başlamış oldu. Bu gelişmenin başlangıcı İÖ 6. yy’da ionia’da kurulu kent devletciklerindedir. Buradaki ilk denemelerden sonra felsefi düşünce gittikçe gelişti. Yunan düşüncesi dışardan aldığı ve daha çok pratiğe ilişkin düşünceleri yeni bir potada kuram (theoria) düzeyinde işlerken, felsefe de aynı düzeyde ele alındı. Bu yüzden ortaya çıkan felsefeci (filozof) tipine bilgi işlerini din adamlarının çekip çevirdikleri Mısır, Babil’de ve Doğu’da rastlanmaz. Filozof; varlıkların özü, özvarlığı üstünde düşünen, doğruyu, gerçeği araştıran, aynı zamanda gerçek ve doğru olana göre yaşayan tam bir bilge kişidir. ilkçağ Felsefesi. Bu dönem felsefesinin temel sorunu, tüm evrenin yapısını değişimleriyle kuran Arkhedk (ana madde), ionia felsefesi doğanın temel öğesini araştıran bir doğa felsefesidir. Burada doğa (physis) derken Yunan düşüncesi tüm evreni anlamaktadır. Her şeyin kendisinden türediği ve sonra yine ona döndüğü ana maddeye su diyordu ionialı Thales (İÖ 625-545). Thales’in öğrencisi, Miletoslu Anaksimandros (İÖ 615-547) ise Peri Physeos (Doğa Üstüne) adlı eserinde ana maddenin”apeiron” (sonsuzolan) olduğunu savunur. Anaksimandros ile birlikte yeni bir sorun da ortaya çıkar: Oluş ana maddeden tek tek şeyler ve tüm evren nasıl ortaya çıkmaktadır? Anaksimandros’un öğrencisi Miletoslu Anaksimenes (İÖ 550-480) ise bunu hava olarak belirler. Oluşu da ana : maddenin yoğunlaşıp, genleşmesiyle açıklar. Felsefe, ionia Okulu’ndan sonra Ephesoslu Herakleitos (İÖ 535-475) ile büyük bir atılım kazanır. Filozof adını ilk kez kullanan Herakleitos’a göre ateş evrenin hem ana maddesi hem de oluşu sağlayan güçtür; evrende her şey değişim içindedir; her şey akar (panta rei) ve her şey evrensel bir hareket içindedir. Bu süreç, karşıtların savaşından doğan oluşum ve değişimse de karmaşa olmayıp “loglos”un (ussal yasa) egemenliğinde bir düzen içinde olur. insanın da bu düzen içinde bulunması en iyi yaşamdır. Böylece Herakleitos ile insan da ele alınmaya başlanır. Elealı Parmenides (İÖ 540 – ?) yalnız “bir varlığın” bulunduğunu, değişmenin duyulardan kaynaklanan yanılsama olduğunu savunurken, öğrencisi Zenon (İÖ 490-430) ise hareketi tümüyle yadsır.Batı felsefesinin başlangıcında kendisinden sonraki dönemleri en çok etkileyen Pythagoras (İÖ 580-500) ve felsefesi oldu. Ana madde olarak sayıyı alan Pyhthagorascılar matematikten müziğe, astronomiye kadar ele aldıkları konular üstüne ikici (düalist) bir tutumla düşündüler. Sayıların çokluğu, ilişkisi, bütünlüğündeki uyum Pythagorascıları bir yandan dinsel,mistik bir boyuta götürürken, bir yandan da astronomi alanında Koperniküs’a yol açtılar. Ana madde ve oluş sorununa yanıt arayan Empedokles, Anaksagoras, gibi felsefeciler de giderek bilime ilişkin çalışmalar yaptılar, insan sorunu daha ağırlıklı olarak kendini göstermeye başladı. Demokrasi yönetimine uygun bilgili ve yetkin insan gereksinmesi Atina Devleti’nde büyük önem kazandı. Yurttaşların iyi birer insan olarak eğitilmesi gerekmekteydi. Bu görevi üstlenen Sofistler oldu. Sofistler için insan her şeyin merkezidir. Yararlı olan iyidir anlayışından yola çıkan Sofistler arasında Protagoras, Gorgias, Hippias gibileri en ünlüleriydi. Sofistler düşünmenin insana dönmesini sağlayarak işlevlerini tamamladılar; Sokrates (İÖ 470-339) Sofistler karşısında genel geçer olan bir tümel doğruyu savunarak insanın yaşamında gerçek bilgilerle eylemde olmasının gerekliliğini ileri sürerek insanlar arasıncja ortak olan doğrunun varlığını ve bunun akılla bulunabileceğini savundu. Platon (İÖ 427-347) felsefesiyle batı düşüncesi ilk ve bir görüşe göre en büyük dizgesini (sistem) elde etti. Platon son eseri Yasalar (Nomoi) dışındaki tüm eserlerini hocası Sokrates’in düşünme yöntemi olan Dialog biçiminde verdi. Platon evren anlayışında, ilkin iki dünya belirledi: “Duyulur dünya” ve “düşünülür dünya”. Duyulur dünya içinde yaşadığımız, oluşum geçtiği yerdir. Düşünülür olanıysa değişmez öz anlamını yüklediği ideaların dünyasıdır. Onun görüşüne göre, insan önceleri idealar dünyasında yaşamaktaydı; sonra bu dünyaya geldi. Duyulur dünya değişiminin, göreli oluşun dünyasıdır. Oysa insanın düzenli, tutarlı, erdemli yaşama için sağlam, değişmez bilgilere gereksinmesi vardır, insanların, mutluluk için, idealar dünyasının gerçek bilgileriyle donatılmaları, bunun için de eğitilmeleri gereklidir. Eğitimse ancak devletle olur. Buradan yola çıkan Platon, “ideal Devlet” anlayışını kurdu. Aristoteles (İÖ 384-322), Platon’un “Akademia”sından yetişen en büyük filozof oldu.Batı düşüncesinde Platon’ dan sonra ikinci büyük dizgeyi kurdu. Felsefesi başlıca üç öbekte ele alınabilir: Gerçeği araştıran metafizik ve fizik,, pratik alanı araştıran ahlak (ethik) ve güzeli araştıran estetik, Mantık biliminin de kurucusu olan Aristoteles’in