<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>özellikleri hakkında bilgi</title>
	<atom:link href="http://www.botav.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.botav.org</link>
	<description>Sağlık, Teknoloji, Kültür ve Sanat Ansiklopedisi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 27 Jan 2010 11:13:07 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Emasya Protokolü</title>
		<link>http://www.botav.org/emasya-protokolu/</link>
		<comments>http://www.botav.org/emasya-protokolu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 11:13:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Em]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.botav.org/?p=108828</guid>
		<description><![CDATA[7 Temmuz 1997 tarihinde İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı arasında kabul edilen protokole göre EMASYA birliklerine, İlgili ilin valisi herhangi bir talepte bulunmasa da, EMASYA gerek duyduğu hallerde sosyal olaylara müdahale etme yetkisi verilmişti.
Son günlerde bu Emasya Protokolü&#8216;nde değişiklik yapılacağı tahmin edilmektedir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>7 Temmuz 1997 tarihinde İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı arasında kabul edilen protokole göre EMASYA birliklerine, İlgili ilin valisi herhangi bir talepte bulunmasa da, <strong><a title="emasya, emasya nedir hakkında bilgi" href="http://www.botav.org/emasya-protokolu/">EMASYA</a></strong> gerek duyduğu hallerde sosyal olaylara müdahale etme yetkisi verilmişti.</p>
<p>Son günlerde bu <a title="emasya protokolü" href="http://www.botav.org/emasya-protokolu/">Emasya Protokolü</a>&#8216;nde değişiklik yapılacağı tahmin edilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.botav.org/emasya-protokolu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bızır (Klitoris)</title>
		<link>http://www.botav.org/bizir-klitoris/</link>
		<comments>http://www.botav.org/bizir-klitoris/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 05:42:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimteknik.info/?p=6248</guid>
		<description><![CDATA[Kadınlarda, erkeklerdeki penise anatomik olarak eşdeğer olan erektil (sertleşebilen) cinsel organ. Vulvanın ön üst bölümünde, her iki küçük dudağın ön uçları arasında bulunan ve uyarıldığında kan hücumu sonucunda sertleşebilen küçük çıkıntı biçiminde bir organdır. Peniste olduğu gibi “glans”, “gövde” ve “bacaklar” olmak üzere üç bölümden oluşur. Dışardan bakmakla görünen bölümü yalnızca glans bölümüdür. Glansın üstünde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda, erkeklerdeki <a title="penis, penis nedir" href="http://www.botav.org/penis/">penis</a>e <a title="anatomi" href="http://www.botav.org/anatomi/">anatomi</a>k olarak eşdeğer olan erektil (sertleşebilen) <a href="http://www.botav.org/cinsellik/">cinsel organ</a>. Vulvanın ön üst bölümünde, her iki küçük dudağın ön uçları arasında bulunan ve uyarıldığında kan hücumu sonucunda sertleşebilen küçük çıkıntı biçiminde bir organdır. Peniste olduğu gibi “glans”, “gövde” ve “bacaklar” olmak üzere üç bölümden oluşur. Dışardan bakmakla görünen bölümü yalnızca glans bölümüdür. Glansın üstünde birleşip onu örten küçük dudakların uzantılarına “klitoris prepusyumu” adı verilir. <a title="klitoris, klitoris nedir" href="http://www.botav.org/bizir-klitoris/">Klitoris</a>in (<a title="bızır, bızır nedir ne demektir" href="http://www.botav.org/bizir-klitoris/">bızır</a>) üzeri deriyle örtülmüştür, iç yapısı peniste olduğu gibi “korpus kavernosum” adı verilen ince bölmeler ve bunların aralarını dolduran <a title="toplardamar, toplardamar nedir" href="http://www.botav.org/toplardamar-vena/">toplardamar</a> ağlarından ve gölcüklerinden oluşmuş süngersi bir yapıya sahiptir. Psikolojik ve <a title="fizik" href="http://www.botav.org/fizik/">fizik</a>sel uyaranlarla bu süngerimsi <a title="doku, doku nedir" href="http://www.botav.org/doku/">doku</a> kanla dolarak şişer ve bunun sonucunda da klitoris sertleşir. Bu olaya klitorisin ereksiyonu denir. <a title="kadın cinsel organı" href="http://www.botav.org/vajina-vagina/">Kadının cinsel organları</a> içinde en duyarlı yapı olup <a title="orgazm" href="http://www.saglik.im/yazi/orgazm/">orgazm</a>da rol oynar. Duyarlı olmasının nedeni burada çok sayıda sinir uçlarının bulunmasıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.botav.org/bizir-klitoris/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yavuz Sultan Selim</title>
		<link>http://www.botav.org/i-yavuz-selim/</link>
		<comments>http://www.botav.org/i-yavuz-selim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 21:30:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Padişahları]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimteknik.info/?p=57219</guid>
		<description><![CDATA[I. YAVUZ SELİM, Osmanlı padişahı (Amasya, 1466-Çorlu, 1502). Babası II. Beyazıt annesi ise, Dul kadirli Alaüddevle Bozkurt Bey&#8217;in kızı Ayşe Hatun&#8217;dur. II. Beyazıt’ın Amasya sancakbeyliği döneminde doğdu. Sancakbeyliğini Trabzon&#8217;da geçirdi. Kendinden büyük olan kardeşleri Şehzade Ahmet ile Şehzade Korkut, hem babası, hem de devlet erkânınca daha çok seviliyordu. Şehzade Korkut, çok iyi bir eğitim görmüş, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>I. YAVUZ SELİM, Osmanlı padişahı (Amasya, 1466-Çorlu, 1502). Babası II. Beyazıt annesi ise, Dul kadirli Alaüddevle Bozkurt Bey&#8217;in kızı Ayşe Hatun&#8217;dur. II. Beyazıt’ın Amasya sancakbeyliği döneminde doğdu. Sancakbeyliğini Trabzon&#8217;da geçirdi. Kendinden büyük olan kardeşleri Şehzade Ahmet ile Şehzade Korkut, hem babası, hem de devlet erkânınca daha çok seviliyordu. Şehzade Korkut, çok iyi bir eğitim görmüş, önce Antalya, sonra da Manisa sancakbeyliğine gönderilmişti. Şehzade Ahmet ise, Amasya&#8217;da sancakbeyliği yapıyordu. Devlet erkânının desteğini sağladığı gibi. Hadım Ali Paşa&#8217;ca da tahta çıkarılacağına ilişkin güvence elde etmişti.Kardeşler daha babaları tahttayken saltanat savaşımına başladılar. Korkut, Şah-kulu Baba Tekken Ayaklanmasının bastırılması sırasında, kendisine saltanat sözü verilen Ahmet&#8217;e karşı giriştiği savaşımı yitirince Mısır&#8217;a gittiyse de bir süre sonra geri döndü, İstanbul’a kadar gelerek, özellikle yeniçerilerden destek bulamayınca, Manisa&#8217;ya çekildi. Ahmet ise Şah kulu Ayaklanması&#8217;ndaki gevşekliği ve başarısızlığı yüzünden yeniçeriler üzerindeki etkinliği yitirince el altından devlet erkânının kendi yanına çekmeye çalıştı. Bu gelişmeleri yakından izleyen ve daha sancakbeyliği döneminde Gürcistan&#8217;a sefer düzenleyerek bazı askeri başarılar elde eden Yavuz Sultan Selim, babasının yaşlılığı dolayısıyla tahttan çekileceğini öğrenince, kendisi de saltanat yollarını aramaya başladı. Oğlu Süleyman için, Bolu Sancakbeyliği&#8217;ni istedi. Fakat Şehzade Ahmet&#8217;in işe karışması üzerine Süleyman, Bolu&#8217;dan Kefe&#8217;ye gönderildi. Başlangıçta devlet erkânından bir destek göremeyen ve hırçınlığı yüzünden de, hiç kimsenin kendisini padişah olarak görmek istemediğini sezinleyen Selim, Kırım&#8217;a geçerek, oğlu Süleyman&#8217;dan sağladığı askerlerle oralarda dolaşmaya başladı ve İstanbul&#8217;a yakın bir yerde sancakbeyliği verilmesini istedi. Babasının buyruklarını de dinlemeyen Selim, kendisine önerilen Menteşe Sancakbeyliği&#8217;ni de istemedi. 1511&#8242;de yeniden gittiği Kırım&#8217;da, kayınpederi olan Mengli Giray&#8217;dan asker alarak Rumeli&#8217;ye doğru ilerledi. Edirne yakınındaki Kuruçayır&#8217;da babasıyla görüşmek istediyse de, Ahmet&#8217;in yanında olan devlet adamları bunu engellediler. Ancak, Osmanlı yasalarına aykırı olarak, kendisine Semendire Sancakbeyliği&#8217;ni verdiler. Selim, babasının, sağlığındayken kimseyi tahta geçirmeyeceğine ve veliaht atamayacağına ilişkin verdiği sözü tutmadığını ve kısa bir süre sonra Ahmet&#8217;in tahta geçmesi için girişimlerde bulunulduğunu öğrenince, Eski Zağra&#8217;dan geri döndü. Yanında 40.000 kişilik bir kuvvet vardı. Çorlu yakınlarında Uğraş Köyü&#8217;nde, babasının kuvvetleriyle savaşa tutuştu. Ancak yenilerek Kefe&#8217;ye çekilmek zorunda kaldı.<br />
Selim&#8217;in yenilerek Kırım&#8217;a çekilmesi, Ahmet&#8217;e saltanat yollarının acıdığı inancını verdi. Ancak, Şehzade Kcrkut, babasının Amasya&#8217;dan İstanbul&#8217;a gelinceye kadar 12 günlük saltanat naipliği döneminde yeniçerilere verdiği terakki bahşişini öne sürerek, onlardan destek istemesi, olumsuz sonuçlandı. Şehzade Ahmet de, devlet erkânından bulduğu desteği, yeniçerilerden bulamadı. Hem Korkut&#8217;un, hem de Şehzade Ahmet&#8217;in ordu erkanınca desteklenmemesinden cesaretlenen Selim, bazı adamlarıyla yeniçerileri kendi lehine kışkırttı (Ocak 1512). Bunun üzerine yeniçeriler, &#8220;Selim&#8217;i isteriz&#8221; diye ayaklandılar. Şehzadeler arasında bu çekişme sürerken ve padişahın yaşlılığı dolayısıyla da devlet adamlarının gevşek tutumu yüzünden, Anadolu&#8217;da güvenlik bozulmuş, Şen1 zade Ahmet de, tahttan umudunu kesince, Konya&#8217;yı ele geçirmişti.- Bu gelişmeler yeniçerilerin yanı sıra bazı devlet adamlarının da, Selim&#8217;den yana tavır koymaları sonucu, Selim&#8217;i istanbul&#8217;a davet ettiler. Askerleriyle istanbul&#8217;a gelen Selim, babasının saltanattan çekilmesinden sonra, 24 Nisan 1512&#8242;de Osmanlı tahtına oturdu.<br />
II. Bayezit saltanattan çekildikten sonra, kendi arzusuyla Dimeyoka&#8217;da oturmak üzere yola çıktı. Ancak Dimetoka&#8217;ya varamadan Çorlu&#8217;da Mayıs 1512&#8242;de öldü. Yavuz Sultan Selim, tahta geçer geçmez saltanat için kendisiyle savaşan kardeşlerini ve onların çocuklarını ortadan kaldırmakla uğraştı. Şehzade Korkut&#8217;a dokunmayacağına söz verdi ve ona Manisa&#8217;ya geri gönderdi. Şehzade Ahmet ise, Konya&#8217;yı ele geçirdikten sonra, oğlu Alaattin&#8217;e verdiği kuvvetlerle Bursa&#8217;yı da ele geçirmek istedi. Aynı zamanda, Yavuz Sultan Selim&#8217;in en amansız düşmanı olan Şah İsmail&#8217;den de yardım isteyerek, Konya&#8217;da bağımsızlığını ilan etti. Bursa&#8217;-da Alaattin Çelebi&#8217;yi yenilgiye uğratınca, kardeşiyle savaşmayı göze alamayan Şehzade Ahmet, Amasya&#8217;ya çekildi. Bu arada, Şehzade Korkut&#8217;a devlet adamlarının ağzından tahta geçmesi için düzmece mektuplar yazdıran Yavuz Sultan Selim, onun tahtı ele geçirmek için harekete geçmesi üzerine, Bursa&#8217;dan Bergama&#8217;ya yürüdü. Korkut, Antalya&#8217;ya kaçarken yakalandı ve öldürüldü (1512). Yavuz aynı şekilde, Şehzade Ahmet&#8217;e de, İstanbul&#8217;daki devlet adamlarının ağzından düzmece mektuplar yazdırarak, kendisini kesin desteklediklerine inandırdı. Devlet adamlarından güvence aldığını sanan Ahmet, ordusuyla Bursa&#8217;ya-geldi. Yenişehir Ovası&#8217;nda yapılan savaşta, Şehzade Ahmet&#8217;in kuvvetleri dağıldı ve kendisi de yakalandı. Yavuz Sultan Selim, hemen kardeşini boğdurarak ortadan kaldırdı (Nisan 1513). Yavuz&#8217;un bu şiddeti, kendi oğlu Süleyman&#8217;ın dışında tüm Osmanlı ailesinin üyelerini ortadan kaldırdı. Şehzade Ahmet&#8217;in bir oğlu (Karun), Mısır&#8217;a kaçarak kurtuldu.Yavuz