Barınmak, korunmak amacıyla insanların oturdukları konut. Tarih öncesi dönem, insanların ilk evleri ne zaman yaptığı kesin olarak bilinmezse de göçebe yaşamdan yerleşik yaşama geçişin, ekin ekmeyi öğrendikten sonra oluştuğu göz önüne alınarak, ev yapımına bu dönemde başlanıldığı varsayılır. Dönem Paleolitik Çağ olarak adlandırılmaktadır, ilk insanlar, su boylarında kamış, saz, çalı, dal, sırık gibi malzemelerle kulübeler kurmuş, üzerlerini önce küçük dal ve yapraklarla kapatmış, sonra bunları çamurla sıvayarak barınaklarını oluşturmuştur, iklimin değişmesinden sonra insanlar inlere ve mağaralara sığınmış ve böyle yerleri konut edinmişlerdir. En eski ev örnekleri Neolitik Çağ’dan başlayarak görülür. Girit’te Cilalı Taş Çağı’ ndan kalma bir kültür tabakasında, taş temeller üzerinde, kerpiç duvarlı, çeşitli odaları içeren, dikdörtgen planlı bir ev kalıntısı Knossos Sarayı’nın altında ortaya çıkarılmıştır. Evin kalıntıları arasında elde edilen değirmen taşları bu insanların tarımla uğraştığını kanıtlar Yine Girit’te Pseira, Mohlos ve Vasiliki’de temelleri taştan, üst kısımları hatıllarla (duvarı berkitmek için taşların arasına yatay olarak yerleştirilen direk) desteklenen, kerpiçten yapılmış dikdörtgen planlı evler İÖ 3000 yılına tarihlenir. Evlerden kimisi bir iç avluyu çeviren birçok oda ve koridordan oluşmuştu. En az iki katlıydı ve çatıları tahtadan ve düzdü. Yunanistan’da rastlanan, Neo-lotik bir kültür olan Sesklo kültüründe, taş temeller üzerinde, tahta, kamış ve kerpiçten yapılmış evlerin kimileri yuvarlak, bir bölümü dörtgen planlıdır. Bu evler, İÖ 2000′den sonra yapılmaya başlanan, iki tahta direkli, bir giriş yeri ve bu yerin arkasında içinde bir ocak bulunan, bir ya da iki odalı “megaron” tipi evlerin (önünde direkli bir girişi olan, dikdörtgen planlı eski Anadolu evleri) ilk örnekleri sayılır. Kimi evlerde düz çatıları desteklemek amacıyla duvarların iç yanına tahta direkler konulmuştur. Dimini kültüründe (İÖ 3000), arka arkaya sıralanmış bir ön yer ve iki dörtgen odadan oluşan megaron tipi evlere rastlanır. Ön odanın ortasında bir ocak vardır. Evlerin çatıları direklerle desteklenmiştir. Anadolu’da Troya’da İÖ 3000′de Troya I ve ll’de ilk megaronlar ortaya çıkarılmıştır. Evlerin temelleri balık kılçığı biçiminde sıralanmış ve aralarına killi çamur konulup üstüne tarla taşları yerleştirilmiştir. Üst kısımlarıysa kerpiçtir. Çatılarının düz ya da semer dam biçiminde mi olduğu saptanamamıştır. Anadolu’da Neolitik Çağ’da İÖ 7000′ den.sora Çatalhöyük’te ilk yerleşmeler başlamıştır. Bu dönem evleri dikdörtgen odalar biçimindedir. Evler, bir ana odayla bir depodan oluşur. Bu iki öğe birbirine bitişik olarak yapılmıştır. Ancak, her birinin kendi duvarları vardır. Evlere kapıdan değil, damlara açılmış deliklerden bir merdivenle girilmektedir. Lesbos ve Thermi’de de bu tür bir yerleşim düzeni vardır. Poliochideki yerleşme de bunları andırır. Batı Anadolu’da, Beycesultan’da İÖ 5000 yılına tarihlenen dikdörtgen