felsefesinde mantıkla fizik ve metafizik özce bir bütünlük oluştururlar. Aristoteles her şeyi varlığı da, var oluşu da dört temel nedene dayandırır: Maddesel neden, biçimsel neden, hareket ettirici neden, ereksel neden. Ona göre canlılar, bitkiler, hayvanlar ve en üstte de insan olmak üzere üç aşamalıdır. Canlılar dünyasındaki son erek olan insan, bir “yanıyla beden ve bir yanıyla da ruhtur.Yunan kent,devletlerinin ve Atina’nın gücünü yitirmesi, Makedonya’da gelişen yeni bir devletin egemenliğine girmeleriyle siyasal bakımdan olağan değişim felsefede de kendini gösterdi. Makedonya İmparatorluğu ile birlikte Hellenistik felsefe doğdu. Hellenizm, Yunan felsefesi gibi özgün değildir, iskender’in fetih hareketleriyle Akdeniz havzasına yayılan Yunan felsefesi Doğu kültürleriyle karşılaşıp kaynaştı. Kısa süreli olan Makedonya impararatorluğu’nun ardından kurulup gelişen Roma imparatorluğu döneminde de felsefede büyük ve özgün atılımlar olmadı; kuramsal çalışmalar yerine günlükyaşam pratiğine dönük çalışmalar arttı. Bu dönemin başlıca okul ve düşünürleri; bilgi sorununa yönelen Kuşkucu (Septik) Okul’dan Pyrrhon ve Timon oldu.Akademia kuşkuculuğunu Rortıa’da Marcus Tullius Cicero (İÖ 106-43) yaşattı. Daha sonra İskenderiye’de Yeni Pyrrhonculuk olarak ortaya çıktı ve Ainesidemos, Agrtppa, Menodotos ve Sextos Epmeirikos’ce sürdürüldü. Roma’da Yaşam felsefesi bağlamında Epikuros ve Epikurosçuluk doğdu. Bu dönemin en büyük okulu Stoa felsefesi ile Platinos’un kurduğu Yeni Platonculuk oldu.İÖ 3. yy’da Kıbrıslı Zenonun kurduğu ve değişik zamanlarda güncellik kazanarak Roma’ya dek sürüp gelen stoa felsefesi Seneca, Epiktetos, Marcus Aurelius Antoninus ile Roma stoasında önemli temsilcilerini buldu. Yeni Platoncu Oku! ise Platon felsefesini temel almasına karşın Aristoteles stoa ve Hint düşüncesinden de etkilendi. Okulun, kurucusu Plotinos’tan sonra Pûrphyrios, iambiklos gibi temsilcileri oldu.Ortaçağ felsefesi. Hıristiyan dinini Antik Çağ’ın felsefe birikimiyle temellendirme çabasından doğan ve yaklaşık 1000 yıl süren ortaçağ felsefesi kendi içinde birbirine bağlı olarak gelişen aşamalar gösterir. 2. ve 6. yy’lar arasındaki dönemde daha çok Hıristiyanlığın dinsel öğretisinin kurulma çabalarıyla karşılaşılır. Bu görevi “Kilise Babaları” üstlenmiş olduklarından, bu dönem felsefesi Patristik Felsefe adını alır; önemli düşünürleri Hıristiyanlığı öteki dinler ve Yunan felsefesi karşısında savunan apologicılar’öan Asurlu Tatianus, Minicius Felix; Tanrıyı duyarak bilme temel düşüncesiyle Clemens ve Origines’un •savunduğu gnostisizm (bilini re ilik), onun bir sapma olduğu savıyla karşı çıkan düşünürlerden Kartacalı Tertullianus, irenaeus. Patristik felsefedeki bu gelişmeler Augustinus’ta (354-430) doruğuna ulaşır.Augustinus Hıristiyan inancının kavramsal biçimini kurdu. Hıristiyan Kilisesi onun temellerini attığı Hıristiyan Felsefesi doğrultusunda gelişerek skolastik felsefe adı altında Batı Ortaçağ Felsefesi’nin yeni bir aşamasını oluşturdu. İS 8.00-1500 arası egemen olan skolastik felsefe, din adamı yetiştiren okullarda doğup geliştiği için bu adı alır.Aristoteles mantığını en önemli gereç olarak kullanan skolastik felsefe, vahiylerde dile gelen doğruları akılla açıklamayı, anlaşılır kılmayı amaçlamıştı. Skolastik felsefenin ilk döneminde Johannes Scottus, Anselmus, Roscelinus, Petrus Abelardus gibi düşünürler yer alır. Skolastik felsefedeki bu ilk dönemin gelişmeleri Arap felsefe ve biliminden de etkilenmelerle gelişerek “yükseliş dönefni”ne girer. Bu dönemde Albertus Magnus, Aquinolu Thomas gibi düşünürler ortaçağda Batı felsefesinin büyük adları olurlar. Skolastik felsefenin Duns Scotus, Ockhamlı VVİlliam, Roger Bacon gibi düşünürlerle karşılaştığımız son dönemiyse artık yeni bir dünya görüşü ve yaşam anlayışına açılmaktadır. Rönesans felsefesi. Bu döneme egemen olan yenilik anlayışına, ortaçağ artıklarından temizlenip özgürce ortaya çıkartılan Antik Çağ değerleri bir basamak ” oluşturdu. Öte yandan deneye ve olgulara yönelen, doğaya açılan, gözleme önem veren bir anlayış gelişti.Yeni Doğa Bilimi Anlayışı’nın ilk adımları da bu dönemde atıldı: Aristoteles fiziği, Ptolemaios astronomisi ve Kutsal Kitap’tan alınan tasarımlara dayanan ortaçağın evren tablosu değişti. Yeryüzü evrenin merkezi olmaktan çıkarken tüm evrenin insan için yaratıldığı anlayışı da değişti. Böylece durağan, olmuş bitmiş bir evren yerine, dinamik, gerçek olan bir evren koyuldu. Rönesans’a geçişte karşılaşılan ilk düşünür Nicolaus Cusarîus’tur (1401-1464). Bernardius Telesius (1508-1588), evren anlayışında bu güne dek süregelen pek çok temeli belirleyen Nikolaj Kopernik (1473-1543) ve onun görüşünün tutarlı savunucusu Giordano Bruno (1548-1600), matematiksel doğahilimi ya da fiziğin kuruluşunda en kesin adımları atan Johannes Kepler önemli araştırıcı ve düşünürlerdir.Dönemin doğa anlayışını en iyi dile getiren Galiieo Galilei’d'ir (1564-1 642). Gaiilei yeni doğabilimine matematiksel yapısını en yetkin biçimde vererek ortaçağın kanıtlama yolu yerine sistemli, düzenli, deneylere dayanan araştırmayı koydu, insancılık (hümanizm) akımı doğdu. Doğa ve evren anlayışı yanında insan anlayışı da (hümanizm) Francesco Petrarca, Giovanni Boccaccio, Michel de Montaigne’ce işlendi. 