Sultan Selim, kardeşleriyle sürdürdüğü savaşı kesin biçimde sona erdirdikten sonra, Osmanlı Devleti için o sıralarda ciddi bir sorun yaratan İran ile savaşa girişti. Bunun için de, tahta çıkışını kutlamak için İstanbul’a gelmiş olan, Venedik, Macaristan ve Memluklu devletlerinin elçileriyle yeni antlaşmalar imzaladı. Böylece, İran dışında tüm komşu devletlerle iyi ilişkilerini sürdürmeyi amaçladığını ortaya koydu.Yavuz bundan sonra, daha şehzadeliği sırasında, Anadolu&#8217;daki propaganda hareketlerini yakından izlediği Safevi Hükümdarı Şah İsmail’e karşı büyük bir sefer hazırlığına girişti. Gerçekten de Şah İsmail, Akkoyunlu Devleti&#8217;ni yıktıktan sonra, komşu olduğu Osmanlı Devleti&#8217;nin içine binlerce müridini göndererek, çeşitli yörelerde ayaklanmalar çıkarıyor, Şiîlik propagandası ile, halkı kendine kazanıyordu. II. Beyazıt’ın son zamanlarındaki gevşek yönetimi, Memluklularla yapılan uzun savaşlar sonunda, Osmanlı Devleti&#8217;nin siyasal etkinliğinin zayıflaması, bu arada tımar düzeninin bozulması ve Anadolu&#8217;da reayanın çift ve çubuğunu bırakarak, bir kısmını da bazı serkeşlerle birlikte köy ve kasabaları basması, devlet güvenliğini önemi ölçüde sarsmıştı. Bu ortam da en çok Şah İsmail&#8217;in işine yarıyor, devlete olan güveni sarsılan kişiler ve köylüler, doğaüstü güçler gösteren bazı kişilerin peşlerinden kolayca gidebiliyorlardı. Şah İsmail&#8217;in bu tehlikeli gelişimini, Yavuz Sultan Selim, ciddi önlemlerle ortadan kaldırmayı başardı. Gerçekte babasının son zamanlarında çıkan Şankulu Baba Tekeli Ayaklanması, büyük güçlüklerle bastırılmıştı. Yavuz Sultan Selim, Şiilik inancının tehlikeli gelişmesini, zamanın din bilginleriyle uzun tartışmalardan sonra, onlardan aldığı fetva üzerine, Anadolu&#8217;da büyük bir temizliğe girişti. İran üzerine sefere çıkmadan önce, Şah İsmail&#8217;e bağlı olup Anadolu&#8217;da yaşayan 40.000 Siyi Öldürttü. Bundan sonra, Şah İsmail üzerine bir sefer açılması için, yine din bilginlerinden fetva aldı. Bu fetva üzerine sefer hazırlıklarını hızlandıran Yavuz Sultan Selim, orduyla İstanbul’dan hareket etti. Gelişmeyi yakından izleyen Şah İsmail de, Osmanlı padişahı ile savaşmak üzere hazırlıklarını sürdürdü. Hatta Osmanlı Ordusu daha İstanbul&#8217;dan hareket etmeden önce, Anadolu&#8217;daki İran sınırlarının muhafızlığı ile görevlendirdiği Usta oğlu Mehmet Han&#8217;ı, bir orduyla Anadolu&#8217;ya gönderdi. Ayrıca, Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı, Venedikliler ve Özbeklerden yararlanmak için girişimde bulundu. Yavuz Sultan Selim, Kayseri ve Erzurum üzerinden ıran topraklarına girdi. Dulkadiroğlu, İran şahından korktuğu için Osmanlı Devleti&#8217;nin sefere katılma çağrısına olumlu karşılık vermedi. Osmanlı Donanması Trabzon&#8217;a İstanbul’dan top ve cephane getirdi. Bu top ve cephaneler, buradan Erzurum üzerine gönderildi ve daha sonra Osmanlı Ordusu&#8217;na ulaştırıldı.Yavuz Sultan Selim, 1514 Ağustosu&#8217;nda Çaldıran Ovası&#8217;nda Şah İsmail ile karşılaştı. Yolda seferin uzaması dolayısıyla askerin serkeşlik edip, geri dönme isteği karşısında, hiç ödün vermeyen Yavuz, askeri ayaklanmayı kışkırtan Hemdem Paşa&#8217;yı da idam ettirdi. Osmanlı topçusunun savaşın en kızgın anında açtığı ateş ve Osmanlı Ordusu&#8217;nun çevik manevrası karşısında, Safeviler büyük bir yenilgiye uğradılar (23 Ağustos 1514). Şah İsmail başta karısı Taçlı Hanım olmak üzere, tüm ağırlıklarını ve hazinesini savaş alanında bırakarak kaçtı. Yavuz Osmanlı Ordusu ile Safevi başkenti Tebriz&#8217;e girdi. Kışı Karabağ&#8217;da geçirip İran içlerine girmek niyetindeydi. Fakat bazı devlet adamları, onun İstanbul’a dönmesini sağladılar. Dönüş yolunda yeniçerilerin ve öteki askeri sınıfların ayaklanma belirtilerinin görülmesi üzerine, bu işte parmağı bulunan Hersek-zade Ahmet Paşa ile Dukakinzade Ahmet Paşa&#8217;yı görevlerinden aldı. Yavuz Sultan Selim &#8216;in kazandığı Çaldıran zaferiyle Doğu Anadolu Bölgesi Osmanlı Devleti&#8217;ne bağlandı. Bölgede etkinlikleriyle tanınan birçok Kürt beyi, Osmanlıların yanında yer aldılar. Diyarbakır, Rakka, Urfa, Mardin ve Cizre gibi önemli kentler Osmanlılara bağlandı. Yavuz Amasya&#8217;dan İstanbul&#8217;a hareket ettiğinde, Sadrazam Sinan Paşa&#8217;ya da, Dulkadiroğlulularının üzerine gönderdi. Göksu Ovası&#8217;nda yapılan savaşta, Dulkadiroğlu Alaüddevle Bey yenilgiye uğradı ve tüm ailesi öldürüldü. Dulkadiroğulları&#8217;nın toprakları da Osmanlı Devleti&#8217;ne bağlandı.Yavuz Sultan Selim, bu kez Memluklular üzerine bir sefer hazırlığına girişti. Seferin İran üzerine yapılacağını sanan devlet erkânı, bu yönde hazırlıklara giriştiler. Şah İsmail de üzerine yapılacak olan bu ikinci sefer dolayısıyla Memluklulardan yardım isteğinde bulundu. Halep naibi olan Hayır Bey ile yakın ilişkiler içine girilerek Memlûk Sultanı Kansu Gayri, değerli armağanlarla oyalandı. Bir tersane inşaatına da başlayan padişah, gerekli hazırlıkları tamamladıktan sonra, Sadrazam Hadım Sinan Paşa&#8217;yı 40.000 kişilik bir orduyla Dulkadir başkenti olan Maraş&#8217;a gönderdi. Sinan Paşa, Fırat&#8217;ı geçip İran üzerine gitmek için, Memlûk sultanından izin istedi. Böylece seferin İran üzerine yapılacağına ilişkin kesin kanıtlar ortaya konulmak istenildi. Ancak Memluklular, Sinan Paşa&#8217;nın bu isteğini geri çevirdiler. Daha sonra Kansu Gavri de Halep&#8217;e geldi ve savunma hazırlıklarına girişti. Yavuz Sultan Selim, Kansu Gavri&#8217;ye gönderilen elçilere iyi davranıl-maması üzerine Mısır Seferi&#8217;ne çıktı. Kay-seri&#8217;de toplanan ordu, 24 Ağustos 1516:da Halep yakınlarında bulunan Mercidabık Ovası&#8217;nda, Kansu Gavri komutasındaki Mısır Ordusu&#8217;nu ağır bir yenilgiye uğrattı. Yavuz Sultan Selim, doğru Şam&#8217;a geldi ve kışı burada geçirdi. Kış boyunca sefer hazırlıklarını sürdüren Yavuz, ertesi yıl Mısır&#8217;a doğru yola çıktı. Safed, Gazze, Kudüs, Aclun ve bölgenin öteki kentleri Osmanlıların eline geçti. Filistin&#8217;de Osmanlıları durdurmak isteyen Canberdi Gazali, yenilgiye uğradı. Bundan sonra, Yavuz Sultan Selim, çölü geçti ve Kahire yakınlarında Ridaniye&#8217;de Tomanbay ile karşılaştı. Mukattam Dağı&#8217;nın çevresini dolaşarak, Memluk Ordusu&#8217;nu şaşırtan Yavuz, 1517 başlarında Tornan- . bay&#8217;ı yenilgiye uğrattı. Daha sonra Kahire sokaklarında kanlı çarpışmalar yapıldı. Memluk direnci kırılıp ele geçirilen Teoman bay da idam edildikten sonra, Mısır ülkesi Osmanlı Devleti&#8217;ne bağlandı. Yavuz Sultan Selim bir ay kadar kaldığı Mısır&#8217;da, Mekke şerifinin gönderdiği Mekke ve Medine kentlerinin anahtarlarını kabul etti. Buradaki kutsal emanetleri de aldı. Şam&#8217;a geldiğinde, buradan Mekke&#8217;ye değerli armağanlar gönderdi. Hadimü&#8217;l-Harameynü&#8217;ş şerifeyn sanını aldı. Mısır&#8217;ın Osmanlı Devleti&#8217;ne bağlanması sonucu Kıbrıs&#8217;ın vergileri, bundan sonra Vened iki ilerce Osmanlı Devleti&#8217;ne verilmeye başlandı. Yavuz, Mısır&#8217;ın yönetimini Hayır Bey&#8217;e bıraktı. Orada bulunan Abbasi Halifesi el-Müttevvekil Allah&#8217;ı da İstanbul&#8217;a getirdi. Daha sonra Ayasofya Camisi&#8217;nde yapılan bir törenle halifelik sanı Osmanlı padişahına devredildi. Bundan sonra Osmanlı padişahları, tüm Müslümanların halifesi oldular. Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi&#8217;nden sonra, ticari konulara ağırlık verdiği gibi, donanmanın da güçlendirilmesiyle uğraştı. Yeni bir sefer hazırlığı içine girdi. Rodos, Kıbrıs ya da Venedik üzerine bir sefere çıkacağından söz ediliyordu. Edirne&#8217;ye hareket ettiğinde yolda hastalandı ve 21 Eylül 1520&#8242;de, Çorlu&#8217;da öldü. Yerine oğlu Süleyman, Kefe&#8217;den gelerek tahta oturdu.Yavuz Sultan Selim, sert yaratılıştı, cesur ve bilgili bir padişahtı. Şiirlerini Farsça yazdı. Sekiz yıl süren saltanatı sırasında: iki büyük sefer ve geniş toprakları Osmanlı ülkesine katmış bir padişah olarak, hayır işleriyle fazla uğraşamadı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.botav.org/i-yavuz-selim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KANGURU</title>
		<link>http://www.botav.org/kanguru/</link>
		<comments>http://www.botav.org/kanguru/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 10:37:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimteknik.info/?p=19340</guid>
		<description><![CDATA[ (Lat. Macropus), (Avustralya yerlilerinin dilinden) Avustralya Anakarası&#8217;nda yaşayan kangurugillerden keseli, memeli hayvanların genel adı.Yaşlı bir erkek kangurunun başkanlığında büyük sürüler halinde yaşayan, otla beslenen hayvanlardır. Kulakları büyük, ön bacakları çok küçüktür. Yürümeye yardımcı olmaz. Büyük olan arka bacaklarının üzerinde ard arda sıçrayarak yer değiştirir. Kuyruk dengeyi sağlar. Gebelik süresi beş aydır. Doğan yavru altı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> (Lat. Macropus), (Avustralya yerlilerinin dilinden) Avustralya Anakarası&#8217;nda yaşayan kangurugillerden keseli, memeli hayvanların genel adı.Yaşlı bir erkek kangurunun başkanlığında büyük sürüler halinde yaşayan, otla beslenen hayvanlardır. Kulakları büyük, ön bacakları çok küçüktür. Yürümeye yardımcı olmaz. Büyük olan arka bacaklarının üzerinde ard arda sıçrayarak yer değiştirir. Kuyruk dengeyi sağlar. Gebelik süresi beş aydır. Doğan yavru altı ay süreyle annenin kesesinde büyümesini sürdürür.</p>
<p>Bütün keseliler gibi, kangurunun da kesesi vardır. Yavru, doğar doğmaz bu keseye girer ve ancak 190 gün sonra, çok kısa süreler için kese dışına çıkmaya başlar. İlk yavru sütten kesilmeden önce ikinci bir yavru doğarsa, anne kanguru, iki yavrunun gereksinimlerini karşılamak için, iki ayrı bileşimde süt üretir;antijene karşı olan antikorun bulunmaması gerekir. AB grubundan bireylerde, hem A, hem K antijeni, A grubundan bireylerde yalnızca A antijeni, B grubundan bireylerde yalnızca B antijeni bulunur. O grubundan bireylerdeyse hiç antijen yoktur; buna karşılık hem A hem de B grubu antijenlere karşı antikor vardır; dolayısıyla t) grubundan bireyler yalmzeakendi gruplarından kan alabilirler. AB grubundaki kişilerin kanında hiç antikor bulunmadığından, öbür grupların tümünden kan alabilirler. Rh sistemiyse, insanların % 85&#8242;inde Rh antijeni bulunmasına dayanır; söz konusu Rh antijeni bulunan kişilere Rh+,Rh antijeni bulunmayan kişilerdeyse Rh- denir. Rh+ kan verilen Rh- kişilerde ya da kanı Rh+ bebek taşıyan Rh- kanlı gebe kadınlarda zamanla Rh antikorları gelişir. Bu antikorlar, verilen kana ciddi tepkiler başlatır ya da daha sonraki gebeliklerde bebeğe zarar verirler. ABO ve Rh grupları, doğrudan kalıtımla geçer.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.botav.org/kanguru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hititler</title>
		<link>http://www.botav.org/hititler/</link>
		<comments>http://www.botav.org/hititler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 07:16:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimteknik.info/?p=14976</guid>
		<description><![CDATA[Başkentleri Hattuşaş (bugün Boğazköy) olmak üzere Orta Anadolu&#8217;da Kızılırmak kavsi içinde kurulmuş ilkçağ devleti ve halkı. 
Tarih. 