planlı evlere rastlanmıştır. Buradaki yerleşim İÖ 2400 dolaylarında bitişik düzende, dikdörtgen evler ve oda toplulukları biçimini almıştır. Hacılar’da İÖ 5000 yıllarına tarihlenen tek odalı, taş temelli ve kalın kerpiç duvarlı evlere rastlanmıştır. Evler, bitişik düzende olmayıp, bir avlunun etrafına çepeçevre sıralanmış durumdadırlar. Her odanın en uzun duvarında, tahta eşikli geniş bir kapı olduğu saptanmıştır. Kapıların bir perdeyle mi örîüldüğü, yoksa kanat ya da kanatlar aracılığıyla mı kapatılıp açıldığı ortaya çıkartılamamıştır. Evlerin ocakları kapının tam karşısındaki duvara yapılmıştır. Odaların duvarlarındaki hücrelere kilden yapılmış heykelcikler konulduğu belirlenmiştir. Alacahöyük’te bulunan ev de tek odalıdır. Penceresi yoktur. Duvarda tek bir giriş çıkış deliği vardır. Canhasandaki Erken Kalkolitik Çağ evleri birbirine bitişiktir. Ancak, ortak duvarları yoktur. Malzeme olarak kerpiç kullanılmıştır. Her evin ambar olarak kullanıldığı sanılan bir de bodrum katı vardır.Boğazköy’de evlerin yer yer kalın duvarlarla çevrili bir avlusu bulunur. Evlerin ölçüleri çok çeşitlidir; kimisi iki katlıdır. Üst katta oturma ve yatak odaları, alt kattaysa’ambarlar yer almaktadır. Avludaki üstü kapalı kimi odalarda ambar olarak kullanılmıştır. Daha sonraki Yunan Çağı’nın evleri megaron tipi evlerinin gelişmesiyle oluşmuştur. Eski Mısır ve Mezopotamya. İÖ 3000 yılllarında Eski Mısır’da evlerin yapımında çamur, kil ve palmiye kullanılmıştır. Damlar palmiye dallarıyla örtülmüştür. Halktan kişiler genellikle basit, tek odalı evlerde otururken varlıklılar “ve soylular kendilerine taş duvarlı evler yapmışlardır. Babil ve .Asur .evleriyse dikdörtgen planlı, iki katlı, düz damlıydılar. Evlere bir merdivenle çıkılırdı. Mezopotamya ulusları evlerin yapımındataş, kil, kerpiç, ağaçtan yararlanmışlardır. Frigler. Friglerin başkenti Gordiondaki kazılarda dikdörtgen planlı, ortalarında bir ocak, önlerinde bir giriş bölümü bulunan, megaron tipi evler ortaya çıkarılmıştır. Friglerin evlerinin cephelerini pişmiş toprakla kapladıkları ve zengin yapıların geometrik desenli döşemeleri olduğu yine Gordion kazılarındaki buluntulardan ortaya çıkarılmıştır.Eski Yunan, ilk Yunan evleri oldukça basitti. Yoksul, varlıklı her evde kerpiç ve ahşap kullanılmıştır. Bölge ikliminin ılımanlığı evlerin sıradan yapılardan öteye gidememesine yol açmıştır. Eski Yunan evlerinden günümüze örnek kalmamış, bu konudaki bütün bilgiler yazılı kaynaklardan sağlanmıştır. Homeros’a göre Yunan evlerinde kadınlar ve erkekler ayrı ayrı yaşamaktaydı, ilk ev tipleri megaronlardır. Sonraları bunların önlerine avlular yapılmış, avlunun çevresine direkler sıralanarak koridorlar oluşturulmuştur, izmir Bayraklı’da yapılan kazılarda İÖ 8. yy’ın sonlarına tarihlenen, Eski Yunan evlerine ait bir örnek bulunmuştur. Bu evde üç ayrı duvar örgü biçimi olduğu saptanmıştır. En alt sırada dikine konulmuş büyük taşlar temeli oluşturmuştur. Temel sırasının üstünde, yanlamasına