Eski çağlarda ilkel kavimlerde çocukların eğitimi ana-baba, aile, din adamlarınca biçimlendirilirdi. Bu üçlü, çocuğa toplumun gelenek ve göreneklerini (adet) öğreterek onu yetiştirip eğitirlerdi. Eğitim tarihinin başlangıcını tarih biliminin yöntemlerine göre tam olarak saptamaya olanak yoktur. Bununla birlikte, tarihsel belgelerden öğrenilebildiği kadarıyla Asya‘da Mezopotamya ve Eski Mısır’da ilk kurulan eğitim amaçlı okullar tapınaklara bağlı olarak etkinlik gösteriyorlardı. Bu okullarda, o toplumun inancı (dini), yazı, matematik, edebiyat gibi konuların öğretildiği sanılıyor. Eski Yunan’da İsparta‘da erkek çocuklar yedi yaşından sonra genel kışlalara alınır, burada kendilerine koşu, disk ve mızrak atma, atlama, güreş, kişisel dövüş öğretilerek birer savaşçı olarak yetiştirilirlerdi. Atina‘daysa çocuklara paralı okullarda müzik, dans, edebiyat, tarih dersleri verilirdi. Roma’da eğitim tarih, güzel söz söyleme sanatı olan nutuk (hitabet), hukuk, tarih ve edebiyat ağırlıklıydı. İS 3. yy’da Hıristiyanlık Roma’nın resmi dini olduktan sonra aile dışında eğitim kilise ve manastırlara bağlı dinsel okullarda verilmeye başlandı. Bu tür okullarda dinsel eğitimin yanı sıra dilbilgisi, güzel söz söyleme sanatı (hitabet), matematik, astronomi, müzik dersleri de verilirdi. Ortaçağ’da, Rönesans’a kadar (15. yy) Eski Yunan’ın akılcılık yöntemi bir kenara bırakılarak salt dinsel ağırlıklı, skolastik bir eğitimin uygulanışı, özellikle deneyli bilimlerde (pozitif bilimler) gerilemeye yol açtı. Bunun dışında, Ortaçağ’ın bir özelliği de eğitimden yalnızca egemen sınıfın çocuklarının yararlanabilmesi oldu. Çünkü İS 476-1453/1492 yılları arasındaki sürede Batı’da erkek çocuklar altı yedi yaşlarında babalarına işlerinde yardım etmeye başlarlar, 11 yaşlarına gelince bir ustanın yanına çırak verilerek günde 12-14 saat çalışır, 14 yaşlarına geldiklerinde kendi yaşamlarının sorumluluğunu yüklenirlerdi. Kız çocuklarıysa 6-7 yaşlarında çalışmaya başlar, ev işlerine yardım ederler, daha küçük kardeşlerine bakarlar, böylelikle ilerisi için annelik ve ev kadınlığı eğitimi görmüş olurlardı. Zaman ilerledikçe düşünürlerin çoğu eğitim konusu üzerine eğilip bu konuda yeni ve değişik görüşler ortaya attı. Bohemya-Moravyalı bir papaz ve okul müdürü olan J. A. Comenius (1592-1670) 17. yy’ın ortalarında okullarda uygulanmak üzere yaygın öğretim programı hazırladı. Program, altı yıl sürecek ve kızlarla erkekler birlikte okuyacaklardı (karma eğitim). Comenius’un bu programı ancak 200 yıl sonra uygulama alanına konulabildi, ingiliz filozofu John Locke’un (1632-1704) Thoughts ol Education (Eğitim Üzerine Düşünceler) ve onun izleyicisi Helvetius’un (1715-1771) De /’ Homme, de ses Facultes Intellectuelles et de son Education (insan, insanın Zihin Yetileri ve Eğitimi Üstüne) adlı eserlerinde ortaya attıkları yeni görüş ve düşünler Fransız İhtilali‘nin getirdiği yeni düşüncelerle birlikte toplumdaki eğitim (özellikle laik eğitim) anlayşışında köklü değişiklikler yarattı. Jean-Jacques Rousseau 1762′de yayımlanan Emile adlı eserinde doğaya dönük bir eğitim sistemi önererek, doğanın çocuğun tek eğiticisi olduğu savını ortaya