Hint-Avrupa kökenli bir ulus olan Hititlerin Anadolu&#8217;ya hangi tarihte ve hangi yolu izleyerek nereden geldikleri henüz kesin olarak saptanmış değildir. Bir görüşe göre Hititlerin de içinde bulundukları Hint-Avrupa soyundan topluluklar batıda Trakya ve Boğazlar üzerinden, doğudaysa Kafkaslar yoluyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başkentleri Hattuşaş (bugün Boğazköy) olmak üzere Orta Anadolu&#8217;da Kızılırmak kavsi içinde kurulmuş ilkçağ devleti ve halkı. </p>
<p>Tarih. </p>
<p>Hint-Avrupa kökenli bir ulus olan <a href="http://www.botav.org/hititler/">Hititler</a>in Anadolu&#8217;ya hangi tarihte ve hangi yolu izleyerek nereden geldikleri henüz kesin olarak saptanmış değildir. Bir görüşe göre <a href="http://www.botav.org/hititler/">Hitit</a>lerin de içinde bulundukları Hint-Avrupa soyundan topluluklar batıda Trakya ve Boğazlar üzerinden, doğudaysa Kafkaslar yoluyla Derbent kapılarından Anadolu&#8217;ya girmişlerdir. Başka bir . görüşe göre de Balkanlar&#8217;ın Karadeniz&#8217; e olan kıyılarından deniz yoluyla Anadolu&#8217;ya gelmişlerdir. Ancak bu varsayımların hangisinin doğru olduğu ileride bulunacak <a href="http://www.botav.org/yazi/">yazı</a>lı ve <a href="http://www.botav.org/arkeoloji/">arkeoloji</a>k belgelerle kanıtlanabileceKtir. <a href="http://www.botav.org/asur/">Asur</a> <a href="http://www.botav.org/ticaret/">Ticaret</a> Kolonileri, <a href="http://www.botav.org/hititler/">Hitit uygarlığı</a>nın Anadolu&#8217;ya gelmeye başladıkları İÖ 2. bin yılı başlarında, Asurlu tüccarların denetiminde olan ve sayıları tam olarak saptanamayan birçok ticaret kolonisi vardı. Asur kentinde yaşayan bu tüccarlar, Anadolu&#8217;dan ham madde alıp Asur&#8217;a götürüyor, burada işledikten sonra yeniden Anadolu&#8217;ya getirip satıyorlardı. Karum adı verilen bu kolonilerin en büyüğü <a href="http://www.botav.org/kayseri/">Kayseri</a> yakınlarındaki <a href="http://www.botav.org/kultepe/">Kültepe</a>&#8216;de &#8216;bulunan : Kaneş Karumu idi. Öteki önemli karumlar da daha sonra <a href="http://www.botav.org/hititler/">Hititlerin başkenti</a> olacak olan Hattuş ve <a href="http://www.botav.org/alisar/">Alişar</a>&#8216;dır. Kültepe&#8217;de yapılan kazılar sonunda ele geçen Eski Asurca yazılmış <a href="http://www.botav.org/civi-yazisi/">çiviyazısı</a> ile yazılan belgelerden öğrenildiğine göre, <a href="http://www.botav.org/esek/">eşek</a>lerden oluşan kervanlar &#8220;Anadolu&#8217;ya çeşitli yollar izleyerek giriyorlardı. Asur <a href="http://www.botav.org/kultur/">kültür</a>ü ne <a href="http://www.botav.org/dil/">dil</a>inden ne dininden, ne de <a href="http://www.botav.org/toplum/">toplum</a>sal yaşantısından Anadolu&#8217;nun yerli <a href="http://www.botav.org/halk/">halk</a>ına fazla bir etkide bulunmamıştır. iki yüzyıla yakın canlı bir biçimde süren bu ticaret trafiğinin hangi nedenlerle yıkıldığı bilinmemektedir. Kazılar sonucunda açığa çıkarılan bu çağ katlarında büyük bir yangının ve yıkımın izlerine rastlanmıştır. Kültepe&#8217;de ele geçen belgelerde Eski Asurca&#8217;nın yanında Asurca olmayan. <a href="http://www.botav.org/hint-avrupa-dilleri/">Hint-Avrupa</a> kökenli birçok teknik terim vardır. Bu veriler İÖ 2. binyıl başlarıında <a href="http://www.botav.org/hititler/">Etiler</a>in Anadolu&#8217;da var olduklarını göstermektedir. Ele geçen <a href="http://www.botav.org/hititler/">Eti</a> çiviyazılı belgelerden öğrenildiğine göre, Hititlerin kendilerine Neşal Kenti&#8217;nin halkı anlamında Naşili, :dillerine Neşa,Kenti&#8217;nin dili, ülkelerine de Hatti diyorlardı. Çağdaş <a href="http://www.botav.org/tarih/">tarih</a>çiler ve <a href="http://www.botav.org/kategori/biyografiler/dilbilimciler/">dilbilimciler</a> bu karışıklığı gidermek için tümü için Hitit terimini kullanmışlardır. Hititlerin örgütlenmiş bir devlet olarak <a href="http://www.botav.org/civi-yazisi/">çivi yazısı</a> <a href="http://www.botav.org/belge/">belge</a>lerinde ortaya çıkışları İÖ 1750&#8242;ye rastlar. Kültepe&#8217;de ele geçen Eski Asurca çiviyazılı bir belgede &#8220;Kral Pithana ve merdiven büyüğü <a href="http://www.botav.org/anitta/">Anitta</a>&#8221; adları yazılıdır. Merdiven büyüğü o dönemde veliahta verilen sandır. <a href="http://www.botav.org/yozgat/">Yozgat</a> yakınlarındaki Alişar&#8217;da bulunan iki tabletten biri üzerinde de &#8220;Kral Anittanın mührü&#8221; sözcükleri geçmektedir. Bu <a href="http://www.botav.org/anlatim/">anlatım</a>lardan anlaşıldığına göre, Kültepe&#8217;de veliaht olan Anitta, Alişar belgelerinde geçen babası Pithana&#8217;nın yerine kral olmuştur: İkinci Alişar tabletinde de &#8220;Büyük Kral Anitta, merdiven büyüğü Beruwa&#8221; sözcükleri gömülmektedir. Bu sözcüklerden de Anitta&#8217;nın büyük kral sanını aldığı ve oğlu Beruvva&#8217;yı veliaht yaptığı anlaşılmaktadır. Yine Kültepe&#8217;de bulunan bir mızrak ucunda da &#8220;Kral Anitta&#8217;nın Sarayı&#8221; yazısı vardır. Tüm bu belgelerde anlatılanlar, Asur Koloni Çağı&#8217;nda Anadolu&#8217;da egemenlik alanını oldukça genişletmiş yerel bir krallığın varlığını ortaya koymaktadır. Hititlerin başkenti Boğazköy&#8217;de yapılan kazılarda adına &#8220;Anitta Metni&#8221; denen bir belge ele geçmiştir. Anitta bu metinde etkinliklerini anlatmaktadır. Bu belgeye göre Anitta Kuşşara kralıdır, Neşa adlı bir kenti ele geçirmiştir, Hattuşa&#8217;yı yerle bir etmiştir. Neşa olarak geçen kent de Kaneş&#8217;in başka bir yazılış biçimidir. Hitit Devleti&#8217;nin gerçek kurcusu kabul edilen I. Hattuşili&#8217;nin Boğazköy kazılarında ele geçen biri bir vasiyetname öteki de bir icraat belgesi olan iki tablette kendini &#8220;<a href="http://www.botav.org/hattusili-i/">Hattuşili</a>, büyük kral, Hattuşa kralı, Kuşşaralı adam&#8221; tanıtması, Hitit kral soyunun Anitta ile olan bağlantısını ortaya koymaktadır. Saltanat dönemi yaklaşık İÖ 1 650-1620 arasına tarihlenen I. Hattuşili ile Anitta (yaklaşık İÖ 1750&#8243;) arasındaki boşluk kurban listelerine göre etkinlikleri belgelerle kanıtlanamayan şu krallar vardır: Kantuzili, I. Tuthaliya, Puşarruma, Pawahtelmah:Eski Hitit Devleti I. Hattuşili yukarıda değinilen belgelerinde anlattığına göre, ilk askeri seferlerini <a href="http://www.botav.org/guneydogu-anadolu-bolgesi/">Güneydoğu Anadolu</a> ile Kuzey <a href="http://www.botav.org/suriye/">Suriye</a>&#8216;ye yaptı. Bu sefer sonucunda Alalah (<a href="http://www.botav.org/hatay/">Hatay</a>&#8216;da <a href="http://www.botav.org/tell-acana/">Tell Açana</a>) gibi Kuzey Suriye&#8217;nin önemli bir kenti ele geçti. Bu arada Anadolu&#8217; nun güneybatısında bulunan Arzavva ülkesi Hititlere karşı ayaklandı. Ancak I. Hattuşili hem bu ülkeye boyun eğdirdi, hem de Kuzey Suriye&#8217;de bulunan Hahhu ve Haşşu kentlerini topraklarına kattı. <a href="http://www.botav.org/kargamis/">Kargamış</a> ve Halpa (bugün <a href="http://www.botav.org/halep/">Halep</a>) ise <a href="http://www.botav.org/hurriler/">Hurriler</a>in desteğini sağladığından ele geçirilemedi. I. Hattuşili&#8217;nin vasiyetnamesinden öğrenildiğine göre, gerçek adı Labarna ya da Tabama&#8217;dır. Hattuşa&#8217;yı kendine başkent yaptığı için Hattuşalı anlamında Hattuşili adını almıştır. Kendinden sonra gelen, kralları Labarna ya da Tabarna adını bir krallık simgesi olarak kullanmışlardır. I. Hattuşili Kuşşara Kenti&#8217;nde yazdırdığı vasiyetnamesinde oğlu Murşili&#8217;yi yerine veliaht bıraktığını bildirmektedir.I. Hattuşili&#8217;nin ölümüyle yerine geçen oğlu I. Murşili (İÖ 1620-1 590) öncelikle Halpa ve Babil üzerine yöneldi. Halpa&#8217; nın alınmas&#8217;ıyla Kuzey Suriye ticaret yollarının denetimi de Hititlerin eline geçti. Fırat&#8217;ı izleyerek güneye inen I. Murşili Babil&#8217;e ;kadar ulaşıp, Mezopotamya&#8217;nın ünlü ve zengin kentini yıkıma uğrattı. Bir Babil tabletinden öğrenildiğine göre, bu sefer İÖ 1594&#8242;te gerçekleşmişti. Babil&#8217;den elde edilen ganimetlerle, I. Murşili büyük bir fatih, güçlü bir devletin kralı olarak Anadolu&#8217; ya döndü. Ancak bu başarılarını çekemeyen kral ailesi I. Murşili&#8217;nin etrafında entrikalar çevirmeye başladılar. Sonunda kız kardeşi Harapşili&#8217;nin kocası Hantili bir başka soylu olan Zidanta ile birlik olup I. Murşili&#8217;yi öldürdüler. I. Murşili&#8217;nin ölümünden İÖ 1525&#8242; te başa geçecek olan Telipinu arasındaki 65 yıllık dönem Hitit Devleti Hitit İmparatorluğu&#8217;nun siyasal etki alanı Hitit kültürünün yoğun olduğu alan için bir kargaşa dönemidir. Telipinu&#8217; nun ferman niteliği taşıyan ve I. Murşili&#8217; ye kadar geçmiş olayları veren tarihsel belgesinden şunlar öğrenilmektedir: Hantili, I. Murşili&#8217;yi öldürdükten sonra Kuzey Suriye ye yönelerek Hitit etki alanını elinde tutmaya çalıştıysa da bunda başarılı olamadı ve Hurrilerin Anadolu&#8217;ya girmelerini engelleyemedi. Halap yeniden güçlenerek Hitit, egemenliğinden .ayrıldı. Karadeniz kıyılarındaki yırtıcı Kaşkalar Anadolu içlerine akınlar yapmaya başladılar. Hantili bu akınlara bir önlem olmak üzere Boğazköy surlarını sağlamlaştırdı. Yaşlanan Hantili&#8217;yi bu kez oğullarıyla birlikte i. Murşili cinayetinde suç ortağı oları Zidanta öldürdü ve kral oldu. Ancak o da tahtta fazla kalamadı; bu kez Zidanta&#8217;yı oğlu Ammuna öldürdü (yaklaşık İÖ 1550). Bir yandan iç karışıklıklar, bir yandan da doğal afetler ve kuraklık Hitit Devleti&#8217;ni çöküş noktasına getirdi. Ammuna&#8217;nın ölümünden sonra kral ailesi arasında çıkan çıkar kavgaları ve cinayetler sonunda Huzziya adlı birinin kral olduğu görülmektedir. Sürüp giden iç çekişmelerin sofunda Huzziya&#8217;nın kız kardeşi iştapariyâ&#8217;nın kocasıjTelipinu, Huzziya&#8217;yı tahttan indirerek kral oldu (İÖ 1525).Telipinu tahtı ele geçirdikten sonra Hitit Devleti&#8217;ni 65yılayakın bir süredir yıpratan iç kavgalardan kurtarmak için bir ferman yayınladı. Bu fermana göre, kralın ölümünden sonra tahta yaşça en büyük oğul, o yoksa kralın bir harem kadınından olma oğlu, o da yoksa en büyük kızının kocası geçecekti.Nitekim bu fermanda yer alan hukuki ve auii düzenlemeler sonraki dönemlerde yararlı olmuştur. Telipinu fermanında bu düzenlemelerden sonra öncelikle iç işlerle uğraştığını ve iç güvenliği sağlamaya çalıştığını bildirmektedir. Bu arada Çukurova yöresinde .bulunan Kizzuvvatna kralı işputahşu ile bir barış antlaşması yaptı.Telipinu&#8217;nun nasıl ve hangi tarihte öldüğü bilinmemektedir. Adı yalnızca bir mühürden bilinen Tahurvvaili adlı bir kral Telipinu&#8217;dan sonra çok kısa bir süre tahtı ele geçirmişse de Hitit soylular meçlisi Panku&#8217;nun kararıyla Tahurvvaili tahttan İndirilerek yerine Telıpınunurı kızı Harapşili ile evli olan damadı Alluvvamna yine Telipinu fermanına dayanılarak tahta çıkarıldı. Büyük imparatorluk dönemi. Telipinu fermanının getirdiği yeni düzenlemeler içte güvenliğin sağlanmasıyla Hitit tarihinde Büyük ya da Yeni imparatorluk adı verilen bir dönem başladı. Telipinu ile Şuppiluliuma&#8217;nın tahta çıktığı İÖ 1380&#8242;e kadar Hitit tahtına oturan kraiları ve dönemlerindeki olayları tarihsel bir sıra içinde vermek belge eksikliği nedeniyle kolay değildir. Alluvvamna ile imparatorluk dönemine ait ilk belgelerde ortaya çıkan II. Tuthaliya ve eşi Nikalmati arasında bir zaman boşluğu ortaya çıkmaktadır. Büyük bir olasılıkla etkinliklerini bilmediğimiz II. Hattuşili adlı bir kral bu zaman diliminde yaşamıştır. II. Tuthaliya dönemine ait belgeler de az olmakla birlikte Halap ve Mitanni krallıklarıyla savaştığı ve yörede etkinlik sağladığı bilinmektedir. Mitanni ya da bazı belgelere göre Hanigalbat adını taşıyan devletin halkını Hurriler oluşturuyordu. Hititlerin Hurri kültüründen bu ilişkiler sırasında etkilendiği gözlenmektedir. II.Tuthaliya&#8217; dan sonra tahta çıkan Amuvvanda ve Kraliçe Aşmunikal hakkındaki bilgiler daha ayrıntılıdır. Bu kral ve kraliçe çifti büyük bir olasılıkla kardeştiler. Hitit geleneklerinde kardeşler arası evlilik vardı. Daha sonraları bu evlilik yasalarla yasaklandı. Arnuvvanda dönemindeki en önemli sorun, Orta Karadeniz yöresinde yaşayan Kaşkaların başkent Hattuşa&#8217;ya kadar uzanan saldın ve yağmaları oldu.Bu saldırılar karşısında zaman zaman çaresizliğe düşen Arnuvvanda. Kaşkalara yapılan toprak bağışlarıyla bu belayı savuşturma yolunu seçti. Ama devlet olarak en büyük sıkıntıları, Karadeniz yöresinde Kaşkaların elinde bulunan Nerik Kenti&#8217; ndeki Fırtına Tanrısı&#8217;na armağanlar sunamamalarıydı. Bu nedenle Fırtına Tanrısı kültü, yeri bugünkü Amasya olan Hakmiş Kenti&#8217;ne taşındı, ancak burası da Kaşka saldırılarından kurtulamadı. Amuvvanda&#8217;dan sonra Hitit tahtına, imparatorluğun en büyük kralı olan Şuppiluliuma (1380-1345) geçti. Şuppiluliuma&#8217;dan Hititlerin çöküşüne kadar belgesel olarak ayrıntılı ve kronolojik bilgi vardır. Oğlu II. Murşili&#8217;nin yazdırdığı belgelerden Şuppiluliuma döneminin olayları şöyle sıralanabilir: Şuppiluliuma&#8217;nın kimin yerine Hitit tahtına çıktığı ya da başka bir deyişle kimin oğlu olduğu bugüne kadar ele geçen yazılı belgelerden anlaşılamamıştır. Ancak büyük bir olasılıkla Arnuvvanda ile Aşçnunikal&#8217;ın küçük kardeşi dolasıyla li. Tuthaliya&#8217;nın oğludur. Amuvvanda&#8217;nın