konulmuş küçük taşlardan örülü, üç taş sırası gelmektedir. Bu taş sırasının üstünde, değişik bir tür kerpiç ya da tuğla biçimli dört-beş sıra bir duvar kısmı yer almaktadır. Yine bu kazılarda İÖ 750-650 yıllarından kalmayuvarlak ve megaron tipi evlere rastlanmıştır. Bu evlerde oturma ve depo bölümleri vardır. İÖ 7. yy’a tarihlenen bir evin içindeyse bir banyo odası dabulunmuştur. Aynı dönemde Bayraklıdaki evler batı-doğu doğrultusunda yapılmıştır. Aynı doğrultuda bir de anayol ortaya çıkarılmıştır. Bu buluntu, ızgara biçimli kent yapısının Orientalizan dönemde oluştuğunu kanıtlamaktadır. Izgara planı, hippodamos dönemindeki kadar geometrik bir düzgünlükte değildir. Bu dönemde peristyl tipi evlerin ilk örneğiyle de karşılaşılmıştır. Megaronlardaki odalar bir eksen üzerine uzanmış olup, sayılan üç ya da dörttür. Evler, tek başlarına ve bağımsız biryapı niteliğindedir. Ticyns’te, Troya’da, Gordion’da, Vrouliadaki megaronlar da hep bu biçimdedir. Bayraklı’da bu tür evlere benzemeyen bir de yan yana iki megarondan oluşmuş bir tek yapı örneği vardır. Soldaki megaron biçimini korumuş, sağdaki değişikliğe uğramıştır. Sağdaki megaronda büyük oda daha geniş tutulmuş, porticus (yanının ana girişinde yer alan sütunlu hol) ve orta oda bir avlu biçimine getirilmiştir. Uygun havalarda evin bu bölümünde oturulduğu anlaşılmaktadır. Soldaki megaron andron (erkeklere özgü yer), sağdakiyse gynaikon (kadınların oturup çalıştıkları yer) olarak kullanılmaktaydı. Üst’kattaki odalarınsa oturma ve yatak odası olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Bu ev tipiyle Yunan mimarlığında megarondan peristyl (içerden ya da dışardan sütunlarla çevrilmiş bir avlusu olan ev) tipi evlere ilk adımın atıldığı görülmektedir. Bu türün bir” örneği de Girit’te Rethymon yakınlarında Onythe adlı yerleşim merkezindeki bir yapı grubundadır. Grup, İÖ 7. yy sonuna tarihlenmiştir. Gerek Anadolu’da gerekse Yunanistan’da dört yanı sütunlu. merkezdeki bir avluyu çevreleyen odalardan oluşmuş, gerçek anlamla Peritstyl evlere daha çok Hellenistik Çağ ile birlikte rastlanmaktadır. Lansa’da İÖ 5., Kolophon’da İÖ 4. yy’da yapılmış evler vardır. Hellenistik Çağ’a kadar Yunan dünyasında evler genellikle megaron tipindedir. Bu yapılar penceresizdir. Konuta hava ya kapıdan ya da tavana açılmış bir delikten girer. Evlerin kimileri iki katlıdır. Temelleri taştan, duvarlarsa ahşap ve kerpiçtendir. Hellenistik Çağ’da avlu yerini peristyle bırakmıştır. Ancak, bu tip evler Yunanistan’da fazla kullanılmamıştır. Çünkü, Yunanlıların yaşamları daha çok evin dışında geçmekteydi. Bu durum Pers saldırılarına kadar sürmüş ve Pers saldırılarıyla birlikte Yunanistan’da da Anadoludaki gibi avlulu, dükkanlı, peristylli evler yapılmaya başlanmıştır. Dükkanlı evler; bir ya da iki odalıdırlar. Bunlardan biri daha büyüktür ve evin saionu durumundadır, iki katlıdırlar. Alt katta dükkân, üstünde odalar bulunur. Üst kata sokaktan bir merdivenle çıkılır. Bu tip evler genellikle halktan