1000 yıllık süreçte pek çok yönden yozlaşmış olan kiliseye karşı tepkiler arttı, dinde yenileşmeyle “Reformasyon Hareketi” başladı. Alman din adamı Martin Luther’in öncülüğünde başlayan eyiemle Katolik ve Ortodoks mezhepleri yanında, yeni bir mezhep ortaya çıktı: Protestanlık. Dindeki bu yeni anlayışa göre insan, Tanrı ile özdeş, Tanrının özünden türemiş sayıldığı için yeni bir mistisizmin kapıları açıldı. Meister Eckhard. Jacob Böhme Alman mistisizminin önemli temsilcileri oldular.Doğa, insan, din anlayışındaki değişiklikler kendisini devlet ve hukuk felsefelerinde de gösterdi. Dinden ve din adamlarının yetkesinden bağımsız, özerk bir devlet anlayışı gelişti. Güce dayalı “ulusal devlet” düşüncesinin ilk büyük temsilcisi Niccolo Macchiavelli (1469-1527) oldu: Macchıavelii’nin karşısında “doğal hukuku savunan Jean Bodin (1530-1596) ve doğal hukuku devletin temeli yapan Hollandalı Hugo Grotıus (1 583-1 645) yer aldı. ingiliz Thomas Morus ve Francis Bacon ile italyan Tommaso Campanella ütopya(düşülküsel) ile ideal devleti anlattılar.Bütün bu gelişmeler daha büyük atılımların çağı olan 17. yy’ı hazırladı. 17. yy felsefesi. Rönesans’ın atılımları 17. yy felsefesinde durularak birlikli bir bütünlüğe ulaştı, genel çizgileriyle aklın egemen olduğu usçu (rationalist) bir çağ oldu. Kepler, Kopernik, Gaiilei, Giordano Bruno doğanın matematik kavramlarla açıklanabileceğini, doğayla matematik arasındaki uygunluğu gösterip kanıtlamışlardı. Matematik, fizik bu çağda da bilginin ülküsü oldu. Evrenin tümünü ya da gerçeği anlamak için gerçeğin son ilkeleri araştırıldı ve buradan “töz” kavramına ulaşıldı. Evrendeki tek tek nesneler arasındaki nedensellik harekette görüldü. Bu yüzyılda da mekanikçilik nesneler arasındaki ilişkinin açıklanmasında tem’el dayanak oldu. Bu yüzyıl erek ahlak, gerek devlet felsefeleri açısından da kendine özgü görünürse de Rönesans’ın uzantısı olması sürdü. Temel sorun bilgi olduğu için apaçık ve mutlak olan bilgiye giden yol, yöntem sayıldı. Felsefe çalışmalarının büyük bölümünü yöntem sorununa ayıran ve 17. yy’a damgasını vuran düşünür Rene Descartes (1596-1650) oldu. Descartes için temel sorun doğru bilgidir; yöntemli kuşkusuyla tüm bilgilerini apaçık yargıya varana dek ayıklar. Ünlü “Düşünüyorum öyleyse varım” yargısıyla bu ilk önermeyi bulmuş olur ve buradan kalkarak tüm bilgilerini yeniden kurmaya yönelir. Ahlak görüşünde de insanın, aklın buyruğunda iyiye dönük olan sağlam bilgilere dayanarak eylemesini önererek Descartescı düşünce çığrını da açmış oldu. Onu kalkış noktası alanlar Blaise Pascal, Arnold Geulincx, Nicola Malebranche, Baruch Spinoza’dır. 17. yy’ın genel çizgisinde değişiklikler gösteren düşünürse Thomas Hobbes oldu (1 588-1679). Ona göre her şey doğal nedenlere bağlı olduğu için olayları, varlıkları açıklamak için doğaya aşkın temel dayanaklar aramaya gerek yoktur. Nesnelerin duyu organlarımızda bıraktığı izler, algılar bize nesneyi verir.17. yy’ın bir başka önemli filozofu da çok yönlü kişiliğini felsefesine de yansıtan Gottfried VVühelm Leibniz’dir (1646-1716). Salt düşünce alanında kalmayan, bilgiyi pratik amaçlar için de kullanan Leibniz’in evren görüşünde bir yandan matematik-mekanikçi doğa anlayışıyla organik doğa anlayışı bir araya gelirlerken, öte yandan evrencU lik (üniversalizm) ile bireycilik (indivi-düalizm) kaynaşır.18. yy felsefesi. Bu çağı belirgin kılan en önemli özellik 17. yy’da görülen metafizik yapılardan uzaklaşılmasıdır. 18. yy akla dayanıp güvenirken aklı daha ayrı bir çizgide kullandı. Akla dayanarak kalıplaşmış her şeyin yeni baştan ele alınması, eleştirilmesi, aklın doğru bulmadığının onaylanmamasıyla Aydınlanma gerçekleşti. Aydınlanma Çağı olarak da adlandırılan bu yüzyılda aklın insan yaşamının her yönünde, kültür dünyasında iş başına getirilerek bu dünyada sonsuzca olabilecek bir gelişmenin sağlanması amaçlandı. Böylece insan kendi yaşamını kendisi kuracak, aklın yönetimindeki dinle, eğitimle, devlet yönetimiyle tüm insanlar daha mutlu olacak, insanlar arası çatışmalar kaldırılacak, insanlık ülküsü altında îüm insanlar birleşecektir.Aydınlanma Çağı’nın başlıca düşünürleri arasında, bu çağın kurucusu sayılabilecek ingiliz düşünürü John Locke (1632-1704); onun açtığı yolda tinselci (spiritualist) çizgide geliştirdiği görüşlerini sonunda idealist dünya görüşüne vardıran . George Berkeley (1685-1 753); Kant’ın “Beni dogmatik uykularımdan uyandırdı” dediği, ingiltere’de ampirist anlayışı sonuna dek götürmüş olan David Hume (1711 -1776); Locke’ un etkisiyle yola çıkan ve her şeyin deneyden türetilebileceği savının en köktenci temsilcisi olan Fransız düşünürü Etienne Bonnot de Condillac: (1715-1780); ingiliz aydınlanmasının Fransa’da da gelişmesi için,.