ölümü üzerine taht üzerinde hak iddia eden Genç Tuthaliya adlı birine karşı savaşım vererek onu öldürmüş ve tahta tek başına sahip olmuştur. Şuppiluliuma önce Anadoludaki iç karışıklıklarla uğraştı. Daha sonra Elazığ yöresinde bulunan işuvva ülkesiyle bir çatışmaya girdi. Mitanni Kralı Tuşratta ile bir gerginlik dönemi yaşandı, iç güvenliği sağlama almak için Anadolu&#8217;nun doğusundaki Azzi Hayaşa ülkesiyle bir antlaşma yaptı. Bu antlaşmayı sağlamlaştırmak için kızlarından birini Hayaşa Kralı Hukkana ile evlendirdi. Aynı amaçla Çukurova yöresindeki Kizzuvvatna Kralı Şunaşşura ile de bir barış antlaşması imzaladı. Şuppiluliuma iç güvenliği sağlayınca yayılma siyasetinin odak noktası olan Kuzey Suriye&#8217;ye yöneldi. Önce Kinza (Kadeş, bugünkü Humus) ile Amurru (bugün Trablusşam yakınlarındaki kıyı kesimi) yöresini ele geçirdi, iç kesimlere ilerleyerek Kargamış&#8217; Kenti&#8217;ni kuşattı. Aynı anda iki generalini Mısır&#8217;ın etki alanında olan Amka ülkesini yağmalamaya gönderdi. Bu sırada Mısır Firavunu Tutenkamon öldüğü için büyük bir çarpışma olmadan ordu ganimetlerle geriye döndü. Dul kalan Mısır kraliçesi de Şuppiluliuma&#8217;dan kendine koca olmak üzere oğullarından birini göndermesi için istekte bulundu. Durumun doğruluğunu incelemek için Hattuşaziti adlı bir haberciyi Mısır&#8217;a gönderdi. Haberci Mısır&#8217;da iken Kargamış&#8217;ın fethi tamamlandı. Oğullarından Şarrikuşuh&#8217;u da kente yönetici atadı. Mısır&#8217;dan dönen habercinin getirdiği olumlu yanıt üzerine Zannânza adlı oğlunu Mısır&#8217;a firavun olmak üzere gönderdi. Ancak tahtı ele geçiren Mısır soylularından birinin adamlarınca İÖ 1350&#8242;de yolda iken öldürüldü. Bunun üzerine Şuppiluliuma Mısır&#8217;a sefer açtı. Küçük bir Mısır ordusunu yenerek ülkesine ganimetlerle döndü. Ancak bu olaylar Kadeş Antlaşması&#8217;na kadar uzanacak olan Hitit-Mısır çekişmesine yol açacaktı. Mısır sorununu geçici olarak çözümleyen Şuppiluliuma, bu kez de Mitanni sorununa yöneldi. Başkentleri Waşukanni&#8217;yi (Diyarbakır yöresi ?) yağmaladı, ordularını yenilgiye uğrattı. Ayaklanan soylular kralları Tuşratta&#8217;yı öldürdüler. Bu durumda Mitanni ülkesi güçlenen Asur Devleti ile Yukarı Dicle Bölgesi&#8217;nde bulunan Alşe ülkesi arasında paylaşıldı. Şuppiluliuma bu karışık durumdan yararlanmak amacıyla ülkesine sığınan Tuşratta&#8217;nın oğlu Mattivvaza&#8217;ya kızlarından birini vererek onu destekledi. Nitekim bu destek sayesinde Mattivvaza, Mitanni tahtını ele geçirdi. Hitit krallarının en büyüklerinden biri olan Şuppiluliuma İÖ 1345&#8242; te Kuzey Suriye&#8217;den getirilen tutsakların yaydıkları veba salgınında öldü. Babasının ölümü üzerine yerine geçen oğlu II. Murşili (İÖ 1345-1310), babasının dönemine ilişkin ayrıntılı bilgiler veren belgeler bırakırken, kendi dönem-i için de yıllık adını verebileceğimiz ayrıntılı belgeler yazdırmıştır. II. Murşuli&#8217;nin yıllıklarından anlaşıldığına göre, kendinden önce tahtta kısa süre kalabilen ağabeyi II.Arnuvvanda çıkmıştır. Çok genç yaşta tahta çıktığı kendi sözlerinden anlaşılan II. Murşili, gençliğinden yararlanarak ülkesine saldıran düşmanlardan öncelikle Kaşkalara karşı koydu. Kuzey Suriye&#8217;de çıkan ayaklanmaları Kargamış kralı olan ağabeyi Şarrikuşuh&#8217;un desteğiyle bastırdı. Amurru Kralı Duppi Teşup ile bir barış antlaşması imzaladı. Ugarit, Hitit etki alanı içine alındı. Boylar halinde yaşayan Kaşkalar II. Murşili&#8217; nin 10. saltanat yılına doğru Pihhuniya adlı bir kralın etrafında birleşerek Hititlere meydan okumaya başladılar. Ancak ağır bir yenilgiye-uğradıkları gibi kralları da tutsak edildi. Aynı yıl içinde sürekli sürtüşme içinde olduğu Azzi Hayaşa ülkesini de barışa zorladı. Hitit ülkesinin batı ve güneybatısında bulunan Mira, Kuvvaliya ve, Arzavva ülkeleriyle de kimi zaman antlaşmalarla kimi zaman da zor kullanarak Hitit etki alanında tuttu.Babası Şuppiluliuma kadar güçlü ve büyük bir kral olan II. Murşili&#8217;nin nasıl öldüğü bilinmemektedir. Yerine büyük oğlu Muvatalli (İÖ 131Û-1282) geçti. Muvvataîli kardeşi kendinden sonra kral olacak olan III. Hattuşuli&#8217;ye büyük yetkiler vererek ülkenin kuzeyinde Bulunan Kaşkalar üzerine gönderdi. III. Hattuşili Kaşkâları dizginlediği gibi,ellerinde bulunan kutsal kentleri Nerik&#8217;i de yeniden Hitit topraklarına kattı. Bu arada Hakmiş&#8217;i (bugünkü Amasya:) da egemenlik bölgesinin başkenti yaptı. Muwatalli de kardeşinin bu başarılarının yanında batı ve güneybatıdaki sorunlarla uğraştı ve yöreye başarıyla sonuçlanan seterler düzenledi. Ahhiyawa (Yunan metinlerindeki Aka) ülkesini topraklarına kattı. Batı ve kuzey sınırları güvence altına aldıktan sonra Muwatalli, nedeni bilinmeyen bir kararla başkenti Hattuşa&#8217;dan bugün yeri bilinmeyen Dattaşa adlı bir kente taşıyarak güney ve güneydoğudaki sorunlara yöneldi. Mısır tahtına II. Ramses&#8217;in çıkmasıyla (İÖ1290) Suriye üzerinde yoğunlaşan Mısır sorununa bir çözüm bulmak amacıyla Suriye topraklarına girdi. Kadeş (bugün Tel Nebimend) yakınlarında bulunan Mısır Ordusu ile savaşa tutuşan Hitit Ordusu, Mısırlıları yenilgiye uğrattılar ve yöreyi yeniden egemenlikleri altına aldılar (İÖ 1285). Muvvatalli&#8217;nin son dönemlerinde kardeşi.III. Hattuşili&#8217;nin yönetse! yetkileri elinde tuttuğu görülmektedir.Muvvatalli&#8217;nin ölümü üzerine yerine bir harem kadınından olma oğlu Urhi-Teşup, III. Murşili (İÖ 1282-1275) adıyla tahta çıktı. Babasının Dattaşa&#8217;ya taşıdığı başkenti yeniden Hattuşa&#8217;ya taşıdı. III. Murşili, güçlü amcası III. Hattuşili&#8217;nin varlığı nedeniyle rahat bir saltanat sürmedi. Huttuşili&#8217;nin egemenliğinde bulunan Hakmiş ve Nerik kentlerini elinden afmaya kalkışınca amcasının ayaklanmasıyla karşılaştı. Devletin önde gelenlerini de yanına çeken III. Hattuşili, yeğenini Nuhaşşe adlı kente kaçırtarak Hitit tahtına çıktı. Bu olayın arkasından Urhi Teşup büyük bir olasılıkla Mısır Firavunu II. Ramses&#8217;in.yanına kaçtı. O döneme ait Mısır belgelerinde üstü kapalı olarak bu konuya değinilmektedir. Hitit Devleti&#8217;nin büyük krallarından biri olan III. Hattuşili (İÖ 1275-1250), kardeşi Muvvatalli dönemindeki Kadeş Savaşı&#8217;ndan dönerken Lavvazantiya (yeri belli değil) Kenti&#8217;ne uğrayarak kentin başrahibi Pentipşarri&#8217;nin kızı Puduhepa ile evlendi. Hitit tarihinin seçkin kişilerinden biri olan bu kraliçe, eşinin saltanatı boyunca onun yanında en büyük destekçi olarak yer alacaktır. Daha ağabeyi Muvvatalli ve yeğeni Urhi-Teşup dönemlerinde gerek iç güvenliği, gerekse komşularıyla olan ilişkileri sağlamlaştırmış olan III. Hattuşili, saltanatı boyunca bölgenin büyük devletleriyle iyi ilişkiler kurmak yönünde çaba harcadı. Asur Kralı I. Saimanassar, Babil Kralı Kadaşman Turgu ye Mısır Firavunu II. Ramses iyi ilişkiler kurduğu krallar arasındadır. Nitekim dünya tarihinin devletlerarası ilk yazılı antlaşması olan Kadeş Antlaşması bu dönemde yapıldı. İÖ 1285&#8242;te yapılan KadeşSavaşı&#8217;ndan 15 yıl geçirmiş olmasına karşın, Mısır ile Hitit devletleri arasında; ne bir savaş çıkmış ne de bir antlaşma yapılmıştı. İÖ 1270&#8242;te karşılıklı gönderilen elçiler aracılığıyla ünlü antlaşma bir gümüş tablete çivi yazısı ve o dönemin diplomasi dili olan Akkatça ile yazılarak mühürlendi ve Mısır&#8217;a gönderildi. Pişmiş toprağa yazılmış kopyası da Hattuşa arşivinde kaldı. Bu tablet günümüzde istanbul Arkeoloji Müzeleri&#8217;nde sergilenmektedir. Mısır&#8217;a gönderilen gümüş tablet ise bulunamamıştır. Bu barış Hitit imparatorluğu yıkılana kadar sürdü. Parlak ve barış dolu bir saltanattan sonra ölen İli. Hattuşili&#8217;nin yerine oğlu IV. Tuthaliya (İÖ 1250-1220) geçti. Annesi Puduhepa oğlunun döneminde de ölünceye kadar etkinliğini sürdürdü. IV. &#8216;Tuthaliya babasının sağladığı güçlü bir devletin başına geçti. Saltanatı boyunca en büyük uğraşı- güçlenen ve büyüyen Asur imparatorluğu ile iyi ilişkiler kurmak oldu. Asur Kralı Tukultininurta&#8217;nın IV. Tuthaliya&#8217;nın tahta çıkması nedeniyle gönderdiği kutlama mesajında kullandığı sözler, Asur&#8217;un da güçlü, bir krallık olan, Hititlerden çekindiğini göstermektedir. Ancak karşılıklı yapılan bu iyi niyet gösterileri Tukultininurta&#8217;nın 28.000 kişilik Hitit halkını Fırat Irmağı&#8217;nın Anadolu yakasına atmasıyla düşmanlığa dönüştü. Asur&#8217;dan çekinen IV. Tuthaliya, Asur ile Hitit devletleri arasında bulunan Ammurru ile Ugarit devletlerini güçlendirerek bir tampon bölge oluşturmayı denedi. Bu amaçla Ammurru Kralı Şauşgamuvva ile bir dostluk antlaşması imzaladı. Ancak IV. Tuthaliya&#8217;yı Asur tehlikesinden Tukultininurta&#8217;nın ölümü kurtardı. Bu kez kuraklık nedeniyle başgösteren açlık tehlikesi, Mısır Firavunu Merneptahın gemilerle yaptığı tahıl yardımı sayesinde geçiştirildi, iç durumun zayıfladığı her dönemde olduğu gibi bu sırada da Kaşkalar,V. Tuthaliya Aşşuvva ülkeleriyle savaşırken saldıraya geçtiler. Ancak fazla zarar vermeden bu saldırı da durduruldu. Bu arada Aşşuvva sorununa yeniden eğilen IV. Tuthaliya, başına Kikulli adlı vasai bir kra! bırakarak işi çözümledi. IV. Tuthaliya dönemindejBatı Anadolu&#8217;da bulunan devletlerin giderek güçlendikleri,ancak Hitit imparatorluğu&#8217;na fazla sorun çıkarmadıkları yazılı belgelerden öğrenilmektedir. IV. Tuthaliya askeri başarılarının,yanı sıra yönetsel örgütlenmeye, dinsel işlerin düzenlenmesine ve bayındırlığa da önem vermiş bir kral olarak öldüğünde yerine büyük oğlu III. Amuvvanda (İÖ 1220-1200) geçti. Ne yazık ki bu kralın dönemine ait bilgi çok azdır. Kısıtlı bilgilerden onun da Kaşkalarla savaştığı, Güneye doğu Anadolu&#8217;ya göçen ve başkanları Mita olan bir toplumun Hititleri uğraştırdığı öğrenilmektedir. III. Ârnuvvanda&#8217;nın ölümünden sonra yerine kardeşi II. Şuppiluliuma (ya da Şuppilüliyama) geçti (İÖ 1200-1190),Bu kralın dönemi Hitit imparatorluğu&#8217; nun çöküşünü hızlandıran olaylarla doludur. Batıdan kara ve denizyoluyla gelen ve Deniz Kavimleri denilen topluluklar, Hitit Devleti&#8217;nin bünyesini kemiren kargaşa, iç çekişmeler ve ekonomik zorluklardan da yararlanarak Anadolu&#8217;nun bu en eski,ve güçlü imparatorluğunu tarih sahnesinden sildiler (İÖ 1190).Anadolu&#8217;nun çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda bu döneme ait tabakalarda ele geçen buluntulardan yıkımın ne denli acımasız olduğu anlaşılmaktadır. Yıkılan devletin ardından Hititler ve akrabaları Luvviler Kuzey Suriye&#8217;ye göçtüler ve burada yaşayan Sami kökenli Aramilerle kaynaşarak ve kültürlerinden yararlanarak küçük yerel kent devletçikleri halinde yaşamlann.ı sürdürmeye başladılar. Çiviyazısını kullanmayı bırakarak yazı olarak Hitit Hiyeroglifini kullanan bu uluslara tarihçiler Geç Hititler adını vermişlerdir. Hitit Uygarliğı . Eskiçağ&#8217;da Anadolu&#8217; da kurulmuş ilk devletolan Hitit Devleti yıkıldığı ana kadar gdlişkin bir uygarlığın sahibi oldular vegünümüzinsanına eşsiz eserler ulaştırdılar. Devlet Yönetimi. Hitit Devleti mutlak monarşiyle yönetiliyordu. Yönetimin başı kraldı. Labarna ya da Tabama sanını taşıyan bu krallar imparatorluk döneminde bu sanların yanında &#8220;Güneşim&#8221; sanını da kullandıkları, görülmektedir. Eski Devlet döneminde kral kendinden sonraxgelecek veliahtı kyndi seçerdi, imparatorluk döneminde Telipinu fermanına göre bu kura! krallık ailesinin en yaşlısına geçmek biçiminde değiştirildi. Hitit krallarının devlet yönetiminin yanı sıra baş rahip, baş yargıç ve başkomutan gibi görevleri de vardı. Kralların tahta çıkmadan önce krallık adlarından değişik adlar kullandıkları yazılı belgelerden bilinmektedir. Taşmişarri Arnuvvanda ve Urhi-Teşup lll. Murşili buna en güzel örneklerdir. Yönetimde kraldan sonra etkili. kişi Tavvananna sanını taşıyan kraliçeydi. Güçlü kraliçeler devlet yazışmalarında kralın yanında mührünü yazılı belgelerde kullanmaktaydılar. Aşmunikal ve Puduhepa bu ünlü kraliçeler arasındadır. Kraliçeler eşleri öldükten sonrada yönetimdeki etkinliklerini sürdürmekteydiler.Kralın yanında yönetim işlerine yardımcı olacak, soylulardan oluşan panku adlı bir meclis vardı. Ancak güçlü kralların dönemlerinde panku fazla etkili olamıyordu. Eski Devlet döneminde pankunun en önemli görevi yargıydı. Hitit krallarının oturdukları saray, başkent Hattuşa&#8217;da günümüzde Büyükkale adı verilen yerdeydi. Çeşitli yapılardan oluşan bu saray, ayrıca devlet arşivini de içermekteydi.Ordu. Göçebe birtoplumdan büyük bir imparatorluğa ulaşan Hititlerin bu ellerinde bulunan kutsal kentleri Nerik&#8217;i de yeniden Hitit topraklarına kattı. Bu arada Hakmiş&#8217;i (bugünkü Amasya) da egemenlik bölgesinin başkenti yaptı. Muwatalli de kardeşinin bu basanlarının yanında batı ve güneybatıdaki sorunlarla uğraştı ve yöreye başarıyla sonuçlanan seferler düzenledi. Ahhiyawa (Yunan metinlerindeki Aka) ülkesini topraklarına kattı. Batı ve kuzey sınırları güvence altına aldıktan sonra Muvvatalli, nedeni bilinmeyen bir kararla başkenti Hattuşa&#8217;dan bugün yeri bilinmeyen Dattaşa adlı bir kente iaşıyarak güney ve güneydoğudaki sorunlara yöneldi. Mısır tahtına II. Ramses&#8217;in çıkmasıyla (İÖ1290) Suriye üzerinde yoğunlaşan Mısır sorununa bir çözüm bulmak amacıyla Suriye topraklarına girdi. Kadeş (bugün