attı. Rousseau’nun izleyicisi isviçreli eğitimci Heinrich Pestalozzi (1746-1827) kuramını deneylere dayanarak geliştirdi. Özellikle öksüz ve bırakılmış çocukların eğitilmeleri konusuyla uğraştı. Akıl, el ve yüreğin uyum içinde gelişmesini öngördü. Eğitimle ilgili görüşleri birçok öteki eğitimcilerin görüşlerinden daha fazla benimsenerek yaygınlık kazandı, italyan hekim ve eğitimbilimcisi Maria Montessori (1870-1952) Montessori Yöntemi olarak adlandırılan felsefesinde çocukların eğitimleriyle ilgili oldukça kesin öneriler öne sürdü. Ona göre, eğitim süreci, çalışmayla oyunu birleştirici etkinliklerle sürdürülmelidir. Kendi adıyla anılan bu yöntem, teknoloji çağında nesneler dünyasına duyulan ilgiyi artırır. 19. yy’dan başlayarak eğitim bir ülkenin toplumsal, ekonomi sorunları gibi başta gelen sorunları arasında yer aldı. Devlet, aile, din kurumlarıyla birlikte özel birçok kurum ve kuruluş da eğitimle ilgilendi Okulların (ilk, orta, lise, yüksek okul, üniversite) yanı sıra kültür ve sanat dernekleri, müzeler, gençlik kuruluşları, spor kulüpleri vb. de eğitim alanında rol sahibi oldular. Aile eğitimi, laik ya da dinsel okul eğitimi, toplumsal ortam eğitimi, çeşitli öteki kurumların eğitiminin yanına çağdaş haberleşme araçları yoluyla (kitap, dergi, gazete, sinema, radyo, televizyon) yapılan eğitim de katıldı. Birçok ülkede karma eğitim uygulamasına geçildi ve ilköğretim zorunlu kılındı. Çocukların yanı sıra kadın-erkek, yetişkinlerin eğitilmesine önem verildi. Teknolojinin gelişmesi, yeni bilgi alanlarının oluşması eğitim kavramının daha da büyüyüp çeşitlenmesine, dallarının çoğalmasına yol açtı.
Orta Asya‘da Türkler çocukları ve gençleri öteki göçebe kavimlerde olduğu gibi özellikle savaşçılık, avcılık konusunda eğiterek onlara binicilik, silah kullanma ve avcılık öğretirlerdi, islamiyetin kabulünden sonra bunların yanı sıra bütün islam ülkelerinde olduğu gibi dinsel eğitime de önem verildi. Selçukluların ilk kuruluş yıllarından başlayarak çevreye ve gereksinime göre açılan birçok medresede dört mezhepe (Hanefi, Hanbeli, Mâliki, Şâfi) bağlı bilgin ve öğrenciler bir arada eğitim işlerini yürüttüler, ilk medreselerin Belh ve Buhara’da eski Budacı Viharalarından esinlenerek kurulduğu sanılıyor. Selçuklu sultanları, bilim ve eğitime büyük önem verdiler. Alpaslan (Alp Arslan) kendi özel gelirinin onda birini bilginler ve medreseler için ayırmıştı. Tuğrul Bey‘den başlayarak Selçukluların egemen oldukları her yerde cami, medrese, kitaplık, tıp okulu, hastane vb. vakıf yoluyla yapıldı. Medreselerin devlet eliyle açılması, eğitim, öğretim ve öğrenimin parasız olması, Selçukluların eseriydi. Medreselerde dinsel bilgilerin yanı sıra riyaziyat (matematik), heyet (astronomi) tıp ve felsefe gibi bilimler de okutuluyordu. Medreselerin zengin kitaplıkları vardı. Daha sonraları tıp öğrenimi medreselerden çok dönemin büyük hastanelerinde (Bimaristan, Daruş-şifa) yapılmaya başlandı. Astronomi içinse Melik Şah döneminde İsfahan ve Bağdat‘ta büyük gözlemevleri kuruldu. Atabey Nurettin’in önayak olmasıyla hastanelerin yanında yetim ve öksüz çocuklar için okullar da kuruldu. Selçuklu Devleti, bir yandan eski bir Hıristiyan