kişilerin oturdukları konutlardır. Peristyl evler; varlıklı kişilerin kullandıkları ev tipleridir. Önlerinde sokaktan bir duvarla ya da parmaklıklarla ayrılmış bir bölüm (vestibül: küçük hol), iki tarafta ahır ve depolar bulunmaktaydı. Giriş kapısından etrafı sütunlarla çevrili bir avluya girilir. Avlunun ortasında genellikle Tanrı Zeus için bir sunak yer alır. Öteki Tanrıların sunaklarıysa köşelere konulmaktaydı. Revakların altında konuklar için iyi döşenmiş odalar vardır. Avlu kapısının karşısındaki bir kapıdan erkeklerin oturdukları büyük odaya girilir. Bu odada bir ocak bulunur. Bu odadan bir kapıyla kadınların odasına geçilebilmekteydi. Kadınların odalarının arkasında çoklukla bir bahçe yer alır. Evin alt kısmındaysa bir bodrum ve bir de kuyu ya da sarnıç bulunmaktaydı. Varlıklı kişilerin evleri genellikle iki katlıydı. Üst kata gene dışardan bir merdivenle çıkılırdı. Üst katın balkonları da vardı. Bu tür evlerin temelleri taş, duvarları ahşap ve tuğladandır. Çatıları kiremitle örtülüdür. Odaların iç duvarlarına önceleri yalnızca badana vurulurdu; sonraları boyayla resimler yapılarak süslenmiştir. Peristyl evlerin en güzel örnekleri Anadolu’da Priene’de görülür. Ayrıca Bergama, Ephesos ve Miletos’ta da bu tür evlerin var oldukları sanılmaktadır Yunanistandaki en güzel örneklerse Deostadır.Roma. En eski evler yuvarlak planlıdır. Çatıları huni biçimindedir ve tepesi ahşap bir çatıyla örtülüdür. Bu dam biçeminin Romalılara Etrüsklerden geçtiği sanılmaktadır. Çatının ortası sonraları mekâna ışık sağlamak amacıyla açık bırakılmaya başlanmıştır. Zamanla çatının eğimi de değiştirilerek yağmur suları evin ortasındaki havuza akıtılmıştır. Bu havuza impluvlum (yağmur havuzu) denilmektedir. Evin avlusuna da atrium adı verilmiştir. Atrium, tüm aile bireylerinin oturdukları bir yerdir’ Buraya sokaktan bir kapıyla girilmektedir. Kapının önüne sonraları bir vestibül (ince koridor) eklenmiştir. Vestibulların arkasına ahırlar da yapılmaktaydı. Havuzun hemen yanında bir sunak bulunmaktaydı. Evin en önemli odası olan tablinum, giriş kapısının tam karaşındadır. Tablinum önceleri yemek odası ve salon olarak kullanılırken sonraları değerli eşyanın konulduğu biryer olmuştur. Bu odanın iki yanında da ala denilen odalar vardır. Bu odalarda ailenin ölmüş atalarının büstleri ve anı niteliğindeki eşyası durmaktaydı. Atriumun yanlarındaki odalar, aile bireylerinindi. Atriumun bir köşesinden merdivenle üst kata çıkılmaktaydı. Bu kat, sokağa açılan pencerelerden ışık almaktaydı. Fenikelilerden sonra pencerelerde cam kullanmayı Romalılar yaygınlaştırmalardır. En alt kattaysa genellikle bir bodrum bulunmaktaydı. Evin cephesindeki dükkânlardan kimisinde evle dükkân arasında bir kapı yer alırdı. Roma evlerinde Yunan evlerindeki gibi kadın ve erkeklerin ayrı yerleri yoktur. Yunanlılar geleneklerine bağlı kalarak hep aynı tip evler yapmışlar, Romalılarsa çeşitli yabancı mimarlık biçemlerinden yararlanarak ev yapımında değişik ev planları