Teli Nebimend) yakınlarında bulunan Mısır Ordusu ile savaşa tutuşan Hitit Ordusu, Mısırlıları yenilgiye uğrattılar ve yöreyi yeniden egemenlikleri altına aldılar (İÖ 1285). Muvvatalli&#8217;nin son dönemlerinde kardeşi III. Hattuşili&#8217;nin yönetsel yetkileri elinde tuttuğu görülmektedir.Muvvatalli&#8217;nin ölümü üzerine yerine bir harem kadınından olma oğlu Urhi Teşup, III. Murşili (İÖ 1282-1275) adıyla tahta çıktı. Babasının Dattaşa&#8217;ya taşıdığı başkenti yeniden Patiuşa&#8217;ya taşıdı. III. Murşili, güçlü amcası III. Hattuşili&#8217;nin varlığı nedeniyle rahat bir saltanat sürmedi. Huttuşili&#8217;nin egemenliğinde bulunan Hakmiş ve Nerik kentlerini elinden afmaya kalkışınca amcasının ayaklanmasıyla karşılaştı. Devletin önde gelenlerini de yanına çeken III. Hattuşili, yeğenini Nuhaşşe adlı kente kaçırtarak Hitit tahtına çıktı. Bu olayın arkasından Urhi-Teşup büyük bir olasılıkla Mısır Firavunu II. Ramses&#8217;in yanına kaçtı. O döneme ait Mısır belgelerinde üstü kapalı olarak bu konuya değinilmektedir. Hitit Devleti&#8217;nin büyük krallarından biri olan III. Hattuşili (İÖ 1275-1250), kardeşi Muvvatalli dönemindeki Kadeş Savaşı&#8217;ndan dönerken Lavvazantiya (yeri belli değil) Kenti&#8217;ne uğrayarak kentin başrahibi Pentipşarri&#8217;nin kızı Puduhepa ile evlendi. Hitit tarihinin seçkin kişilerinden biri olan bu kraliçe, eşinin saltanatı boyunca onun yanında en büyük destekçi, olarak yer alacaktır. Daha ağabeyi Muvvatalli ve yeğeni Urhi-Teşup dönemlerinde gerek iç güvenliği, gerekse komşularıyla olan ilişkileri sağlamlaştırmış olan III. Hattuşili, saltanatı boyunca bölgenin büyük devletleriyle iyi ilişkiler kurmak yönünde çaba harcadı. Asur Kralı I. Salmanassar, Babil Kraiı Kadaşman-Turgu ve Mısır Firavunu II. Ramses iyi ilişkiler kurduğu krallar arasındadır. Nitekim dünya tarihinin devletlerarası ilk yazılı antlaşması olan Kadeş Antlaşması bu dönemde yapıldı. İÖ 1285&#8242;te yapılan KadeşSavaşı&#8217;ndan 15yıl geçmiş olmasına karşın, Mısır ile Hitit devletleri arasında; ne bir savaş çıkmış ne de bir antlaşma yapılmıştı. İÖ 1270&#8242;te karşılıklı gönderilen elçiler aracılığıyla ünlü antlaşma bir gümüş tablete çivi yazısı ve o dönemin diplomasi dili olan Akkatça ile yazılarak mühürlendi ve Mısır&#8217;a gönderildi. Pişmiş toprağa yazılmış kopyası da Hatîuşa arşivinde kaldı. Bu tablet günümüzde istanbul Arkeoloji Müzeleri&#8217;nde sergilenmektedir. Mısır&#8217;a gönderilen gümüş tablet ise bulunamamıştır. Bu barış Hitit imparatorluğu yıkılana kadar sürdü. Parlak ve barış dolu bir saltanattan sonra ölen İli. Hattuşili&#8217;nin yerine oğlu IV. Tuthaliya (İÖ 1250-1220) geçti. Annesi Puduhepa oğlunun döneminde de ölünceye kadar etkinliğini sürdürdü. IV. Tuthaliya babasının sağladığı güçlü bir devletin başına geçti. Saltanatı boyunca en büyük uğraşr güçlenen ve büyüyen Asur imparatorluğu ile iyi ilişkiler kurmak oldu. Asur Kralı Tukultininurta&#8217;nın IV. Tuthaliya&#8217;nın tahta çıkması nedeniyle gönderdiği kutlama mesajında kullandığı sözler. Asur&#8217;un da güçlü, bir krallık olan, Hititlerden çekindiğini göstermektedir. Ancak karşılıklı yapılan bu iyi niyet gösterileri Tukultininurta&#8217;nın 28.000 kişilik Hitit halkını Fırat Irmağı&#8217;nın Anadolu yakasına atmasıyla düşmanlığa dönüştü. Asur&#8217;dan çekinen IV. îuthaiiya, Asur ile Hitit devletleri arasında bulunan Ammurru ile Ugarit devletlerini güçlendirerek bir tampon bölge oluşturmayı denedi. Bu amaçla Ammurru Kralı Şauşgamuvva ile bir dostluk antlaşması imzaladı. Ancak IV. Tuthaliya&#8217;yı Asur tehlikesinden Tukultininurta&#8217;nın ölümü kurtardı. Bu kez kuraklık nedeniyle başgösteren açlık tehlikesi, Mısır Firavunu Mernep-tah&#8217;ın gemilerle yaptığı tahıl yardımı sayesinde geçiştirildi., iç durumun zay.ıfladığı her dönemde olduğu gibi bu sırada da Kaşkalar,IV. Tuthaliya Aşşuvva ülkeleriyle savaşırken saldıraya geçtiler. Ancak fazla zarar vermeden bu saldırı da durduruldu. Bu arada Aşşuvva sorununa yeniden eğilen IV. Tuthaliya, başına Kikulli adlı vasal bir kral bırakarak işi çözümledi. IV. Tuthaliya döneminde Batı Anadolu&#8217;da bulunan devletlerin giderek güçlendikleri, ancak Hitit imparatorluğu&#8217;na fazla sorun çıkarmadıkları yazılı belgelerden öğrenilmektedir. IV. Tuthaliya askeri başarılarının,yanı sıra yönetsel örgütlenmeye, dinsel işlerin düzenlenmesine ve bayındırlığa da önem vermiş bir kral olarak öldüğünde yerine büyük oğlu III. Arnuvvanda (İÖ 1220-1200) geçti. Ne yazık ki bu kralın dönemine ait bilgi çok azdır. Kısıtlı bilgilerden onun da Kaşkalarla savaştığı, Güneydoğu Anadolu&#8217;ya göçen ve başkanları Mita olan bir toplumun Hititleri uğraştırdığı öğrenilmektedir. III. Arnuvvanda&#8217;nın ölümünden sonra yerine kardeşi II. Şuppiluliuma (ya da Şuppiluüyama) geçti (İÖ 1200-1 i 90).Bu kralın dönemi Hitit imparatorluğu&#8217; nun çöküşünü hızlandıran olaylarla doludur. Batıdan kara ve denizyoluyla gelen ve Deniz Kavimleri denilen topluluklar, Hitit Devleti&#8217;nin bünyesini kemiren kargaşa, iç çekişmeler ve ekonomik zorluklardan da yararlanarak Anadolu&#8217;nun bu en eski .ve güçlü imparatorluğunu tarih sahnesinden sildiler (İÖ 1190).Anadolu&#8217;nun çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda bu döneme ait tabakalarda ele geçen buluntulardan yıkımın ne denli acımasız olduğu anlaşılmaktadır. Yıkılan devletin ardından Hititler ve akrabaları Luvviler Kuzey Suriye&#8217;ye göçtüler ve burada yaşayan Sami kökenli Aramilerle kaynaşarak ve kültürlerinden yararlanarak küçük yerel kent devletçikleri halinde yaşamların.! sürdürmeye başladılar. Çiviyazısını kullanmayı bırakarak yazı olarak Hitit Hiyeroglifini kullanan bu uluslara tarihçiler Geç Hititler adını vermişlerdir. Hitit Uygarlığı . Eskiçağ&#8217;da Anadolu&#8217; da kurulmuş ilk devletolan Hitit Devleti yıkıldığı ana kadar gdlişkin bir uygarlığın sahibi oldular ve günümüz insanına eşsiz eserler ulaştırdılar. Devlet Yönetimi. Hitit Devleti mutlak monarşiyle yönetiliyordu. Yönetimin başı kraldı. Labarna ya da Tabama sanını taşıyan bu krallar-, ifrıparatorluk döneminde bu sanların yanında &#8220;Güneşim&#8221; sanını da kullandıkları, görülmektedir. Eski Devlet döneminde kral kendinden sonraxgelecek veliahtı kendi seçerdi imparatorluk döneminde Telipinu fermanına göre bu kural krallık ailesinin en yaşlısına geçmek biçiminde değiştirildi. Hitit krallarının devlet yönetiminin yanı sıra baş rahip, baş yargıç ve başkomutan gibi görevleri de vardı. Kralların tahta çıkmadan önce krallık adlarından değişik adlar kullandıkları yazılı belgelerden bilinmektedir. Taşmişarri-Arnuvvanda ve Urhi-Teşup-lll. Murşili buna en güzel örneklerdir. Yönetimde kraldan sonra etkili. kişi Tavvananna sanını taşıyan kraliçeydi. Güçlü kraliçeler devlet yazışmalarında kralın yanında mührünü yazılı belgelerde kullanmaktaydılar. Aşmunikal ve Puduhepa bu ünlü kraliçeler arasındadır. Kraliçeler eşleri öldükten sonrada yönetimdeki etkinliklerini sürdürmekteydiler.Kralın yanında yönetim işlerine yardımcı olacak, soylulardan oluşan panku adlı bir meclis vardı. Ancak güçlü kralların dönemlerinde panku fazla etkili olamıyordu. Eski Devlet döneminde pankunun en önemli görevi yargıydı. Hitit krallarının oturdukları saray, başkent Hatfuşa&#8217;da günümüzde Büyükkale adı verilen yerdeydi. Çeşitli yapılardan oluşan bu saray, ayrıca devlet arşivini de içermekteydi.Ordu. Göçebe birtoplumdan büyük bir imparatorluğa ulaşan Hititlerin bu alandaki en büyük gücü ordusuydu. Sürekli bir ordunun korunduğu, özellikle yaz aylarında çıkılan seferlerde destek kuvvetlerin çekirdek orduya katıldığı bilinmektedir. Sürekli ordunun yanında kralın güvenliğinden sorumlu olan bir de muhafız kıtası vardı. Büyük bir orduya gereksinme duyulan-seferlerde vasal krallıklardan da asker yardımı alınıyordu. Orduya genellikle krallar komuta ederdi. Seferlerin genişlemesi durumunda prenslere ve generallere de sorumluluklar yüklenirdi. Hitit Ordusu yaya ve arabalı askerlerden oluşuyordu. Ancak yaya askerler çoğunluktaydı. Karşılaşılan düşmanın gücüne göre ordu toplamının sayısı değişiyordu. Kadeş Savaşı&#8217;nda Hitit Ordusu&#8217;nun toplamı 17.000 yaya ve 3.500 arabalı askerden oluşuyordu. Hitit savaş arabaları tek atın çektiği iki tekerlekli bir arabaydı. Arabayı bir asker kullanırken iki asker de savaşırdı. Silah olarak kalkan, ok, mızrak ve çifte balta kullanılıyordu. Kalelerin kuşatılmasında koç başı ya da dağ adı verilen bir araç kullanılıyordu. Ordunun gereksinmeleri devletçe karşılanıyordu. Ancak savaşların uzaması ve yedeklerin tükenmesi durumunda ganimet ele geçirme yoluna baş vuruluyordu.Hitit Ordusu&#8217;nun temelini kara askerleri oluşturuyordu. Deniz gücüne sahip oldukları pek söylenemez. Son Hitit Kralı Şuppiluliuma dönemine ait belgelerden Kıbrıs ile savaşıldığı ve adaya bir donanma gönderildiği öğrenilmektedir. Teknelerin basit, yelkenli küçük gemilerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Toplum Yapısı. Hitit halkı özgür ve köle olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Özgür halkı yönetici sınıf, sanatçılar, tüccarlar, köylüler ve küçük rütbeli yöneticiler oluşturuyordu. Köleler alınıp satılabiliyor, başkalarına kiralanabiliyor, veraset yoluyla başkalarına geçebiliyordu. Ancak Hitit yasalarına göre köleler başlık parasını vermek koşuluyla özgür kadınlarla evlenebiliyordu. Hitit toplum yapısında Sümerce bir sözcük olan NAMRA&#8217;lardan oluşan bir grup daha vardı. Bu grup yenilgiye uğratılan bir ülkeden getirilen tutsaklardı. Ucuz insan gücü olarak kullanılan bu tutsakların yerleştirildikleri bölgelerden ayrılmaları yasaklanmıştı. Toplumsal bir sınıf oluşturmayan NAMRA&#8217;lar büyük bir olasılıkla toplum yapısında kölelerden sonra değerlendirilen bir toplumdu. Eskiçağ tarihi boyunca anaerkil bir yapıya sahip olan Anadolu toplumu, Hitit imparatorluğu döneminde ataerkil bir görünüme dönüştü. Ailenin başı babaydı.Saygın aileler arasında kız alıp1 vermek toplumsal düzenin bir gereğiydi.Hukuk. Hititler yazılı yasalara sahip bir ulustur. Boğazköy kazılarında bulunan hukuki içerikli çiviyazılı belgeler iki ayrı yasayı işlemektedir. Bunlardan biri &#8220;eğer bir adam&#8221;, ötekisiyse &#8220;eğer bu bağ&#8221; girişieriyle başlamaktadır. Toplamı 186 maddeden oluşan bu yasalardan ilki kişilerin hukukunu ve mülkiyetlerini, ikincisiyse toprak sahibi olma koşulları ve cinsel suçlara ait cezaları içermektedir. Hitit tarihinde ilk yasaları kimin yaptığı bilinmediği gibi reformları da hangi kralların yaptığı bilinmemektedir. Gelişmiş bir toplum düzeyine .sahip olan Hititlerin, sözü edilen iki yasanın yanında başka yasalara da sahip olmaları gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim Boğazköy&#8217;de bulunan kitaplık etiketlerinden biri &#8220;3. tablet: eğer bir adam&#8221; diye başlamaktadır. Bu da üçüncü bir yasa kitabının varlığını vurgulamaktadır. Eski Hitit Devleti&#8217;nde ölüm cezası yaygınken imparatorluk döneminde bu cezanın bir bölümü tazminata dönüştürülerek bir kısıtlama getirilmiştir. Ölüm cezaları ırza geçme, devlete karşı gelme, hayvanlarla cinsel ilişkide bulunma suçlarına verilmekteydi. Bedene zarar verme cezaları yalnızca kölelere veriliyordu.Hitit Devleti&#8217;nin sınırları içinde mahkeme niteliğinde bir yapı bulunamamıştır. Büyük bir olasılıkla yargı işlerini başkentte kral, başkent dışında da yüksek dereceli görevliler yürütmekteydi. Kan davası devletin yaşamı boyunca sürmesine karşın, Telipinu Fermanı ile buna da bir kısıtlama getirilmiştir.Aile hukukunda evlenme öncesinde nişanlılık için başlık parası verilmesi ön koşuldur. Eğer kadının ailesi nişanı bozarsa, başlık parasının iki katı erkeğe verilirdi. Aksini erkek yaparsa başlık parası geriye verilmezdi. Ancak buradaki koşul, cinsel ilişkide bulunmamayı gerektiriyordu. Yakın akraba evliliği imparatorluk dönemine kadar uygulanırken, daha sonra yasaklanmıştı.Hititler hukuki işleri dinsel kavramlarla koşut yürütmüşlerdir. Adalet dağıtan tanrılardı.Ekonomi. Hitit Devleti&#8217;nin ekonomosi tarım ve hayvancılığa dayanıyordu. Buğday ve arpa önde gelen tahıl bitkileriydi. Baklagillerden fasulye, nohut ve bezelye ekonomide önemli bir yer tutuyordu. Meyvelerden üzüm ön sırada yer alırken elma incir ve kayısı da yetiştiriliyordu. Tarım ilkel araçlarla yapılıyordu.Et, süt, deri ve yün gereksinmesi için tarımın yanında hayvancılık da önemliydi. En çok yetiştirilen hayvanlar arasında koyun, keçi, domuz, eşek sayılabilir. At ise askeri amaçlarla beslenen değerli bir hayvandı. Arıcılık da önemsenen bir ekonomi dalıydı. Bakır ve tunç en çok kullanılan madenlerdi. Demir bilinmesine.karşın ergitme zorluğu nedeniyle fazla kullanılmıyordu, ancak çok değerliydi. Hitit döneminde gerek kara gerekse deniz ticaretinin Asur Koloni Çağı&#8217;nda olduğu gibi yoğun olrjnadığı bilinmektedir. Merkezi bir otoriteyle yönetilen Hititlerde ticaret devletin denetimindeydi. Hititlerde değişim aracı gümüştü. Çubuk ya da halka biçiminde ve belirli ağırlıklardaki gümüş, para olarak kullanılıyordu. Ağırlık birimi olarak Babil&#8217;den alınma şekel ve mina kullanılıyordu. Ancak bu ağırlık birimlerinin değerleri bilinmemektedir.Hitit ülkesinde en pahalı ürün dokuma eşyalarıydı. Hayvansal