ülkesinde kurulduğu, öte yandan da nüfusun çoğunluğunu oluşturan göçebe Türkmenler ilk zamanlar yüzeysel bir biçimde islamlaştığı için, eğitime büyük önem verdiler, islam din ve kültürünü güçlendirmek, yaymak, benimsetmek amacıyla büyük çabalar harcandı. Sultanlar Doğu’dan bilim adamları, hukukçular, tıpçılar, şairler ve sanatçılar getirterek, onların buyruğuna medreseler, tekke ve zaviyeler, hastaneler verdiler. Anadolu Selçukluları dönemindeki bu etkinlik, bu’ kadar geniş kapsamlı olmamakla birlikte, Anadolu Beylikleri döneminde de sürdü. Medrese eğitimi geleneği Osmanlı imparatorluğu döneminde daha da yaygınlaştı ve gelişti. Bunun dışında Yeniçeri Ocağı, Ahi birlikleri, esnaf loncaları, tekke ve zaviyeler de birer eğitim kurumu niteliğinde işlevlerini sürdürdü, ilköğretim, Cumhuriyet’in ilk yıllarında (3 Mart 1924) Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) yasası çıkıncaya kadar Sıbyan ve Mahalle Mektepleri ile yürütüldü, imparatorluğun din yapısına uygun olan ulema sınıfına (din, hukuk ve eğitim görevlileri) eleman yetiştiren medreselerden başka Fatih Sultan Mehmet döneminde Enderun açıldı. Enderun, yüksek düzeyde bir saray okulu niteliğindeki eğitim kurumuydu. Böylesine bir okulun açılmasıyla imparatorluğa üst düzeyde yöneticiler ve devlet adamları yetiştirilmesi amaçlandı. Tanzimat‘tan (1839) önce, yenileşme ve Batılılaşma süreci içinde, orduyu güçlendirip çağdaşlaşmak, yetenekli ve nitelikli subay yetiştirmek amacıyla Mühendishane-i Bahrii Hümayun (1795), Mühendishane-i Berri Hümayun, Tıphanei Amire (1827), Mekteb-i Ulûmi Harbiye (1834), Mızıkayi Hümayun gibi yüksek düzeyde eğitim kurumları etkinliğe başlamıştı. Tanzimat’tan sonra bu okullara öğrenci yetiştirmek amacıyla ortaöğretim düzeyindeki rüştiye ve idadi okulları açıldı. Yeni okullar 1846′ da Mekatibi Umumiye Nezareti adıyla kurulan, 1856′da Maarifi Umumiye Nezareti adını alan Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. 1848′de Darülmuallimin (ilköğretmen Okulları), 1860′ta Mithat Paşa‘nın çabasıyla sanat okulları, 1868′de Darülmuallimini Sıbyan açıldı. Aynı yıl sıbyan mekteplerini çağdaşlaştırmak için Maarifi Umumiye Nizamnamesi yürürlüğe girdi ve bu tür okullarda dinsel derslerin yanında Osmanlıca, matematik gibi dersler de okutulmaya başlandı. 1859′da kurulan Mektebi Mülkiye-i Şahane (SBF) ve 1868′de kurulan Galatasaray Mektebi Sultanisi (Lisesi) rüştiye ve idadilerle birlikte devletin sivil görevli gereksinimini karşılıyordu. 1870′ten sonra sıbyan okullarıyla birlikte daha çağdaş ve laik ağırlıklı eğitim veren Usuli Cedide Mektepleri’nin (Mektebi iptidai) sayısı giderek çoğaldı.Tanzimat’tan sonra imparatorluğun eğitim yaşamına giren bütün yeni okulların masrafı devletçe karşılandı. Medreseler ise vakıflarla yaşamını sürdürdü. Tanzimatla birlikte eğitim konusuna getirilen yenilik; ülkede dünya görüşleri, yaşam anlayışları birbirinden ayrı iki aydın sınıf yarattı: çağdaş okulları bitirenler, medreseleri bitirenler. Bu iki sınıf arasındaki savaşım gizli ya da açık bir biçimde Cumhuriyet dönemine kadar sürdü, ikinci Meşrutiyet ile (1908) birlikte her alanda olduğu gibi eğitim alanında da yenileşme çabaları görüldü. Tahsil-i iptidai Kanun-u Muvakkati (ilköğrenim Geçici Yasası, 1912) yürürlüğe konarak ilköğretim parasız ve zorunlu kılındı. Darülfünun’ da kızların okuyabilecekleri inas Darülfünunu açıldı. Batı ülkelerinden öğretim üyeleri getirtilerek üniversitenin güçlenmesi için çaba gösterildi. Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında TBMM Hükümeti ilk Eğitim Bakanlığı’nı Maarif Vekâleti adıyla 2 Mayıs 1920 de kurdu. Dinsel ve ulusal eğitimle bu bakanlık görevlendirildi. 3 Mart 1924′te Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) yasası yürürlüğe girince medreseler kapatıldı, dinsel eğitimin yerini laik eğitim aldı. Programlar bu doğrultuda değiştirildi. Okulların tümü Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Mustafa Necati‘nin Maarif Vekilliği (Eğitim Bakanlığı) sırasında bakanlığın örgüt dizgesi değiştirildi ve Maarif Eminlikleri, Talim Terbiye Dairesi ile Sağlık Dairesi kuruldu. Okullarda karma eğitime geçildi. 1928′de Harf Devrimi‘nden sonra okuma yazma bilmeyenlerin kısa sürede okur yazar olmalarını sağlamak amacıyla Millet Mektepleri açıldı ve yapılan uygulama başarıyla sonuçlandı (aynı uygulama yıllar sonra 1983′ te Okuma Yazma Seferberliği adı altında yeniden yapıldı). 1935′ten sonra köy ilkokullarının öğretmen gereksinimini karşılamak amacıyla askerliklerini çavuş olarak yapanlardan seçilen eğitimcilerden yararlanma yoluna gidildi. 17 Nisan 1940′ta çıkarılan bir yasayla kurulan Köy Enstitüsü etkinliğini 1954′e kadar sürdürdü (bak. Köy Enstitüleri). Ülkeye ulusal endüstrinin gerektirdiği insan gücünü yetiştirmek amacıyla teknik ve meslek eğitimi veren okulların türleri ve sayıları giderek çoğaltıldı. 1950′de DP’nin (Demokrat Parti) iktidara gelmesinden sonra ilk, ortaokul ve liselere önce seçmeli olarak konulan din dersleri zamanla zorunlu dersler arasına alındı ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adıyla okutulmaya başlandı. Buna koşut olarak Kuran Kursları, imam Hatip Okulları açıldı, imam Hatip Okullarının sayısı hızla arttı (1978′de 334′e yükselmişti).
Türkiye’de eğitim dizgesi yasayla üç evreden oluşan eğitim kurumlarınca yürütülür: ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim. 4-6 yaş arasındaki çocukların gittikleri okulöncesi kurumların (anaokulu, yuva, kreş) işlevi, çocukları ilköğretime hazırlamaktır, ilkokullarda 6-11 ya da 7-12 yaş grubu öğrenim görür, süresi beş yıldır ve her Türk yurttaşı için parasız (devlet okularında) ve zorunludur.
Ortaokullar üç sınıflıdır. Bu okulları bitirenler 3 ya da 4 sınıflı lise, kolej, meslek teknik okullara girebilirler. Yükseköğrenimse üniversiteler ve yüksekokullardan oluşur. Öğrenci sayısının çok artması ve öğrenim kurumlarının yetersiz kalması nedeniyle son yıllarda Türkiye’de giriş sınavlarında yeterli puan alabilenler yükseköğrenim kurumlarına girebilmektedirler.Türkiye’de özellikle 1970′li yıllarda plansız okul açılması, ikili ve üçlü öğretim, öğretmen ve öğretim araçlarının yetersizliği, iktidarların isteği doğrultusunda ders kitaplarının sık sık değiştirilmesi gibi nedenlerden ötürü ortaöğrenim alanında amaçlanan (Bimaristan, Daruşşifa) yapılmaya başlandı.