uygulamışlardır, imparatorluk zamanında Roma evleri genişlemiş ve bir de sütunlu avlu eklenmiştir. Atrium yine kullanılırken vestibülün tabanı çoğu kez mozayiklerle döşenmiştir. Atrium artık bir salon gibi kullanılmaktaydı, sunak içinse ayrı bir oda oluşturulmuştu. Roma evleri, Yunan peristyl tipi evlere benzemekteydi. Farklı olarak bunlara bir havuz eklenmişti. Oecus denilen büyük salon peristylin sonundadır. Sağda ve solda mutfak, yatak ve yemek odaları bulunurdu. Küçük odalarsa kitaplık ve banyo için ayrılmıştı. Varlıklı kişilerin evlerine ikinci bir peristylin eklendiği de olurdu. Bu peristylin etrafında çeşitli odalar yer alırdı. Evin arka tarafında genellikle bir bahçe bulunmaktaydı. Roma’da tek katlı villa tipi evlerden çok birkaç katlı evler yapılmıştır. Bu evlerin alt katlarında çoklukla dükkân ya da atölyeler yer almıştır. Insulae denilen bu çok katlı evler genellikle birkaç daireye bölünmüştü. Üst katlardaki odaların her birine dışardan ayrı merdivenlerle çıkılırdı. Üst katlara cenaculum denilirdi, imparatorlar, zaman zaman yasalar çıkartarak bu evlerin kat sayılarını ve yüksekliklerini sınırlamışlardır. Roma evlerinin en güzel örnekleri Pompeii ve Herculaneumdadır. Roma’nın bütün ev ve saray tiplerinden örnekler bu iki kentte görülebilir. Evlerin alt katlarının yapımında taş, az olarak da tuğla kullanılmıştır. Üst katlar genellikle ahşap olduğundan yıkılmıştır. Pompeiideki Gümüş Düğün Evi İÖ 2. yy’da yapılmış olup Vezüv Yanardağı’nın patlaması sonucu lavlar altında kalmıştır. Bu evde bir geçitten (fauces) atriuma gelinir. Üstte çatı açıklığı (compluvium), aşağıda sarnıç (implivium), korent sütunlar, duvar resimleri ve ileride bahçe görülmektedir. Vezüv’ ün püskürmesiyle Pompeii, Stabiae ve Herculaneum gibi sayfiye yerleri lav, kül ve çamur altında kalmış; lav, kül ve çamurun soğuyup katılaşması sonucu, evler zamanımıza kadar bozulmadan ulaşabilmiştir. Herculaneumdaki evlerin ahşap kirişleri “ve bölmeleri bile zamanımıza kadar gelmiştir. Evlerin çoğu sanat değeri olan duvar resimleriyle süslenmiştir. Palatinadaki Livia’ nın evi; Pompeiideki Misteri evi, Vettiler evi ve Pansa’nın evindeki duvar panoları resim sanatının önemli örneklerindendir. Resimlerde mitolojik konuların yanı sıra günlük yaşamdan alınan konular da işlenmiştir. Evlerin sütunları ve başlıkları çok ince işlenmiş, ayrıca canlı renklerle boyanmıştır. Tavanlar kabartma resimlerle kaplıdır. Kapılar ve ahşap öteki öğeler madensel süslerle bezelidir. Önemli odaların tabanları genellikle mozayik döşelidir. Çeşitli ülkeler. Yeryüzündeki ev tipleri ülkeden ülkeye değiştiği gibi, aynı ülkede bölgeden bölgeye de değişiklik gösterir. Ülkelere göre ev tipleri mimarlık açısından başka başka görünümdedir.Yeryüzünde ev tiplerinin oluşmasında rol oynayan başlıca ana etkenler şunlardır:Doğa koşulları: Fazla yağış alan yerlerde evlerin çatıları eğik, az yağış alan yerlerde düzdür. Soğuk ülkelerde ısı kaybını önlemek için ev planları kapalı