çalışan François Marie Vo’ltaire (1694-1778) ife birlikte Fransız aydınlanmasının ilginç başarısı olan ansiklopediyi ve ansiklopedici akımı yaratan Deniş Diderot (1713-1784); Jean” Jacques Rousseau (1712-1778); Jean d’ Aiembert sayılabilir. Aydınlanma felsefesi Almanya’da Christian Thomasius (1655-1728) ile ilk kıvılcımlarını gösterir ve Christian Wolff (1679-1754) ile genişler.Bütün bu gelişmeler doruk noktasına felsefede ve bilimde yepyeni atılımların başlayacağı immanuel Kant’a (1724-1804) kadar uzanır, immanuel Kant Aydınlanma içinde gelişen ve sonra onu aşan görüşüyle 20. yy’a kadar etkileri süren bir filozoftur. Bu etkiler daha çok onun Aydınlanma Felsefesi çizgisindeki dönemin değil, eleştirel felsefeyi kurmasıyla ortaya çıktı. Kant felsefesinde Rönesans’tan beri gelişen bilim ve felsefe görüşleri toparlandı, yenidengözden geçirildi ve yeni bir anlayışta eritildi. Ondan sonra, onun etkisiyle 19. yy Alman düşüncesine damgasını vuran bir felsefe gelişti: Alman idealist felsefesi ya da kısaca Alman idealizmi.Alman idealizminin kalkış noktası Kant felsefesidir. Ancak onunla hesaplaşmak, eksiklerini tamamlamak yolunda da gelişti. Johann Gottlieb Fichte (1762-1814);Friedrich Wilhelm Schelling (1775-1854), Georg VVİlhelm Fri-edrich Hegel (1770-1831),Friedrich Schleiermacher (1768-1834) Alman idealist felsefesinin en büyük temsilcileridir. Hepsinin amacı birlikli, bütün bir dizgeye varmaktır. Bunlardan Hegel felsefesi bir okul durumuna gelerek 19. yy’ın ilk yarısında, Almanya’da oldukça yaygınlaştı. Hegel’in ölümünden sonra onun geride bıraktığı sorunlar üzerine yapılan tartışmalar yeni felsefi görüşlerin habercisi oldu.79. yy felsefesi. Almanya’da Hegel’in etkilerinin sona ermesi yeni felsefe arayışlarına yol açtı. Din ve toplumla ilgili konularda görüş ayrılığına düşen Hegelciler, yanıtlarda ayrıldılar. Bunlardan, gelişen doğa bilimlerinin de etkisiyle Hegel’e karşı çıkanlar Maddecilik (Materyalizm) akımını oluşturdular. Maddecilerin temel savı, gerçek olanın gözleyebileceğimiz bir şey olması, ama kavramsal olmamasıydı. Önemli olan, şeyleri ölçmek, tartmaktır. Ölçüm, tartım, deneyim ancak uzam ve zamandaki şeylere ilişkin olacağına göre, gerçek olan nesnel olandır, maddedir. Ludwig Büchner (1824-1899) Güç ve Madde adlı eseriyle Alman maddeci felsefesinin ilk yönlendiricilerinden oldu. O çizgide Ludvvig Feuerbach, David Friedrich Strauss ve Kari Marx görüldü. Aynı yıllarda Fransa’da, ingiliz felsefesinin etkisinde gelişen E. B. Condillac ile önemli temsilcisini bulan deneycilik 19. yy’da olguculuk (Pozitivizm) olarak canlandı, insanın tüm yaşamında dayanması gereken pozitif bilimlerin doğruladığı, kanıtladığı tasarımlar olmalıdır. Galilei’den bu yana pek çok bilim adamının evren üstüne ortaya koyduğu ve giderek daha da gelişmekte olan bilim, yönlendirici olmalıdır.Fransa’da 19. yy’da olguculuğun iki önemli temsilcisi Saint Simon (1760-1825) ile toplumbilimin kurucusu Auguste Comte oldu (1798-1857). ingiltere’de ise J. Locke (1632-1704) ile başlayan gelişme 19. yy’da John Stuart Mili (1806-1873) ile gelişti. Mili, bilgi anlayışında Locke’a, ahlak görü-şündeyse bir başka ingiliz Jeremy Bentham’ın görüşlerine dayandı. Böylece yararcı (utilitarist) ahlak anlayışı ingiltere’de iki önemli kurucu ve temsilci buldu. 20. yy’a girerken ingiltere’ de bir başka anlayış kendini gösterdi: Evrim (evolution). Charles Darvvin (1809-1 882), Türlerin Kökeni adlı kitabını 1 859′da yayımladıktan sonra başlayan tartışma sürüp giderken felsefede, özellikle gelişme kavramı yeni bir boyut kazanarak yeniden ele alındı. Darvvin’in canlılar dünyasında gördüğü evrim, doğaya egemen en yüksek yasa olarak felsefenin en temel kavramlarından biri oldu. Başlangıçları önceki yüzyılda bulunan, gelişmesi ve etkileri asıl 20. yy’da olan “yaşam felsefesi,” ilginç felsefe anlayışlarından biridir. Bu görüşün maddeci çizgideki filozofu Friedrich Nietzsche’nin (1844-1900) tüm felsefesi, temelde bir karşı çıkıştır. O insanın antik çağdan başlayan bir çizgide akla tutsak olduğunu ve bu akılcı uygarlık tutsaklığından kurtulup kendi üstüne, doğası, doğallığı üstüne düşünmesi, yaşama içgüdüsünü canlandırması gerektiğini savunur. Nietzsche’nin olgucu-doğacı yaşam anlayışı, dirim-bilimsel (biyoloji) yaşamı daha değerli sayışının karşısına VVİfhelm Dilthey’de (1833-1911) çıkar; onun için en değerli en güçlü olan tinsel (manevi) yaşamdır, idealist yaşam felsefesinin Diltheyden başka iki önemli temsilcisi; Henri Bergson ve dirimselciliğin (vitalizm) kurucusu Hans Driesch’dir. 20. yy felsefesi. 