ve tarımsal ürünlere oranla daha pahalı olmasının nedeni dokuma ürünlerinin ev ekonomisi içinde üretilmesinden kaynaklanıyor olsa gerektir. Din. Hitit tanrılar dünyası yazılı belgelerde &#8220;Hatti ülkesinin bin tanrısı&#8221; olarak özetlenmiştir. Bu tanrılar arasında Hint-Avrupa kökenli tanrılar, Proto-Hati adı verilen Hititlerden önceki yerli halkın tanrıları, Hurri tanrıları Yukarı Mezopotamya ve Suriye tanrıları yer almaktadır. Daha çok Hurri adı taşıyan tanrılar topluluğunun başı Teşup ile eşi Hepat&#8217;tır. Oğulları Şarruma Hitit Kralı IV. Tuthaliya&#8217;nın koruyucu tanrısıdır. Aşk ve savaş tanrıçası Şauşgadır. Boğazköy yakınlarında bulunan Yazılıkaya açık hava tapınağında 63 tanrınm kabartması işlenmiştir. Üzerlerinde bulunan hiyerogliflerden bazılarının adları okunabilmiştir. Kabartmalara göre tanrılar dizlerinin üstüne kadar inen beli kuşaklı bir giysi.başta sivri bir külah ve uçları sivri bir ayakkabı, tanrıçalar ise çok pilili uzun etek, buluz ye silindirik bir şapka giymektedirler. Hitit yerleşmelerinde yapılan kazılarda birçok tapınak ortaya çıkarılmakla birlikte en iyi kazılanlar başkent Boğazköy&#8217;de bulunan beş büyük tapınaktır. Bunlardan 1 numaralı tapınak Fırtına Tanrısı Teşup&#8217;a aittir. Öteki dört tapınağın hangi tanrılara ait olduğu bilinmemektedir.Dinin çok önemli bir yer tuttuğu Hitit dünyasında her türlü işlem dinsel bir törenle kutsanır ya da saptanırdı. Dinsel törenler aynı zamanda başrahip olan kralca yürütülürdü. Rahip ve rahibelerden olan ruhban sınıfı törenlerin düzenleyicileriydi. Sayıları bir hayli kabarık olan bayramlar, Hititlerin en çok üzerinde durdukları dinsel törenlerdi. Bu bayramlar arasında günümüzede yorumu zor yapılacak Bağa Götürme Bayramı, Uzak Yerlerdeki insanların Bayramı, Kapı Yapısı Bayramı gibi bayramlar vardır. Öteki bayramlar arasında Yeni Yıl Bayramı, Hişuvva Bayramı, Yakarma Bayramı yer almaktadır.Hitit dininde kurbanlar da önemli bir yer tutuyordu. Bu kurbanlar arasında et, şarap, bira, ekmek, yağ, bal, süt ve çeşitli meyveler bulunmaktadır. Tanrıların öfkelerini yatıştırmak için bu kurbanlar tapınaklara adanıyordu. Tanrıların arzularını öğrenmek için kehanet ve fala başvurulurdu. Bilinen fallar arasında et falı, kuş falı, talih falı, yılan falı en çok kullanılanlardı. Kötülüklerden korunmak için büyüye başvurulurdu. Kötü ruhları uzaklaştırmak için yapılan büyü türleri bir hayli çoktur. Hitit dinsel inancına göre ölüm sonrası yaşama ilişkin bilgiler açık değildir. Hititlere ait anıtsal mezarların bulunamaması bu konuya açıklık getirmemektedir. Gömü olarak yakma, toprağa gömme ve küp mezarların kullanıldığı gerek yazılı belgeler, gerekse arkeolojik veriler ortaya koymaktadır. Hitit kralları yakılmaktaydı. Hititlerde atalar kültü vardı. Kraillar ve kraliçeler öldükten sonra tanrılaştırılirdi. Nitekim tanrılaştıralan kral ve kraliçelerin heykelleri yapılmıştır. Bunların çoğu günümüze ulaşmamışsa da yazılı beigeler yardımıyla bu heykellerin değerli madenlerden, bazen de altından yapıldıkları bilinmektedir. Dil. Hititçe bir Hint-Avrupa dilidir. Hititler kendi dillerine&#8221;Neşa Kenti&#8217;nin Dili&#8221; adını vermişlerdir. İÖ 2. bin yılda Anadolu&#8217;da Hititçenin yanında Hint-Avrupa kökenli iki dil daha kullanılıyordu: Luvvice ve Palaca. Yazı. Hititler iki yazı çeşidi kullanmışlardır: Çiviyazısı ve hiyeroglif. Hititlerin kullandıkları çiviyazısı Asurlu tüccarların kullandıkları çiviyazısı değil de Eski Babil çiviyazısıdır. Bir dönemde Asurlu tüccarlarla yoğun ilişkide olmalarına karşın neden Asur yazısını kullanmadıkları Hititoloji için bir sorudur. Çiviyazısını yazdıkları malzeme kilden yapılmış tablet adı verilen yazılı belgelerdir.Anadolu&#8217;nun çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda Hititçe metinler bulunmakla birlikte başkent Boğazköy kazılarında devlet arşivinin bulunduğu Büyükkale&#8217; de bugüne kadar 30.000 civarında tablet bulunmuştur. Her türlü konunun yazıldığı bu tabletlerin temel dili Hititçe olmakla birlikte, ana dilin yanı sıra Hurrice, Luvvice, Sumerce, Akkatça ve Palaca da kullanılmıştır. Boğazköy&#8217;de bulunan tabletlerde devletlerarası yazışmalarda o dönemin diplomasi dili olan Akkatçanın kullanıldığı görülmektedir. Dünya tarihinin ilk devletlerarası antlaşması olan Kadeş Antlaşması da Akkatça yazılmıştır. Çiviyazısının çeşitli madenlere ve balmumu levhalara da yazıldığı bilinmektedir. Gündelik notlar ve basit yazışmalar büyük bir olasılıkla balmumu levhalara yazılıyordu. Önemli konular antlaşmalar ve devletlerarası yazışmalar değerli madenlere yazılıyor, kilden bir kopyası da devlet arşivinde saklanıyordu. Değerli madenlere (altın, gümüş, tunç) yazılan belgelerden biri dışında günümüze ulaşmamasının nedeni istilacı güçlerin sonraki dönemlerde eritilerek başka amaçlarla kullanmasından kaynaklanıyor olsa gerektir. 1986 mevsiminde Boğazköy kazılarında bulunan IV. Tuthaliya dönemine ait bir tunç tablet bugüne kadar ele geçen tek madeni tablet olmuştur.Hititler çiviyazısının yanında bir resim yazısı olan hiyeroglifi de kullanmışlardır, imparatorluk döneminde anıtsal kaya yazıtlarında, mühürler üzerinde kullanılan bu yazı, Geç Hitit Devletleri döneminde çiviyazısı terk edildiği için yaygın bir biçimde dikili taşlar ve sanat eserlerinde kullanılmıştır. Edebiyat. Hititlerin yaşadıkları dönemlerdeki ilkçağ uygarlıklarında söylenceler ve şiirler edebiyatın özünü oluşturuyordu. Ancak Hititlerin kendine özgü bir edebiyatları olduğu söylenemez. Daha çok Mezopotamya etkisinde kalarak uyarlama yöntemiyle edebi eserler yaratmışlardır. Bu eser-ıerin büyük çoğunluğu Hurriier aracılığıyla Babii&#8217;den Çukurova ile eşitlenen Kizzuvvatna aracılığıyla da Kuzey Suriye&#8217;den Hititlere geçmiştir. Kuzey Suriye&#8217;den alınan destan ve söylencelerde:; Luvvice sözlüklere rastlanması bo eserlerde Anadolu motiflerinin var!ı: gına da işaret eder. Ünlü Gılgameş Destanı Babil aracılığıyla alınmıştır. Uyarlama sırasında Mezopotamya ile ilgili bölümlerin kısaltıldığı görülmektedir. Bilinen en ünlü Hitit mitosu KumarbiDestanı&#8217;dn. Tanrıların babası olarak adlandırılan Kumarbi&#8217;nin dünyaya egemen olmak için öteki tanrılarla yaptığı savaşımı içermektedir. Bu destana göre gökyüzünün kralı Alalu&#8217;dur Anu Alalu&#8217;yu yenerek krallığı ele geçirir. Bir süre sonra Alalu&#8217;nun oğlu Kumarbi Anu&#8217;yu yenerek gökyüzü krallığını ele geçirir. Bu söylencede Eski Yunan mitologyasındaki yaradılış- söylencesindeki Uranos-Kronos-Zeus sıralamasına benzerlik ilgi çekicidir. Ulikummi Şarkısı adı verilen bir söylencede gökyüzü krallığını Kumarbi&#8217;nin elinden Teşup&#8217; un aldığı yazılıdır. Anadolu kökenli söylenceler içinde en  iyi tanınanı Kaybolan Tanrı olarak bilinen Telipinu Söylencesidir.Az da olsa şiir görünümlü kafiyeli metinler de ele geçmiştir. Dinsel içerikli bu şiirlerde genellikle Proto-Hatti dili kullanılmıştır. Hititçe yazılmış günümüze ulaşan bir parça vardır. Hitit sanatı. Çeşitli kültür etkenleri altında oluşmuş olan Hitit sanatı, bu &#8220;edenle&#8217; kendine özgü değildir. Anadolu&#8217;ya göçerken kuşkusuz kendi sanatlarına ait öğeleri de beraberlerinde .getirmişlerdi. Ancak bu öğeleri etkisi altında kaldıkları Hurri ve yerli halkın sanatlarından ayırt etmek çok zordur. Bu nedenle Hitit sanatı imparatorluk dönemi sonuna kadar bir bütün olarak incelenir.Mimarlık. Başkent Boğazköy ve öteki önemli Hitit merkezlerinde yapılan kazılarda, Eski Hitit dönemine ait mimarlık eserleri yok denecek kadar azdır. Buna neden de imparatorluk döneminde girişilen bayındırlık etkinlikleridir. Bu dönem kralları Eski Hitit döneminden kalan yapılan yıktırtarak yerlerine yenilerini yaptırmışlardır,imparatorluk döneminin en iyi mimarlık kalıntıları başkeni Boğazköy&#8217;de açığa çıkarılmıştır. Öteki önemli Hitit merkezlerinde de Hitit mimarlığına ilişkin bilgi verecek kalıntılar bulunmuştur. Heykelcilik. Hititler hem madenden hem de taştan heykel ve heykelcikler yapmışlardır. Eski Hitit dönemine tarihlenebilecek hâykel hemen hemen yoktur, imparatorluk dönemine ait heykelciklerde çoğunlukla Tanrı ve Tanrıçalar işlenmiştir. Tam plastik Tanrı heykelleri şimdiye kadar bulunamamıştır. Boğazköy surlarında bulunan iki aslan ve iki sfenks ile kabartma olarak yapılan Savaşçı Tanrı kabartması Hitit heykelciliğinin en güzel örnekleridir. Alacahöyük sfenksleri, alçak kabartmaları ve aslanı da bu örnekler arasındadır. Hitit imparatorluğu&#8217;nun egemenlik alanına giren çeşitli yerlerde de birçok kaya kabartması bulunmuştur. Dinsel konuları işleyen bu kabartmaların başlıca bulunduğu yerler: Adana-Sirkeli, Kayseri-Fraktin, Ankara-Gavur Kalesi, izmir-karab&#8217;el, Kayseri-Gezbeli, Adana-Hemite, Kayseri-imamkuiu, Mani-sa-Niobe.Beyşehir Gölü&#8217;nün yakınlarındaki Efla-tunpınar ile Fasıilar&#8217;da kaya bloklarından oluşmuş kabartmalı iki kaynak bulunmuştur. Su kenarında yapılmış olan bu kaya anıtları da dinsel bir nitelik taşımaktadır.Kilden yapılmış heykelciklerde Hitit Sanatıda önemli bir yer tutar. Eski Hitit döneminde yapılmış ve Boğazköy&#8217;de bulunmuş olan Fırtına Tanrısı&#8217;nın kutsal boğaları Hurri ve Şerri 70 cm yüksekliğindedir. Bunların yanı sıra çift başlı ördek, boğa ve köpek başlan da sık işlenen heykelcik örnekleridir. Mühürcülük. Hititler mühür sanatına ayrı bir önem ve yer vermişlerdir. Mezopotamya&#8217;da kullanılan silindir mühürler yerine Anadolu&#8217;da damga mühürler kullanılmıştır. Hitit kralları her türlü yazışmalarında damga mühürlerini basmışlardır. Eski Hitit döneminde ortada yaşam ve sağlık simgelerini içeren stilize bir çiçekle çevresinde çiviyazısı ile yazılmış krallık sanları bulunan ancak kralın adı bulunmayan mühürler yapılıyordu. Daha sonraları yapılan damga mühürlerde ise ortada yine stilize bir çiçek olmakla .birlikte iç ve dış çerçeveden oluşan çerçevelerde kralın sanları ile adı ve bir lanet duası vardır. Amuvvanda döneminde mühürün ortasında bulunan stilize çiçek kaldırılarak onun yerine kanatlı bir güneşkursu işlenmiştir. Hiyaroglif işaretli &#8220;kral adı da güneşkursunun altına yazılmıştır. Çerçevesindeyse çiviyâzısıyla yine kralın adı ve soyu belirtilmiştir. II. Murşili döneminin sonuna kadar kullanılan bu mühürlerde Muwatalli zamanında orta alanda hiyeroglif işaretlerin yanında kralın ve koruyucu tanrısının betimlerine de yer verilmiştir. Ancak bu tarz mühürler III. Hattuşili döneminde kaldırılarak yine eski biçimine dönüştürüldü ve imparatorluğunun sonuna kadar kullanıldı. IV. Tuthaliya&#8217;nın mühürlerinde Büyük Kral ile kralın adı işaretlerinin arasına bir de Tabama anlamına geien bir sözcükle bazı figürler yerleştirilmiştir. Kral mühürlerinin dışında kalan mühürler arasında da Hititlerde küçük el sanatlarına örnek oluşturacak güzel eserler vardır. Değerli madenlerden yüzük biçiminde olanlar olduğu gibi değerli taşlardan, çeşitli biçimlerde yapılmış olanlar da vardır. Keramik. Her kültürde olduğu gibi Hititlerde de keramik, hem sanat açısından hem de günlük yaşam yönünden en çok kullanılan araçtır. Genellikle kırmızı renkli ve perdahlı olan Hitit keramiği, biçim bakımından çeşitlilik gösterir. Günlük yaşamda kullanılan çanak-çömlek örneklerinin yanında dinsel törenlerde kullanılan örnekleri de içerir. Dinsel törenlerde kullanılan ve adına rhyton adı verilen bu keramik kaplar içki sunmak ya da tanrılara sıvı kurban sunmak amacıyla yapılmışlardı. Sığır, koyun, kuş başları biçiminde yapılan bu dinsel tören kapları adlarıyla birlikte dinsel içerikli çivi yazılı metinlerde de geçmektedir. Kırmızı renkli keramiğin yanı sıra geometrik bezemeli çok renkli bir keramik türü daha vardır. Çok renkli bu keramikte de aslan, antilop, çeşitli kuşlar dinsel törenlerde kullanılmak amacıyla yapılmışlardır (Tüm sanat dallarının ayrıntıları için bak. Acemhöyük, Alacahöyük, Alişar, Boğazköy).</p>
<p><strong>GEÇ HİTİTLER</strong></p>
<p>Hitit imparatorluğu&#8217; nun Deniz Kavimleri adı verilen uluslarca İÖ 1190&#8242;da yıkılmasından sonra Tuz Gölü&#8217;nden Akdeniz&#8217;e, Tuz Gölü&#8217; nden Malatya&#8217;ya Malatya&#8217;dan Karga-mış&#8217;a kadar çizilen sınırlar içinde kurulmuş olan kent devletçikleri. Karanlık Çağ. Hitit imparatorluğumun yakılmasından sonra özellikle iç Anadolu&#8217;da arkeolojik ve yazılı belgeden yoksun 4.-5. yy&#8217;a yakın karanlık bir dönem yaşanmıştır. Hititlerin başkenti Boğazköy&#8217;de yapılan kazılarda, kentin bir yangınla yıkıma uğradığı anlaşılmaktadır. Terk edilen kentin 1. yy&#8217;dan fazla kullanılmadığı da bilinmektedir. Öteki Hitit yerleşmelerinde de İÖ 1200-800 arasında hiçbir yerleşmenin bulunmaması, Deniz Kavimleri&#8217;nin yaptığı yıkımın ne kadar büyük olduğunu göstermektedir. Asur çiviyazılı kaynaklan Güney ve Güneydoğu Anadolu&#8217;nun Karanlık Çağı&#8217;na ait çeşitli bilgiler verirken, Güneydoğu Anadolu&#8217;da yapılan kazılar sonunda İÖ 1200-800 arasında bu yörelerde yerleşmelerin kesintisiz sürdüğüne ilişkin izler elde edilmiştir. Asur kralları I. f iglatpiteser (İÖ 1117-1077),</p>