tasarlanmış, sıcak ülkelerdeyse serinlemek amacıyla açık tasarlanmış, örneğin pencereler çok geniş tutulmuştur. Yersarsıntısının çok sık ve etkili olduğu ‘ Japonya’da duvarları sunta vb. hafif maddelerden yapılmış, tek katlı evler ortaya çıkmıştır. Bölgedeki malzeme: Bir bölgede en çok, kolay ve ucuz hangi malzeme bulunuyorsa ev onunla yapılmıştır. Ormanlık bölgelerde ağaç; taşlık yerlerde taş, Mezopotamya gibi toprak ve balçığı bol ülkelerde kerpiç ve tuğla, kutuplarda buz kalıpları, sazlık bölgelerde saz, kamış vb. malzemeler ev yapımında kullanılmıştır. Toplumsal gelenekler: Tekeşliliğin geçerli olduğu toplumlarda evler bir aileye yetecek biçimde yapılırken çokeşliliğin geçerli olduğu toplumlarda tek çatı altında birbirinden ayrı ünitelerden oluşan evler yapılmıştır. Hindistanın kimi bölgelerinde yemek sürekli dışarda yenildiğinden evlerde yemek odası yoktur. Osmanlı döneminde ve günümüzdeki kimi Müslüman ülkelerde kadın-erkek arasındaki kaç-göç nedeniyle evler haremlik ve selamlık olarak iki ayrı bölümden oluşmuştur. Harem kadınlar, selamlık erkekler içindir.Teknik gelişmeler: Özellikle 19. yy’dan sonra teknik alandaki hızlı ve büyük gelişme, yeryüzünün her yerinde evlerin biçimlenmesine de yansıdı. Evlerin ahşap öğeleri elişi ürünü olmaktan çıkarak fabrikalarda standart olarak yapılmaya başlandı. Ahşap yapılar yerini betonarme yapılara bıraktı. Prefabrik evler de teknik gelişmenin bir ürünü olarak yaygınlaştı. Sanat akımları: Mimarlıktaki sanat akımları (Dor, ion, Girif, barok, rokoko, ampir, gotik, arabesk vb.) ev biçimlerini de etkiledi {Bak.Mimarlık). Kentlerin büyümesi: Köylerden kentlere göç sonucu kimi kentlerin büyümesi, nüfusun artışı, kent alanının nüfusa oranla yetersiz kalışı yeni konut türlerinin oluşmasına yol açtı. ABD’ deki bir çok kentten başlayarak çeşitli ‘ kentlerde gökdelenler bu nedenle yapıldı. Büyük kentleri çevreleyen gecekondular da bu nedenle oluştu. Moda: Değişiklik gereksinmesi ya de süslenme özentisiyle toplum yaşamına giren geçici yenilik demek olan moda da zaman zaman evlerin biçim ve görünümünü etkiledi. 1960′tan başlayarak 15 yıl süreyle istanbul’da çok sayıda apartman cephesinin betebe mozayiklerle kaplanması gibi. Ülke yöneticilerinin çıkardığı yasalar: Fransa’da 19. yy sonlarında evlerin kat. sayısına göre vergilendirilmesi çatı katlarının doğmasına, ingiltere’de verginin pencere sayısına göre konması ise eski evlerde kimi pencerelerin örülüp kapatılmasına, yeni evlereyse az pencere açılmasına neden olmuştur. Bütün bu sayılanlardan başka, evlerin biçimlenmesinde siyasal, ekonomik ve çeşitli toplumsal nedenler de etkin rol oynamaktadır.Türk evleri. Köylerde olsun, kentlerde olsun Türk evleri yörelere göre (Doğu Anadolu, Orta Anadolu ve Trakya, Güney Anadolu, istanbul ve yöresi) mimarlık biçemi yönünden değişiklik gösterir. Türkiye’de ev yapımında özellikle köy evlerinde başlıca dokuz ana malzeme kullanılmaktadır. Devlet istatistik Enstitüsü’nün bu konuda yaptığı araştırmaya