20. yy; bilimsel bulgular, teknoloji yenilikleri, düşüncelerin, görüşlerin çokluğu hızlı ve sürekli değişmelerle sarsılan bir yüzyıldır, insan ise değişimin, çalkalanmanın içinde kendini bulmak zorundadır, işte bu gereksinim felsefede insan ve yaşamını odak noktası olarak alan bir akımın, varoluşçu felsefenin doğmasına neden oldu.Çağdaş felsefe genel bir bakış altında her biri kendi içinde dallanıp kollara ayrılan iki ana öbeğe ayrıldı: Dünya görüşlerine ilişkin felsefeler ve kuramsal bilgi amaçlı felsefeler. Çağımız felsefelerinin bir başka özelliği de bilimsel gelişmelerden kaynaklanmak oldu. Bilimdeki ilerlemeler metafiziğe karşı Bilimsel Felsefe Anlayışı’mn doğmasına yol açtı, metafizik ile bilimsel savlı felsefenin çatışması başladı.20. yy’da belirli merkezlerde odaklanmış olan felsefe anlayışları giderek kendilerini dışa kapamadılar. Bunun sonucunda da birbirini yadsıyan, birbiriyle bağlantısız değişik felsefeler oluştu. 20. yy’ın başlıca felsefe akımlarından: Ğörüngübilim (Fenomenoloji). Almanya’da yayıldı; bu akım iki ayrı yoruma göre, iki ayrı yönde gelişti, ilkin “öz”ü araştırıp, ikincil olarak da şeylerin bilinme yoluna yöneldi. Bu akımın önde gelenleri: Edmund Husserl, Husserl’in de hocası olan Franz Brentano ve Max Scheler’dir. Almanya’da 20. yy’ın ilk yarısında ortaya çıkan bir felsefe akımı da oldu. Yeni Ontoloji. Ğörüngübilim (Fenomenoloji) gibi etkileri yurdumuza kadar gelmiş olan Yeni Ontoloji’nin kurucusu Nicolai Hartman’dır (1882-1950). Varoluşçu felsefe (Existentialisme). En önemli sorun insanın var oluşunun anlamıdır diyen görüş, 20. yy’ in ikinci yarısından sonra büyük bir hızla yayıldı, moda felsefe durumuna geldi. Bunda varoluşçu filozofların felsefe eserleri yanında roman, öykü, mektup, oyun, senaryo, deneme gibi edebiyatın hemen her dalından eserler vermeleri; ar arda iki dünya savaşını yaşamış ve savaş sonrasının büyük sorunlarıyla baş başa kalmış çağımız insanının bunalımı etken oldu. Birden büyük kitlelerin dünya görüşü durumuna gelen varoluşçu felsefenin ustaları arasında önceki yüzyıldan Sören Kirkegaard ve çağımızdan Kari Jaspers, Martin Heidegger, Jean Paul Sartre, Albert Camus, Merleua Ponty vb. anılabilir.Bilimsel felsefe. Köklerini Ernst Mach’ın olguculuğunda bulur. Sorun alanını bilimlere ilişkin sorunsallıkta bulan Bilimsel felsefenin en önemli dayanağı matematik ve modern mantıktır. Yeni mantık, matematikselleşen, yalın, tek anlamlı terimlerle.iş gören bir mantık olacaktır. Bilimsel feisefe çalışmalarındaki en önemli sav, çalışmaların ve ortaya koyulanların bilimlerdeki gibi sağlam, doğru bilgiler olduğudur. Buna gerekçe olarak da savlarının sınama ölçütünün bulunmasını göstermekteydiler. Felsefedeki bu bilimsel savlı gelişmenin başlangıcı Viyana Yöresi Okulu’dur. Moritz Schück, Rudolf Carnap, Ludwig VVittgenstein’ın kurucusu ve başlıca temsilcileri olduğu Viyana Yöresi Okulu’nun düşünceleri kısa zamanda yaygınlaştı ve özellikle ingiltere’de, sonra da ABD’de yankılar buldu. Bu gelişme çizgisinde yer alanlar; Kari Popper, Bertrand Russell ve felsefedeki ilk evresiyle Alfred North VVeitehead’dir. Çağımızın en önemli felsefe akımlarından olan Bilimsel felsefede gerek mantıksal gerekse de bilimsel ve kuramsal çalışmalar dil alanında yoğunlaştı. Dil sorunları üstüne çalışmalar semantik araştırmalar alanın doğurdu. Bu alanda Lesnievvski, A. Tarski önemli araştırmalarıyla tanınırlar.İslam felsefesi, islam dünyasında bilime yönelik önemli atılımlar ilkin Abbasiler dönemindedir. Bu çalışmalar giderek gelişti ve medreseler pozitif bilimlerin yapıldığı yerler durumuna geldi. Bu birikim bilim ve felsefenin yan yana gelişmesini sağladı, islam dünyasında bilim ve felsefe alanındaki önde gelen adlardan biri Farabi (870-950) oldu. Farabi, dehasının yanı sıra çalışmalarıyla ibni Sina’ya giden yolu açtı. islam felsefesinde ilk okullaşma 10. yy’ da gerçekleşti. Aristoteles’e dayanan islam filozoflarının yanında daha çok Pythagoras ve Platon’dan esinlenen İhvanü’s-Safa topluluğu 52 fasikülden oluşan ansiklopedileriyle ünlüdür. Aynı yüzyılda ibn Nedim, bilim ve ‘felsefe konularına ilişkin Fihristü’l-Ulûm ile çağını aşan bir düşünür olarak anılır. 