<p>GEÇ HİTİT DEVLETLERİNİN DAĞILIMI II. Asurnasirpal (İÖ 884-858), III. Salmanassar (İÖ 858-824) ve II. Sargon (İÖ 750-705) dönemlerinden kalma yazılı belgelerde adı geçen kralların Güneydoğu Anadolu bölgesindeki küçük prensliklere seferler düzenledikleri yazılıdır. Bu belgelere göre, yıkılan Hitit imparatorluğu&#8217;ndan sonra dağılan halk birçok önderin etrafında birleşerek Anadolu&#8217;nun güney ve güneydoğu kesimlerine çekilerek yerel beylikler halinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Nitekim Luvvilerin yoğun olduğu bu bölgelerde Luwi dilinde Hiyerolifi ile yazılmış olan belgeler bunun kanıtıdır. Ayrıca Asur krallarının bu bölgeyi Hatti ülkesi olarak adlandırmaları ayrı bir kanıt oluşturmaktadır. Tarih. İÖ 8. yy&#8217;dan sonra Kuzey Suriye&#8217;ye gelen göçebe Arami topluluklarıyla kaynaşan Hitit ve Luvviler. ortak bir kültürü oluşturdular Ancak kullandıkları yazı ve kral adları arasında Şuppiluliuma, Hattuşili, Muvva-talli ve Labarna&#8217;nın bozulmuş biçimlerinin bulunması da bu toplulukların bazı gelenekler açısından imparatorluk dönemine bağlı kaldıklarını göstermektedir.Asur kaynaklarına göre sınırları saptanabilen, Tevrat&#8217;ta Het oğulları olarak geçen Geç Hitit Devletleri şu bölgeleri içeriyordu. Maraş veGaziantep&#8217;i içine alan Gurgum (bak. Gurgum), Antakya ve çevresinde Hattina (bak. Hattına), Toros .dağlık bölgesinde Hilakku (bak. Hilakku), Malatya (Milidia, bak. Milidia), yine Malatya çevresinde Kumrnuh (ba.k. Kummuh), Kuzey Suriye&#8217;de Kargamış (bak. Kargamış), Çukurova Bölgesi&#8217;nde (bak. Que), Gaziantep  Bölgesi&#8217;nde Sam&#8217;al (bugün Zincirli, bak. Sam&#8217;al) ve Kayseri, Niğde,Geç Hitit Devletleri&#8217;nin tarihi daha çok Asur belgelerinden öğrenilmektedir. Ancak bu belgelerdeki bilgiler de tam bir sıra içinde izlenememektedir. Hitit Hiyeroglifi ile Luwice yazılmış taş yazıtlardan da bu döneme ait çok az bilgi edinilmektedir, Bu küçük devletçiklerin birbirleriyle olan ilişkileri de çok kopuktur. Asur kaynaklarının verdikleri bilgiler de kendi bakış açılarından kaleme alınmıştır. Hitit imparatorluğu&#8217;nun yıkılışından Asur egemenliğine girinceye kadar varlıklarını sürdürmüş olan Geç Hitit Devletleri&#8217; nin tarihi kendi maddeleri altında değerlendirilecektir. Devlet Yönetimi. Belge azlığı nedeniyle Geç Hitit dönemindeki devletçiklerin yönetsel kurumlarına ilişkin bilgiler çok azdır. Kendilerine Büyük Kral, Kahraman, Ülke Beyi&#8217;saniarını verdikleri görülmektedir. Buna dayanarak kralların başyargıç, başrahip, başkomutan gibi yetkileri elinde tuttukları da kuşkusuzdur. Geç Hitit döneminde askeri gücün içinde iki tekerlekli .arabanın ve süvarilerin önemli bir yer tuttuğu o dönem kabartmalarından anlaşılmaktadır; Nitekim. Asur Kralı III. Salmanassar kendine karşı savaşan Geç Hitit Devletleri arasında bu gücün önemli yer.), tuttuğuna değinmektedir. Kabartmalardan anlaşıldığı kadarıyla silah olarak ok, yay ve mızrak kullanıyorlardı. Arabaları da imparatorluk dönemine oranla üç askerli değil, iki askerliydi.Hukuk ve yasalara ilişkin bilgi az olmakla birlikte kölelik kurumunun imparatorluk dönemine oranla daha sert kalıplara girdiği yasa içerikli metinlerden anlaşılmaktadır.Ekonomilerinin öncelikle tarıma ve küçük el sanatlarına dayandığı anlaşılmaktadır. IÖ 8. yy&#8217;a tarihlenen Anadoludaki çeşitli kültür merkezlerinde yapılan kazılar sonucunda Geç Hitit Devletleri&#8217;nin komşuları olan Urartular, Frigler ve deniz yoluyla Yunanlılarla ticaret ilişkilerinde bulunduklarını kanıtlayan belgeler bulunmuştur.Geç Hitit Sanatı. 3u dönem kültürünün yayıldığı merkezlerde yapılan araştırmalar sonunda özellikle Kargamış ve Sam&#8217;al Geç Hitit sanatına ait güzel örnekleri vermişlerdir. Sam&#8217;al&#8217;ın planı yuvarlaktır ve bir surla çevrilidir. Yine bir surla çevrili, olan Kargamış kare planlı iç ve dış olmak üzere iki yerleşmeden oluşmuştur. Saray komplekslerinde hilani adı verilen Kuzey Suriye saraylarındaki plan kullanılmıştır. Bu girişi, uzun yanında dikdörtgen planlı yapılar olan bir mimarlık biçimidir. Kent caddeleri anıtsal merdivenler ve alanlarla süslenmiştir.Geç Hitit heykelciliğinin önemli yanını mimarlıkta süsleme öğesi olarak kullanılan plastik eserler oluşturur. Bunun yanı sıra imparatorluk döneminden farklı olarak mimarlıktan bağımsız tam plastik Tanrı ve kral heykelleri yapılmıştır. Madeni eserler ise bu dönemde yok denecek kadar azdır. Birkaç örneğin dışında kabartma sanatı orthostat adi verilen alçak kabartmalarda uygulanmıştır, imparatorluk döneminde Alacahöyük dışında rastlanmayan ortlostatlara bu dönemde sıkça rastlanmaktadır.Geç Hitit sanatında üç ayrı evre görülmektedir. Bunlar da: 1) .Geleneksel .biçem, 2) Asur etkisindeki biçem, 3) Arami etkisindeki biçem, Geleneksel biçemin en eskiye tarihlenin örnekleri Kargamış kabartmalarında görülmektedir. Malatya kabartmalarının çoğunluğu da bu biçemde işlenmiştir. Bu kabartmalarda anatomik öğelere önem verilmemiş, figürler hareketsiz ve basık işlenmişlerdir. Kapı aslanları hantal olmakla birlikte güzel bir görünüme sahiptirler. Bu biçem İÖ 1200-950 arasına tarihlenir. Asur etkisindeki dönemde biçemde anatomik öğelere daha bir özen gösterildiği Kargamış ve Sam&#8217;al. heykel ve kabartmalarında gözlenmektedir. Kargamış&#8217;ta bu biçemdeki eserlerin Kral Suhi ve Katuwas dönemine ait olduğundan tarihi İÖ 950-850 arasındadır. Arami etkisinde oluşturulan biçemde yer yer Asur etkisi de görülmektedir. Bu dönem İÖ 850&#8242; den başlayarak Geç Hitit DevJetleri&#8217;nin ayrı ayrı tarihlerde Asur egemenliğine girip tarih sahnesinden çekildikleri döneme kadar sürmektedir. Küçük el sanatlarında Geç Hititler Kuzey Suriye&#8217;nin etkisinde kalmışlardır. Özellikle madeni ve fildişi eserlerde bu etki dikkati çekmektedir. Hitit kökenli kabartmalı tunç eserlerin Yunanistan&#8217;da bulunması Kıta Yunanistanı ile Anadolu arasında ticaret malı olması, Kumarbi ve illuyanka söylencelerinin Yunan mitolojisinde yer alması, Kubaba&#8217;nın Kybele adıyla Yunan Tanrılar dünyasına girmesi, Hitit sanatının pek çok öğesinin Yunan sanatını etkilemesi, Anadolu kültürünün Eski Yunan kültürünün oluşmasında ne kadar etkili olduğunun kanıtıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.botav.org/hititler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngilizce</title>
		<link>http://www.botav.org/ingilizce/</link>
		<comments>http://www.botav.org/ingilizce/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 06:06:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İn]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimteknik.info/?p=16921</guid>
		<description><![CDATA[Hint-Avrupa (Hint-Ari) dil ailesinin Germen dilleri grubundan olan ingilizce, bugün dünyanın başlıca dilleri arasında en yaygın kullanılanıdır. Kuzey Amerika, ingiliz Adaları, Avustralya, Yeni Zelanda ve Kuzey Afrika Cumhuriyeti başta olmak üzere, dünya nüfusunun beşte birinin ana ya da resmi dili ingilizcedir, ayrıca uluslararası ticaret, bilimsel araştırma, vb alanlarda geçerliliğini sürdürmektedir. Dünyanın yandan fazla basın ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hint-Avrupa (Hint-Ari) dil ailesinin Germen dilleri grubundan olan ingilizce, bugün dünyanın başlıca dilleri arasında en yaygın kullanılanıdır. Kuzey Amerika, ingiliz Adaları, Avustralya, Yeni Zelanda ve Kuzey Afrika Cumhuriyeti başta olmak üzere, dünya nüfusunun beşte birinin ana ya da resmi dili ingilizcedir, ayrıca uluslararası ticaret, bilimsel araştırma, vb alanlarda geçerliliğini sürdürmektedir. Dünyanın yandan fazla basın ve yayın iletişim ağı <a title="ingilizce, ingilizce konu anlatımı anlatımları" href="http://www.videodershane.com/ingilizce.htm">ingilizce</a> yapılmaktadır, turizm konusunda da varlığı yadsınamaz olmuştur.ingiliz dilinin üç dönemde oluştuğu varsayılır:1- Eski ingilizce: (Anglosakson Dönemi; İS 450-1100). Alman kökenli Germenik boylardan Angleler, Saksonlar ve Juteler&#8217;in İS 5. yy&#8217;da istilaşıyla etkinliğini gösteren dört lehçe Northurbrian. Mercian. Kentish ve Batı Sakson oldu. ilk ingiliz boyu sayılan Keltler (Celt), nerdeyse soykırıma uğradığından dillerinden ancak birkaç sözcük kalabildi.597&#8242;deki Roma istilaşıyla, ingiliz bilim dilini zenginleştiren Latince kökenli sözcükleri dile getirdi.2-  Orta ingilizce: (Normanlar Dönemi; IS 1100-1500). Viking kökenli Norman istilasının kendilerinden önceki Viking dilinden daha kapsamlı, etkin olduğu görülür. Fransızcanın bir lehçesini konuşan Normanlar, toplumun soylu kesiminde, edebiyatyaşamında, yönetimde Fransızcayı geçerli kıldılar. Yazılı dilden sökülüp&#8221; atılan İngilizce, halkın diii olarak yaşamını sürdürdü. Çeşitli dil ve lehçelerle zenginleşen ingilizcenin bu dönemdeki en önemli değişimi, özellikle Fransızcanın da etkisiyle, sözcüklerde genellikle birinci heceye kayan vurgulama dizgesiyle, çekim eklerinin çoğunun atılışı oldu. Dönem sonuna kadar Fransızca ve Latince özellikle yönetim, hukuk, din ve askeri alanlarda ingilızceye binlerce sözcük kattı.3- Modern (Çağdaş) İngilizce: (Sha-kespeare ve Rönesans Dönemi; İS 1500-1700). 1476&#8242;daCaxton&#8217;ın ingiltere&#8217;ye getirdiği matbaa makinesiyle, ingiliz dilinin belli ölçü ve standartlara sokulmasını zorunlu kıldı. Modern ingilizcenin gelişmesinde en büyük atılım, 1500-1625 arasındaki Rönesans akımıyla oldu. Klasik Çağ!ın klasik dilleri, Latince ve Grekçeyle dilin zenginleşmesi hızlanarak, ingilizce geniş bir anlatım gücü kazandı. Ayrıca ispanyolca, italyanca, Fransızcanın da katkısı sürüp gitti. Ancak 1600&#8242;lerden başlayarak klasizmin yabancı dil istilasına karşı oluşan tepki, dilin öz benliğine dönülmesini sağladı. Shakespeare, Spenser, Milton gibi büyük yazarların katkısıyla benliğine kavuşan ingilizcede en büyük değişim, bölgelere göre çok farklılıklar gösteren sözcük okunuş ve yazılışlarının belli kurallara bağlanması akımıydı, ilk çağdaş ingilizoenin kurucusu onurunu taşıyan Shakespeare eserlerinde % 90 (20-25 bin) yerli sözcük kullanarak bu alanda kırılması güç bir rekor elde etti. 14. yy&#8217;da incil&#8217;in Latinceden ingilizceye çevrilmesi de, yazım biçimine büyük etki yaptı. Tüm Avrupa&#8217;yı saran Rönesans ve Reform hareketlerinin, kitle iletişiminin, eğitim etkinliklerinin, çeşitli buluşların çağdaş ingiiizceyi geliştirdiği yadsınamaz.1700&#8242;lü yıllardan başlayarak ingiliz dilini denetim altına almak, düzene sokmak, dilbilgisini kurallara bağlamak gibi çalışmalar yapıldı, ilk gerçek sözlük 1 775&#8242;te Samuel Johnson&#8217;ca&#8217;derlendi. Bunu izleyen sözlük ve dilbilgisi kitapları dildeki ilkeleri kesinleştirdi. Bu çağlarda genişleyen ingiliz, Asya ve Afrika sömürgelerinin yerli dillerinden, Amerika&#8217;dan yeni sözcükler katılmayı sürdürdü.20. yy&#8217;ın ekonomi, iletişim, teknoloji ve uzay etkinlikleri ingiliz dilini yalnız zenginleştirmekle kalmadı, aynı zamanda yeryüzüne yayılmasını da sağladı. Çağımızda 750.000&#8242;i aşkın sözcükle genişlemesini sürdüren İngilizce, konuşmadaki pratikliği, dilbilgisinin karmaşık olmayışı, sözcük üretiminin ve fiil çekiminin kolay oluşu yönünden çoğunluğun yeğlediği ortak dil olma gücünü sürdürmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.botav.org/ingilizce/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Termometre</title>
		<link>http://www.botav.org/termometre/</link>
		<comments>http://www.botav.org/termometre/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2009 21:30:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Te]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimteknik.info/?p=40638</guid>
		<description><![CDATA[TERMOMETRE, fiz., sıcaklığı ölçmeye yarayan aygıt. Tümü cıva ve alkol gibi sıvıların bacımlarının ısı ile artmasına dayanılarak yapılır. Termometrenin bulunuşunda birçok bilim adamının payı varsa da ilk termometreyi 1597&#8242;den önce Galilei yaptı. Sonraları birçok fizikçi değişik tiplerde termometreler yaptılar. Gi&#8217;iümüzde ise genellikle cıvalı ve ispirtolu termometreler kullanılır. Bu termometrelerin alt bölümleri hazne biçimindedir ve cam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TERMOMETRE, fiz., sıcaklığı ölçmeye yarayan aygıt. Tümü cıva ve alkol gibi sıvıların bacımlarının ısı ile artmasına dayanılarak yapılır. Termometrenin bulunuşunda birçok bilim adamının payı varsa da ilk termometreyi 1597&#8242;den önce Galilei yaptı. Sonraları birçok fizikçi değişik tiplerde termometreler yaptılar. Gi&#8217;iümüzde ise genellikle cıvalı ve ispirtolu termometreler kullanılır. Bu termometrelerin alt bölümleri hazne biçimindedir ve cam bir tüpten oluşur. Havası boşaltılmış olan tüpün hazne bölümü cıva ya da ispirtoyla doldurulur. Tüpün üstünde sıcaklık derecelerini bildiren bölümlemeler ve sayılar bulunur. Derecelerin tanımlanmasında suyun donma ve kaynama noktalan temel alınmıştır. Hava basıncı ise 76 cm cıva sütununun basıncına eşittir. Günümüzde cıvali ve ispirtolu termometrelerin yanı sıra madensel ve gazlı termometreler de kullanılır.Termometrelerde başlıca üç çeşit derece kullanılır: Santigrat derecesi: isveçli gökbilimci Andres Celsius&#8217;ca (1701 -1744) bulunmuştur. Buna göre, suyun donma noktası 0 (sıfır), kaynama noktası ise 100 (yüz) derece olarak kabul edilmiştir. Cıvalı bir termometre tüpü üstüne suyun donma ve kaynama noktalan işaret edilerek araları 100 eşit parçaya ayrılmıştır. Bu eşit parçalardan iki çizgi arasına 1 santigrat derecesi denir. Türkiye&#8217;de de bu derecelendirme kullanılır. Reaumur(Reomür) derecesi: Santigrat derecesine benzer. Suyun donma noktası 0 (sıfır) kabul edilirken, kaynama noktası ise 80 (seksen) kabul edilmiştir. Fransız fizikçisi Rene Reaumurün (1688-1757) bulduğu bu derecelendirmeye göre, termometre tüpü 0 ile 80 arasında 80 eşit çizgiye bölünür. Fahrenheit derecesi: Alman fizikçisi Gabriel Fahrenheifin (1686-1736) yaptığı derecelendirmeye gör, suyun donma noktası +32, kaynama noktası +232&#8242;dir. ingiltere ve ABD&#8217;de bu derecelendirme kullanılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.botav.org/termometre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKDENİZ HUMMASI</title>