göre (1983) Türkiyedeki 22.857 köy evinin yapımında şu ana malzeme kullanılmıştır: Taş (10.463 köy), kerpiç (5.002 köy), tahta (3.817 köy), tuğla (3.071 köy), karışık malzeme (1.151 köy), öteki çeşitler (.392 köy), bağdadi (66 köy), kamış (31 köy), hımış (15 köy).Prof. Dr. Doğan Kuban, 100 Soruda Türkiye Sanatı Tarihi adlı kitabında, Türk evlerinin başlıca mimarli.k özelliklerini şöyle anlatmıştır: “Anadolu’nun İÖ 7. bine uzanan yerleşmeler” tarihinde her bölgenin çok eski bir konut yapısı geleneğine sahip olacağı açıktır. Gerçekten de Orta Anadolu’nun kerpiç yapı tekniği Neolitik’ten beri izlediğimiz gibi, Erken islam Mimarisinde bitçok . plan elemanının da Güney Anadolu’da hâlâ yaşadığını görüyoruz. Anadolu’da bölgelere göre ağaç, taş ve kerpiç teknikleriyle ve oldukça değişik planlarla yapılan evlerin bazı ortak özellikleri vardır. Ev zemin katta sokağa hiç açılmaz ya da çok az açılır (şüphesiz burada yakın zamanlarda yapılan evleri ayırmak gerekir). Evin esas katı (Piano Nobile) birinci kattır. Bu kat genellikle zemin kâtın üzerinden sokağa taşar. Pencerelerle sokağa açılır. Evin iç bahçe ya da avluyla ilişkisi önemlidir. Anadolu’nun çoğu bölgelerinde bu bağlantı Hayat adı verilen ve odaların önünde ve arasında bulunan üstü örtülü açık galeri aracılığıyla olur.Anadolu geleneği tamamen fonksiyonel bir ev düzeni yaratmıştır. Burada simetri önemli bir rol oynamaz. Odalar fonksiyonel olarak ayrılmamıştır, ihtiyaca göre kullanılır. Bu nedenle evin planında eşyanın, sandık ve yatakların konması için yüklükler, dolaplar önemli bir yer tutar. Anadolu’da evlerin stan-dartlaşmış elemanları olmakla beraber, grup halinde yan yana gelme nitelikleri de vardır. Evin bu özellikleri evin biçimini de etkiler. Dışarıda alt ve üst katlar arasındaki doluluk ve boşluk oranları arasındaki kontrast, üst katı taşıyan payandaların strüktürel görünüşü,.bahçe ve avlu tarafında gölgeli hayat ve revaklar, açıktan çıkan merdivenler Türk evi için karakteristiktir. Evin içinde ocak ve dolaplar, küçük duvar nişleri dekoratif ilgiyi üzerlerinde toplarlar. Ahşap tavanlar çoğu kere basit bir bindirme tekniği, biraz oyma, bir çevre suyu, ya da bir göbekle süslenir. Odalarda giriş kısmını ayıran seki ve bazen yerli yapılan sedirler yaygın olarak kullanılan elemanlardır. Bu yeni ev geleneğinin Hımış (ahşap strüktür+kerpiç dolgu) sadece kerpiç, ahşap ve taşımalzemeyleuygulanmış örnekleri henüz Anadolu şehirlerinde yaşamaktadır. Hımış inşaat Batı Anadolu’da, Marmara Bölgesi’nde, Orta Anadolu’nun kuzey kuşağında kullanılır (Safranbolu, Kütahya, Kula, Bursa vb.) Orta Anadolu kerpici esas malzeme olarak kullanır (ilginç bir uygulama örneği olarak Darende’nin Balaban’nahiyesi gösterilebilir). Ahşap yapı genellikle Kuzey Anadolu’da bulunmaktadır. Taş, Doğu Anadolu’da (Bitlis, Erzurum vb.) ve Kayseri, Niğde bölgesinde kullanılır.Bu yaygın çok eski kökenli ev geleneğinin yanı sıra istanbul çevresinde ve onun etkisiyle bazı şehirlerde birahşap ev tipi ortaya