11. yy’da Biruni (973-1052) bir yandan matematik, fizik, astronomi ve özgün eserler verdi, bir yandan da büyük kültür ve düşünme dizgelerinin bireşimine çalıştı. Batı dünyasının Avicenna diye tanıdığı ibni Sina (980-1037) 11. yy’ın bilim ve felsefede en büyük adı oldu. Onun araştırmalarında üstünde durduğu en önemli konu yöntemdir, ispanyadaki Arap düşünürlerinin en tanınanı tıp, matematik ve felsefe alanlarında çalışmalar yapmış olan ibni Rüşt (1126-1.198), görüşleri hem islam ve hem de Hıristiyan dünyasında en çok istenen.düşünür oldu. islam felsefesinde temel iki dayanak vardır: Kur’ an ve Eski Yunan filozofları Platon, Aristoteles ve Plotinos’un eserlerinin Arapça çevirileri. Bunlar islam filozoflarının görüşlerinin gelişmesinde etkili oldu. Doğu felsefelerinden bazı etkiler geldi. Bu büyük girişimde dinsel temeller felsefeyle uzlaşmaya götürülürken hiçbir zaman dinde bir değişikliğe gidilmedi. Örnek alınan felsefe anlayışlarıyla din yorumlanınca yaşam biçimi,dünya görüşü veren anlayışlar ortaya çıktı, islam dünyasında bunların en yaygın olanı Platon, Plotinos felsefesine göre oluşturulan yorumda somutlaşan tasavvuf felsefesidir. Tüm tanrıcı (panteist) bir dünya görüşü olan tasavvufta her şey Tanrısaldır Bu görüşün en önemli temsilcileri: Muhiddin Arabi (1165-1240) ile anlayışa damgasını vuran “enel-hak” yargısını dile getiren Hallacı Mansur’dur (857-922). Tasavvuf felsefesinin büyük halk kesimlerince benimsenmesi, özellikle şiirde ve halk edebiyatında yankılar yarattı. Tasavvufun bu çizgisinde Yunus Emre gibi şairler, Gazzali gibi filozoflar yetişti.Doğu felsefeleri. Doğu felsefesi sözü genellikle Çin ve Hint felsefelerini içerir. Bu iki felsefenin temel özelliği, en genel çizgilerde birer yaşam felsefesi olmaları; insanın mutlu olacağı, kendine yaraşır yaşam yollarını bulacağı yaşam bilgeliğini amaçlamalarıdır. Çın felsefesi. İÖ 1. yy’da görülmeye başlar, ülkenin siyasal yapısındaki değişikliklerden etkilenip değişik renkler alarak gelişir. Bu çizgide Konfüçyus (İÖ 551-479) dinsel anlayıştan kalkan bir ahlak görüşü geliştirir. Çin’de daha sonra ortaya çıkan tüm felsefelerde Konfüçyus görüşünden izler bulunur. Bu bağlamda Tao felsefesi, Mehdici görüş ve yasacılar felsefesi anılabilir. Hint felsefesi, insanlık tarihinin en eski kültürlerinden olan Hint kültüründe temellenir. Dinsel kökenli olan bu kültür Vedacılık ile başlar, Brah-mancılık ile sürer. Bu yeni dinsel anlayış tümtanrıçı yapılı dünya görüşlerine de kaynak olur. Brahmancılığa tepki olarak iki yaŞam felsefesi Caynacılık ve Antik felsefede Sokrates ile koşut anlayışları bulunan Budacılık doğar. Giderek Hıristiyanlık ve Müslümanlıkla karşılaşıp kaynaşan .Hint dünya görüşü, dinsel gizemci özyapısını yitirmeden değişik renkler alarak sürer. Türkiye’de felsefe. Cumhuriyetten önce Batı düşüncesinin önemli eserleri Tanzimat’tan sonra çevrilmeye başlandı. 1868-1872 yıllarında iki kez “Miftah-ül Fünun” adıyla basılan Gallupi’nin italyanca mantık kitabı ilk örnektir. Matematik ve bilimsel felsefe çalışmalarıyla Salih Zeki (1863-1920) hem özgün ve hem de çeviri eserler verdi. Bu dönemde ayrıca Descartes’ tan çevirileriyle ibrahim Etem’i görürüz. Türkçede felsefe dili yaratmaya çalışan Baha Tevfik (1881 -1914) Türkiye’ de felsefeyi okullara sokan “Kamus-u Felsefe” yazarı Rıza Tevfik (1869-1 949) modern islamcı akım içinde yer alan ismail Hakkı izmirli (1868-1946), Şehbenderzade Ahmet Hilmi (1865-1913), ismail Fenni Ertuğrul (1855-1946) ve Mehmet Ali Ayni dikkate değer çalışmalar yaptılar. Bütün bu görüşleri uyuma sokarak belirli bir bütün oluşturmaya çalışan düşünürse Ziya Gökalp (1 876-1 924) oldu. Yeni bir Türk toplumunun temel ilkelerinin belirlenmesi yolunda daha çok toplumbilime ve toplum felsefesine yöneldi.Cumhuriyet döneminde Durkheim’dan sonra Türk düşünürlerinin en çok ele aldığı Batılı filozof Henri Bergson oldu. Bergson felsefesinin tanınıp yayılmasında Suphi Etem, ismail Hakkı, çalışmaları giderek psikolojide yoğunlaşacak olan Mustaf Sekip Tunç, daha sonra pragmacılığın savunuculuğunu yapacak olan Mehmet Emin Erişgil (1891-1965) etkili oldular. Bergsoncu görüşe karşı gelişen maddeci anlayıştan başka tarih yöntemine ilişkin çalışmalarıyla Emin Ali Çavlı, ansiklopedik bilginin savunucularından Mustafa Rahmi Balaban, hem Bergsoncu ve hem de pragmacı “karşı enerjetizm” görüşünü savunanlardan Naci Fikret, pragmacı çizgide ama daha çok John Dewey’in görüşlerinden yana olan Avni Başman ve değişik düşüncelerin çatıştığı bir ortamda Türk düşüncesine yeni ve özgün bir atılım verme çabasını güden Mehmet izzet (1891-1930) bu dönemin başlarında anılması gereken Türk düşünürleridir. 1927′de Türk Felsefe Cemiyeti kuruldu; istiklal Lisesi’nde Ragıp Hulusi, Mehmet Servet, Hatemi Senih, Hilmi Ziya Ülken (1901-1974), Orhan Sadettin’in de yer aldığı Türk Felsefe Cemiyeti Felsefe ve içtimayiat adlı bir de dergi çıkartmaya başladı. 1928′de dağılan dernek 1931 ‘de Mustafa Sekip Tunç başkanlığında yeniden kuruldu, ikinci Cemiyet’in organı olarak Felsefe Yıllığı Hilmi Ziya Ülkenin tüm katkılarına karşın ancak bir kez çıkabildi, dernek 1934′te kapandı. 