		<link>http://www.botav.org/akdeniz-hummasi/</link>
		<comments>http://www.botav.org/akdeniz-hummasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Aug 2009 11:12:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kimya.tc/?p=1474</guid>
		<description><![CDATA[tıp, bir tip bakterinin (brucella) yol açtığı hastalık türü. Malta humması, bruselloz, ailevi akdeniz ateşi olarak da anılır. Birçok tipi olan hastalık genellikle inek ya da keçilerin pastörize edilmemiş sütleriyle bulaşır. Akdeniz ülkelerinde sütle bulaşan bu hastalık ABD&#8217;de domuzlarla (çiğ domuz etiyle) bulaşır. Brucella bakterisi konak olarak kullandığı hayvanın gövdesinde oluşturduğu özel hücrelere yerleşir. Böylece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>tıp, bir tip bakterinin (brucella) yol açtığı hastalık türü. Malta humması, bruselloz, ailevi akdeniz ateşi olarak da anılır. Birçok tipi olan hastalık genellikle inek ya da keçilerin pastörize edilmemiş sütleriyle bulaşır. Akdeniz ülkelerinde sütle bulaşan bu hastalık ABD&#8217;de domuzlarla (çiğ domuz etiyle) bulaşır. Brucella bakterisi konak olarak kullandığı hayvanın gövdesinde oluşturduğu özel hücrelere yerleşir. Böylece antibiyotiklerden ve gövdenin üreteceği bağışıklık cisimlerinden korunur. Akdeniz humması bulaştığı insanda da benzeri bir konum gösterdiği için hastanın kan dolaşımındaki bağışıklık cisimleri kesin iyileşmeyi göstermez.5-12 günle 9 ay arasında bir kuluçka dönemi olan hastalık sinsice başlar. Ateş, bitkinlik, karın ağrısı görülebileceği gibi (<a title="fenotip, fenotip nedir" href="http://www.saglik.im/fenotip/">fenotip</a> I) belirtilerin belirsiz olduğu tipi de vardır (Fenotip II). Başka hastalıklarla karışabildiği için menenjit, böbrek yetmezliği, amiloidoz gibi sonuçlara yol açar. Tedavisi antibiyotiklerle belirtilere göre saptanır. Güvenilir bir bağışıklık sistemi yoktur.  Hastalıkla ilgili ilk uluslararası toplantı 1983&#8242;te istanbul&#8217;da yapıldı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.botav.org/akdeniz-hummasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kan Dolaşımı</title>
		<link>http://www.botav.org/kan-dolasimi/</link>
		<comments>http://www.botav.org/kan-dolasimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 08:03:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimteknik.info/?p=19282</guid>
		<description><![CDATA[ insan organizmasındaki kanın dolaşımı. &#8220;Büyük kan dolaşımı&#8221; ve &#8220;küçük kan dolaşımı&#8221; olarak, ikiye ayrılır. Büyük kan dolaşımı sol ventrikülden başlar. Sol ventrikül kasılıp içindeki temiz kanı aortaya pompalar. Aorta ve ondan kaynaklanan pek çok yan ve uç dal. bu kanın dokular düzeyindeki kılcal damarlara ulaşmasını sağlar. Kılcal damarlar düzeyinde dokuyla temiz kan arasında madde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> insan organizmasındaki kanın dolaşımı. &#8220;<a href="http://www.saglik.im/buyuk-ve-kucuk-kan-dolasimi/">Büyük kan dolaşımı</a>&#8221; ve &#8220;<a href="http://www.saglik.im/buyuk-ve-kucuk-kan-dolasimi/">küçük kan dolaşımı</a>&#8221; olarak, ikiye ayrılır. Büyük kan dolaşımı sol ventrikülden başlar. Sol ventrikül kasılıp içindeki temiz kanı aortaya pompalar. Aorta ve ondan kaynaklanan pek çok yan ve uç dal. bu kanın <a href="http://www.saglik.im/dokular/">dokular</a> düzeyindeki kılcal damarlara ulaşmasını sağlar. <a href="http://www.botav.org/kilcal-damarlar/">Kılcal damarlar</a> düzeyinde dokuyla temiz kan arasında madde alışverişi gerçekleştikten sonra, kan kılcalları terk edip toplardamarlara girer. Toplardamarlarda kan halk arasında &#8220;pis kan&#8221; olarak bilinmektedir. Pis sözcüğünün bilimsel bir yanı olmadığı gerçektir. Bu nedenle <a href="http://www.botav.org/toplardamar-vena/">toplardamar</a> kanı için pis deyimi yerine karbondioksit ve <a href="http://www.saglik.im/kategori/hucre/">hücre</a> <a href="http://www.saglik.im/metabolizma/">metabolizma</a>sı artıkları yönünden zenginleşmiş kan denirse konu daha bilimsel bir açıdan ele alınmış otur. Vücuttaki tüm toplardamarlar, sonunda &#8220;Vena kava süperiorya da &#8220;Vena kava inferior&#8217;a boşalırlar. Vücudun tüm toplardamar kanını toplayan bu iki büyük <a href="http://www.saglik.im/toplardamarlar/">toplardamar</a> sonunda kalbin sağ atrium denilen odacığına açılır. Böylece büyük kan dolaşımı tamamlanmış olur Görüldüğü gibi sol ventrikülden başlayıp, vücudu dolaştıktan sonra sağatrıumda biten büyük kan dolaşımı, dokulara oksijenden zengin taze kan sağlamakla kalmıyor aynı zamanda dokulardaki metabolizma artıklarını ve karbondioksiti bu bölgelerden uzaklaştırıyor.Küçük kan dolaşımıysa kalbin sağ ventrikül denilen odacığıyla sol atrium denilen odacığı arasında gerçekleşmektedir. Büyük dolaşımdan, vena kavalar yoluyla sağ atriuma taşınmış olan kan sağ atriumun kasılmasıyla sağ ventriküle pompalanır. Böylece pis kan sağ ventriküle girerek, küçük dolaşım sistemine katılmış olur. Sağ ventrıküi kasılarak içindeki pis kanı pulmoner delikten geçirerek, trunkus pulmonaliso pompalar Bilindiği gibi trunkus puimonaüs, biraz yukarıda sağ ve sol akciğerlere giden iki dala ayrılır Sağa giden daia &#8220;Sağ pulmoner arter sol akciğere giden dalaysa &#8220;Sol pulmoner arter&#8221; denilmektedir. Böylece sağ vontrıküldeki pis kan, özellikle karbondioksit yönünden temizlenip oksijen yönünden zenginleşmesi için akciğerlere ulaşmış olur. <a href="http://www.saglik.im/kategori/hastaliklar/akciger-hastaliklari/">Akciğer</a>lere gelen kan, buradaki faava keseciklerinin duvarlarındaki (alveol septumları) kılcal damarlara yayılır Bu düzeyde akciğer hava keseciklerindeki temiz havayla kılcalardaki kan arasında büyük bir hızla gaz alışverişi gerçekleşir. Kan karbondioksidini akciğer havasına verirken, ondan oksijeni alır Böylece vücudun karbondioksitten zengin toplardamar kanı, akciğerlerde karbondioksitini azaltıp oksijenden zenginleşerek, <a href="http://www.saglik.im/tardamarlar/">atardamar</a> kanına, yanı temiz kana dönüşmüş olur. Akciğerlerde <a href="http://www.botav.org/atardamar-arter/">atardamar</a> kanı haline gelmiş olan kan, daha sonra pulmoner venalar denilen dört toplardamarlar aracılığıyla kalbin sol atrium denilen odacığına taşınır. Böylece küçük dolaşım da son bulmuş olur. Sol atrıum daha sonra kasılıp kendisine getirilmiş olan temiz kanı sol ventriküle pompalayarak, bu kanın büyük dolaşıma katılmasını sağlar.Özet olarak: Büyük dolaşımda toplardamar kanı haline (pis kan) gelen atardamar kanı (temiz kan), küçük <a href="http://www.saglik.im/buyuk-ve-kucuk-kan-dolasimi/">kan dolaşımı</a>na girerek, yeniden atardamar kanı haline gelir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.botav.org/kan-dolasimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baklava</title>
		<link>http://www.botav.org/baklava/</link>
		<comments>http://www.botav.org/baklava/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2009 01:03:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimteknik.info/?p=5067</guid>
		<description><![CDATA[Aynı adla anılan hamurdan açılmış, içine kaymak, ceviz, badem ezmesi vb. konulmuş, yufkadan yapılan genellikle eşkenar dörtgen biçiminde kesilip kalıplandırılmış hamur tatlısı. Fatih döneminden kalan (1473) mutfak defterlerinde bu tatlıdan söz edilmektedir. 18. yy kaynaklarında da cendere baklavası, sarma baklava, ay baklavası, muska baklavası, &#8221; cevizli baklava &#8220;, kaymaklı baklava vb. biçiminde çeşit adlarına rastlanmaktadır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aynı adla anılan hamurdan açılmış, içine kaymak, ceviz, badem ezmesi vb. konulmuş, yufkadan yapılan genellikle eşkenar dörtgen biçiminde kesilip kalıplandırılmış hamur tatlısı. Fatih döneminden kalan (1473) mutfak defterlerinde bu tatlıdan söz edilmektedir. 18. yy kaynaklarında da cendere baklavası, sarma baklava, ay baklavası, muska baklavası, &#8221; <strong><a title="cevizli baklava, cevizli baklava tarifi yapılışı" href="http://www.kadinlar.web.tr/cevizli-hurma-baklavasi/">cevizli baklava</a></strong> &#8220;, kaymaklı baklava vb. biçiminde çeşit adlarına rastlanmaktadır. Günümüzde yurdumuzun her yerinde (özellikle Gaziantep) bu tatlının değişik türleri (şamfıstıklı Antep usulü <strong><a title="muhallebi, muhallebi tarifleri, muhallebi tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/etiket/muhallebi-tarifleri">muhallebi</a></strong>, kuru, Halep usulü kaymaklı, beyaz vb.) evlerde ve <a href="http://www.e-tarifler.com/kategori/tatli_tarifleri"><strong>tatlı</strong></a>cılarda yapılmaktadır. Son yıllarda çukulatalı, kakaolu, kremalı, portakallı vb. gibi yeni türleri de denenip satılmaya başlanmıştır.Yufka, hazır satıldığı gibi evlerde de yapılabilir. Baklava hamuru yapmak için iyi nitelikli un seçmek ve yufkaları nişastayla ince açmak gerekir. Yağın da iyi nitelikli olması tatlının lezzetini önemli ölçüde etkiler. Osmanlılarda Ramazan ayının onbeşinci günü padişahların Hırka-i Şerif Dairesi’ni ziyaret etmelerinden sonra yeniçerilere ve kapıkulu ocaklarına saray mutfağından baklava verilmesine ise <a href="http://www.e-tarifler.com/tatli_tarifleri/baklava_tarifi-t15657.0.html">baklava</a> alayı denirdi. On askere bir tepsi düşecek sayıda pişirilen baklava şilahtar 1176 ağa eliyle önce padişaha sunulur ve tören başlamış olurdu. Sonra ortaların aşçı ustaları tepsileri futalara (esnaf peştemalı) bağlar, sırıklara geçirerek kışlalara doğru yürüyüşe geçilirdi. Baklava alayı, yeniçeri ocağının kaldırılmasından (1826) sonra bir daha yapılmamıştır.Ramazan ve Kurban bayramlarında baklava pişirilmesi, (<a title="baklava, baklava tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/tatli_tarifleri/baklava_tarifi-t15657.0.html"><strong>baklava tarifi</strong></a>, <a title="Un Kurabiyesi, Un Kurabiyesi Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/biskuviler_kurabiyeler/un_kurabiyesinin_tarifi-t13518.0.html">Un Kurabiyesi</a>, <a title="Elmalı Kurabiye, Elmalı Kurabiye Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/biskuviler_kurabiyeler/elmali_kurabiye_tarifi-t15574.0.html">Elmalı Kurabiye</a>, <a title="Kısır Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/salata_tarifleri/kisir_tarifi-t14478.0.html">Kısır Tarifi</a>, <a title="Ayva Reçeli, Ayva Reçeli Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/recel_tarifleri/ayva_receli_tarifi-t15277.0.html">Ayva Reçeli</a><br />
<a title="Tuzlu Kurabiye, Tuzlu Kurabiye Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/biskuviler_kurabiyeler/tuzlu_kurabiye_tarifi-t13517.0.html">Tuzlu Kurabiye</a>, <a title="Şekerpare Tarifi, Şekerpare yapılışı yapımı hazırlanması" href="http://www.e-tarifler.com/tatli_tarifleri/sekerpare_tarifi-t15848.0.html">Şekerpare Tarifi</a>, <a title="Arnavut Ciğeri, Arnavut Ciğeri Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/sakatat_yemekleri/arnavut_cigeri_tarifi_2-t14233.0.html">Arnavut Ciğeri</a>, <a title="Elmalı Tart, Elmalı Tart Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/hamur_isleri/elmali_tart_tarifi-t13296.0.html">Elmalı Tart</a>, <a title="Ağlayan Kek, Ağlayan Kek Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/kek_tarifleri/aglayan-kek.0.html">Ağlayan Kek</a><br />
<a title="Etimek Tatlısı, Etimek Tatlısı Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/kek_tarifleri/aglayan-kek.0.html">Etimek Tatlısı</a>, <a title="Çaylı Kek, Çaylı Kek Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/kek_tarifleri/aglayan-kek.0.html">Çaylı Kek</a>, <a title="Tavuk Göğsü, Tavuk Göğsü Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/tatli_tarifleri/tavuk_gogsu_tarifi-t15009.0.html">Tavuk Göğsü</a>, <a title="Patates Püresi, Patates Püresi Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/meze_tarifleri/patates_puresi_tarifi-t14057.0.html">Patates Püresi</a>, <a title="Domates Çorbası, Domates Çorbası Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/corba_tarifleri/domates_corbasi_tarifi-t13161.0.html">Domates Çorbası</a>, <a title="Ispanaklı Börek, Ispanaklı Börek Tarifi" href="http://www.e-tarifler.com/corba_tarifleri/domates_corbasi_tarifi-t13161.0.html">Ispanaklı Börek</a><br />
) bayram ziyaretlerinde armağan baklava götürülmesi, söz kesimi, nişan gibi törende kız evinden oğlan evine baklava gönderilmesi geleneği günümüzde de sürmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.botav.org/baklava/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