çıkmıştır. Geçen yüzyıl sonunda ve bu yüzyıl başında yapılmakta olan bu evler, konaklar ve yalılar herhalde Anadolulu elemanlarla beraber, Batıdan gelmiş özelliklere de sahiptir. Bunlarda görülen orta salonlu simetrik planlar, oval hacimler, simetrik büyük merdivenler, cephelerdeki pilastır (duvar çıkıntısı) düzenleri, Batı klasizminin Türkiyedeki etkilerini yansıtır. Özellikle istanbul’un büyük konak ve yalılarında görülen gelişmenin Lale devrinde istanbul’da başladığı düşünülebilir. Bu sırada III. Ahmet, Damat ibrahim Paşa ve çevrelerindeki devlet büyüklerinin, Paristeki Büyükelçisi Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Fransız saray ve köşklerini anlatan ve belki de istanbul’a intikal ettirdiği bilgilerle Kâğıthane’de ve Boğaz kıyılarında Onbeşinci Louis devri Fransız Rokoko mimarisinin taklitleri görülmeye başia-mıştı. Nitekim I. Mahmut çağında istanbul’a gelen Fransız sanatkârlarının Türk sanatına yeni bir üslup getirdiğini biliyoruz. Saray çevrelerinin bu yeni eğilimi, yakın zamanlara gelene kadar süren sivil mimari çağını açmış olmalıdır. Başkentin bu zengin konutlarının prototipinin Batıyla Doğu geleneklerini birleştiren Aynalıkavak Kasrı olduğunu belirtmiştim, istanbul’da özellikle Boğaziçi’nde bugün çok az örneği kalmış olan yalı ve köşkler, bu eşsiz sivil mimari geleneğinin temsilcileridir.”
Ansiklopedimizin içinde Google destekli arama yapın.
.
You can leave a response, or trackback from your site.
Sağlık Ana Sayfa
Biyografiler
Akademisyenler,
Antropologlar (İnsanbilimciler),
Arkeologlar
Askerler >
Besteciler
Bilim Adamları
Biyologlar
Coğrafyacılar
Dansçılar
Denizciler
Devlet Adamları - Politikacılar
Dilbilimciler
Din Adamları
Diplomatlar
Doğa Bilimciler
Düşünürler
Edebiyatçılar
Eğitimciler
Ekonomistler
Felsefeciler
Fizikçiler
Fotoğrafçılar
Gazeteciler
Gezginler
Gökbilimciler
Gravürcüler
Heykeltraşlar
Hukukçular
İktisatçılar
İmparatorlar-Hükümdarlar
İş Adamları
İstatistikçiler
Karikatürcüler
Kaşifler
Kimyagerler
Koreograflar
Mankenler
Matematikçiler
Mimarlar
Minyatürcüler
Mucitler
Mühendisler
Müzisyenler
Oryantalistler
Osmanlı Padişahları
Pilotlar
Psikologlar
Ressamlar
Şairler
Sanatçılar
Sanatkarlar
Sendikacılar
Seramik Sanatçıları
Sinemacılar ve Tiyatrocular
Sosyologlar (Toplumbilimciler)
Sporcular
Araba Yarışçıları
Futbolcular
Tarihçiler
Tıpçılar
Veterinerler
Yazarlar
Yöneticiler
Yönetmenler
Toplum ve Yaşam
Toplum
Millet
Aile
Antropoloji
Hayvanlar
Sosyoloji
Cinsellik
Ev
Evlilik
Felsefe
Aşk
Biyografiler
Bilim ve Teknoloji Bilim
Bilgisayar
Bilim
Kurgu
Matematik
Aritmetik
Arkeoloji
Biyoloji
Bilim Adamları
Bilişim
Ekonomi
Fizik
Yıldızlar
Astronomi
Uzay
Arkeoloji
Jeoloji
Nükleer
Enerji
Kimya
Zooloji
Mantık
Pedagoji
Enerji
Elektronik
Elektrik
Telekomunikasyon
Teleskop
Ses
Tıp
Tarım
Kültür
Kültür
Dil
Tarih
Edebiyat
Eğitim
Felsefe
Adet
Müze
Müzik
Mitoloji
Basın
Spor
Sinema
Tiyatro
Coğrafya
İklim
İlçeler
İller
Biyocoğrafya
Din
ilahiyat
Allah
Musevilik
Hristiyanlık
Kuran-ı Kerim
Mitoloji