1933′te Türkiye’de üniversite düzeni yenilenirken Almanya’dan yurdumuza sığınan bilim ve felsefe alanının ustaları görev aldılar. Felsefede, Hans Reichenbach, Ernst von Aster (1880-1948) daha sonraları da Heinz Heimsoeth istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yararlı çalışmalar yaparlar. Felsefe Tarihi çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Macit Gökberk (doğ. 1908), felsefi antropolojinin temsilcisi Takiyettin Mengüşoğlu (1908-1984), Husserl ve görüngübilim (fenomenoloji) üstüne yaptığı çalışmalarıyla Dr. Nermi Uygur (doğ. 1925), sanat felsefesinin Türkiyedeki verimli temsilcisi Prof, Dr. ismail Tunalı (doğ. 1922), logistik, bilim felsefesi çalışmalarıyla Nusret Hızır (1899-1980), dil kültür bağlamı sorunlarına yönelen Prof. Bedia Akarsu (doğ. 1920) çok yönlü çalışmalarıyla Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken bu dönemde yetişmiş önemli Türk felsefecileri oldular. Ülkemizde felsefe çalışmaları istanbul Üniversitesi’nde başladı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde ve ardından Ortadoğu Teknik Üniversitesi ile Hacettepe Üniversitesi’nde de ağırlık kazandı. Bu dönemde, bilim tarihi çalışmalarıyla Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, mantık çalışmalarıyla Hüseyin Batuhan (doğ. 1921), Teo Grünberg ve Nietzsche üstüne çalışmalarıyla bilinen ionna Kuçuradi (doğ. 1 936) dikkat çektiler. Türkiye’de islam felsefesine ilişkin araştırmalarıyla Prof. Dr. Nihat Keklik de bu akımda yer aldılar. Selahattin Hilav (doğ. 1 928), Afşar Timuçin (doğ. 1939) gibi adlar da çevirileri ve araştırmalarıyla felsefe çalışmalarına katkıda bulundular. Kısa süreli “Felsefe Dergisi” ve “Yazko Felsefe Yazılan” gibi özel yayımlar yanında İÜ Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nün çıkarttığı Felsefe Arkivi 40 yılı aşan geçmişiyle dikkati çeker.Felsefe Ansiklopedisi (Kavramlar ve Akımlar), Orhan Hançerlioğlu’nun (1916) inceleme eserleri dizisinin en büyük ürünlerinden biri, 7 cilt (1976-1980). Önceleri düşünce tarihinin bazı önemli konularını araştıran (Erdem Açısından Düşünce Tarihi, 1963; Mutluluk Düşüncesi, 1965; Özgürlük Düşüncesi, 1966), yazar, elindeki belge ve kaynakların zenginleşmesiyle ansiklopedi yapısındaki genel ve özel sözlüklere yöneldi: Felsefe Sözlüğü, 1967; Ekonomi Sözlüğü 1972, inanç Sözlüğü, 1975. Üç bölüm olarak hazırlanan Felsefe Ansiklopedisi şu bilgileri içerir: Genel Felsefe terimleri (üç dilde), özel felsefe terimleri (on dilde), düşünce akımları, önemli terimlerin yedi dildeki karşılıkları ve kök yapıları düşünürler, eserleri, toplubasımlar, kaynaklar Ünlü felsefe eserleri, düşünce ürünleri, felsefe tarihleri, sözlükleri, kaynak eserler. Abece sırasına göre dizilen, dil ve anlatımının özleşmiş yapısıyla dikkat çeken eser büyük boyda yaklaşık 3500 sayfadır.Felsefe Defterleri, Lenin’in ilk kez 1933′te yayımlanan, çoğunluğunu 1914-1916 arasında tuttuğu felsefe notlan. Lenin’in Marx, Engels, Hegel, Lasalle ve Aristoteles’in eserlerinden çıkardığı özetler, eleştiriler, sonuçlar ve genellemelerden oluşur. Notlar, doğabilimleri, mantık, felsefe konularındadır. Notların ağırlığını diyalektik ve onun yorumu oluşturur. “Diyalektik sorunu üzerine” bölümünde diyalektik mantığın ve onun temel öğelerinin Marksist kavrayışı formüllendirilir. Bu bölüm Marksist edebiyatının en özlü metinleri arasında sayılır. Felsefe Defterleri’nin son bölümü: Plehanov,V. Sulyatikov, A. Deborin gibi Rus düşünürlerinin görüşlerinin incelenmesine ayrılmış. Marksist düşüncenin kabalaştırılması ve çarpıtılmasına karşı eleştiriler yer almıştır. Felsefe Defterleri, yayımlanmak amacıyla yazılmadığı halde Marksist,Leninist düşüncenin temel eserlerinden sayılır.Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası,ilkTürk felsefe dergisi. 1927′de istanbul’ da Türk Felsefe Cemiyeti’nin yayım organı olarak çıkarıldı. Kuruculuğunu Agâh Sırrı Levent’in (1894-1978) üstlendiği ve dönemin tüm düşünürlerinin yazılarının toplandığı dergi ancak 1930′a kadar yayımlanabildi. Üç ayda bir çıkan dergide felsefenin yanı sıra ağırlıklı konular olarak sosyoloji ve psikoloji de yer aldı.Felsefe Sözlüğü, Fransız yazarı Voltaire’in (1694-1778) eseri: Diction-naire Philosophique Portratif ou la RaisonparAlphabet (Taşınabilir Filozofça Sözlük ya da Abecesel Us). Yazılışı 1752 olmasına karşın, zamanın sakıncaları yüzünden 1764′te, yazarının adı konmadan yayımlanabildi. Voltaire; çağdan çağa, toplumdan topluma, kişiden kişiye değişmesi doğal olan öznel (sübjektif) birçok konuda aydınlatıcı soru ve düşüncelerini açıklama fırsatını bulur eserinde. Dinsel inanç ve tutumların tartışmayı kabul edemeyecekleri ruh, Tanrı, Cizvitlik, Yahudiler, engizisyon, mucizeler, felsefe, Tanrı bağışı, din, kör inan, hoşgör,ü gibi konularla pek çok insanın, bağnazca ölçebildikleri güzellikler, beğeni, savaş, bilgisizlik, özgürlük, biçem, tragedya.kavramları yazarın ince zekâsı, düşündürücü yazış biçemi,örneklerin inandırıcılığıyla güven verici yapılarda işlenir: Yayımlanır yayımlanmaz parlamentoca yasaklanmış olan eser (1665), Aydınlanma Çağı’nın en etkili gücü oldu. Lütfi Ay’ın çevirisiyle MEB Klâsikler Dizisi içinde 4 cilt olarak basıldı (1943-1946, 2. 1963).Felsefe Tarihi, kavram olarak hem günümüzden önceki felsefe çalışmalarını hem de felsefeler üzerine yapılmış olan çalışmaları içeren konu, eser. Önceki felsefe çalışmalarını konu eden felsefe tarihlerinde felsefenin tüm geçmişi ele alınır. Filozofların, felsefelerinin başlıca yanları, filozofun felsefesini kurarken etkilendiği düşünceler, olaylar, felsefesinin yarattığı etkiler üzerine yapılan çalışmalar anlatılır. Burada amaç geçmişteki felsefeyi değil, felsefenin geçmişini ortaya koymaktır. Bir bilgi işi olarak felsefe tarihi de filozof ve felsefesini konu alırsa da artık filozof ve felsefesinin betimsel dile getirilişinden çok. tek tek felsefeler üzerine yapılan araştırmaları içerir. Amacı felsefenin geçmişini değil, geçmişteki felsefeye yönelmektir. Felsefe tarihçisi bu anlamda felsefeyi tarihsel açıdan aydınlatan kişidir. Felsefe tarihinin bir “felsefe sıkı düzeni” (disiplini) olarak kurulması 19. yy’da görülmesine karşın bu anlamdafelsefe tarihiyle batı felsefesi geleneğinde çok önceleri de karşılaşılır. Örneğin’birçok Antik Çağ filozofu, Aristoteles’in onların felsefelerini ele alıp işlemesiyle günümüzde de bilinmektedir. 20. yy’m önemli felsefe tarihçileri arasında Zeller,Ritter, VVİndelband, Höff-ding, von Aster önde gelirler.Felsefenin İlkeleri, Fransız düşünürü Rene Descartes’ın (1596-1650) eseri. 1644′te Amsterdam’da Latince olarak yayımlandı. 1647′de de Descartes’ın dostu Rahip Picot’ca Fransızcaya çevrilerek Paris’te yayımlanan kitap altı bölümde tasarlanmıştı: Bilginin ilkeleri, Maddi şeylerin ilkeleri, Gökyüzü (Kozmolojik) sorunları, Yeryüzü, Bitkiler ve Hayvanlar, insan. Descartes’ın düşüncelerini içeren eserin ancak ilk dört bölümü tamamlanabildi ve kitap dört bölüm olarak yayımlandı. Eserin son üç bölümünde Descartes, tüm olguları maddeyle ve hareketle açıkladığı genel fizik anlayışını ortaya koyar.Felsefenin Sefaleti, Alman filozofu Kari Mara’ın (1818-1883) eseri. Misere de la Philosophie (1847). Kitap, Fransız düşünürü Proudhon’un (1809-1865) Systeme des Contradictions Economiques ou la Philosophie de la Misere (iktisat Çelişkileri Dizgesi ya da Sefaletin Felsefesi) adlı eserinin eleştirisidir. Proudhon’un kitabı, toplumbilimi sarsmak ve toplumsal sorunların çözümünün anahtarını sağlamak savındaydı. Kapitalizmin iyi ve kötü yanlarının olduğunu ileri sürüyor, düzenin kaldırılması yerine, kötü yanının onarılması gerektiğini savunuyordu. Marx, bu görüşe yanıt olarak yazdığı Felsefenin Sefaleti’ nde, Proudhon’u, küçük kentsoylu (burjuva) düşünürü olarak nitelendirerek genel görüşün dışına çıkamamakla eleştirdi; kapitalist üretim biçiminin çözümlemesini yaptı, işçi sınıfının devrimci gücünü değerlendirdi. Marx’ın siyasal ekonomi (ekonomi politik) alanındaki bu ilk ürünü, Kapital’de ortaya koyacağı kuramın tohumlarını taşır.
Ansiklopedimizin içinde Google destekli arama yapın.
.
You can leave a response, or trackback from your site.
Sağlık Ana Sayfa
Biyografiler
Akademisyenler,
Antropologlar (İnsanbilimciler),
Arkeologlar
Askerler >
Besteciler
Bilim Adamları
Biyologlar
Coğrafyacılar
Dansçılar
Denizciler
Devlet Adamları - Politikacılar
Dilbilimciler
Din Adamları
Diplomatlar
Doğa Bilimciler
Düşünürler
Edebiyatçılar
Eğitimciler
Ekonomistler
Felsefeciler
Fizikçiler
Fotoğrafçılar
Gazeteciler
Gezginler
Gökbilimciler
Gravürcüler
Heykeltraşlar
Hukukçular
İktisatçılar
İmparatorlar-Hükümdarlar
İş Adamları
İstatistikçiler
Karikatürcüler
Kaşifler
Kimyagerler
Koreograflar
Mankenler
Matematikçiler
Mimarlar
Minyatürcüler
Mucitler
Mühendisler
Müzisyenler
Oryantalistler
Osmanlı Padişahları
Pilotlar
Psikologlar
Ressamlar
Şairler
Sanatçılar
Sanatkarlar
Sendikacılar
Seramik Sanatçıları
Sinemacılar ve Tiyatrocular
Sosyologlar (Toplumbilimciler)
Sporcular
Araba Yarışçıları
Futbolcular
Tarihçiler
Tıpçılar
Veterinerler
Yazarlar
Yöneticiler
Yönetmenler
Toplum ve Yaşam
Toplum
Millet
Aile
Antropoloji
Hayvanlar
Sosyoloji
Cinsellik
Ev
Evlilik
Felsefe
Aşk
Biyografiler
Bilim ve Teknoloji Bilim
Bilgisayar
Bilim
Kurgu
Matematik
Aritmetik
Arkeoloji
Biyoloji
Bilim Adamları
Bilişim
Ekonomi
Fizik
Yıldızlar
Astronomi
Uzay
Arkeoloji
Jeoloji
Nükleer
Enerji
Kimya
Zooloji
Mantık
Pedagoji
Enerji
Elektronik
Elektrik
Telekomunikasyon
Teleskop
Ses
Tıp
Tarım
Kültür
Kültür
Dil
Tarih
Edebiyat
Eğitim
Felsefe
Adet
Müze
Müzik
Mitoloji
Basın
Spor
Sinema
Tiyatro
Coğrafya
İklim
İlçeler
İller
Biyocoğrafya
Din
ilahiyat
Allah
Musevilik
Hristiyanlık
Kuran-ı Kerim
Mitoloji