Ortaokullar üç sınıflıdır. Bu okulları bitirenler 3 ya da 4 sınıflı lise, kolej, meslek-teknik okullara girebilirler Yükseköğrenimse üniversiteler ve yüksekokullardan oluşur. Öğrenci sayısının çok artması ve öğrenim kurumlarının yetersiz kalması nedeniyle son yıllarda Türkiye’de giriş sınavlarında yeterli puan alabilenler yükseköğrenim kurumlarına girebilmektedirler.Türkiye’de özellikle 1970′li yıllarda plansız okul açılması, ikili ve üçlü öğretim, öğretmen ve öğretim araçlarının yetersizliği, iktidarların isteği doğrultusunda ders kitaplarının sık sık değiştirilmesi gibi nedenlerden ötürü ortaöğrenim alanında amaçlanan düzeye ulaşılamadı. Aynı dönemde yükseköğrenimdeki sıkışıklığı önlemek için uygulanan mektupla öğretim ve Yay-Kur’dan da başarılı bir sonuç elde edilemedi (bak. Açıköğretim Fakültesi). Türkiye Cumhuriyeti Anayasası‘nın (1982) 42. maddesi eğitimle ilgili olarak “Eğitim ve öğretim hakkı” başlığı hakkında şu hükümleri ortaya koymuştur: “Kimse, eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğretim hakkının kapsamı kanunla tesbit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve Atatürk inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasa‘ya sadakat borcunu ortadan kaldıramaz, ilköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır. Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı oldukları esaslar devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir. Devlet, maddi imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacıyla burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır. Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez. Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı dillerle yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tâbi olacağı esaslar kanunla düzenlenir.
Milletlerarası antlaşma hükümleri saklıdır. Anayasa’nın 24, maddesinde de din eğitimiyle ilgili olarak şu hüküm yazılmıştır:
Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.”
Çağımızda eğitim
Öğretim ve eğitimi kurallara bağlayan bir bilim kolu olan eğitimbilim, çağımızda çok gelişmiş, genişlemiş, çeşitlenmiş ve üst düzeye ulaşmıştır. Bu durum nedeniyle eğitim genel kavramının içine bu kavramla ilgili birçok yeni kavram girmiş, bilim adamları ve eğitimciler eğitimin yöntemini de geliştirip çağdaşlaştırmışlardır. Böylelikle çağımızda cinsel eğitim,çocuk eğitimi, dinsel eğitim, halk eğitimi, okulöncesi eğitim gibi konular özel olarak işlenmiştir. Çağımıza özgü yeni eğitim türlerinden biri de sürekli eğitim ve öğretimdir. Bu tür eğitim daha çok eğitici mesleklere (uzman eğiticiler, rehberler, toplumsal hizmet danışmanları) ve sağlık hizmetlerine (meslek eğitimi gösteren hastabakıcılar, laborantlar vb.(seslenir. Süresiz eğitim ise halk eğitiminin bir parçası olarak gelişip oluşmuştur. Bu terim, eğitimin gençlikle sınırlanmaması gerektiğini vurgular. Hızla gelişen bir toplumda insan yaşam boyu eğitilme gereksinimini duyar. Gazeteler ve iletişim araçları yoluyla kişilere ulaşan bilgi akımı, insanların yeryüzünde olagelen her şeye sürekli ilgi duyduklarını gösterir. Bilim, öylesine hızlı bir biçimde gelişmektedir ki, okulların ders programlan çağın gerisinde kaldığından, bu açığı kapatmak için bir takım ek kurslar gerekmektedir. Eğitim herkese tanınmış bir hak olduğuna göre, yaşamlarının daha önceki dönemlerinde bu olanaktan yoksun kalmış bulunanlara bekledikleri fırsatın verilmesi gerekli görülmektedir. Süresiz eğitim, normal okul programlarına göre daha çok konu içerir. Bu eğitimin yönelik olduğu gruplar (çalışan ya da işsiz erginler) çok çeşitli olduğu için, daha geniş kapsamlı, değişik konulara değinir. Üstelik süresiz eğitim yöntemleri birbirinden çok farklıdır. Bu tür eğitimin temel ilkeleri 1972′de UNESCO-Faure Komisyonu’nca şöyle belirlenmişti: “Nasıl yaşanılacağım öğrenmek odak noktasıdır.” Öğrenmek, eğitilmek insan bilincinin uyanmasına yönelik bir canlandırma işlemi olarak değerlendirilir. Bu, bir bakıma süresiz eğitimin yaşam boyu süreceğini gösterir. Günümüzde Birleşmiş Milletler’e üye olan 161, olmayan 21, toplam 182 ülkenin uyguladığı eğitimin en önemli ortak özelliği, laik ağırlıklı olmasıdır.
Ansiklopedimizin içinde Google destekli arama yapın.
Sağlık Ana Sayfa Biyografiler Akademisyenler, Antropologlar (İnsanbilimciler), Arkeologlar Askerler > Besteciler Bilim Adamları Biyologlar Coğrafyacılar Dansçılar Denizciler Devlet Adamları - Politikacılar Dilbilimciler Din Adamları Diplomatlar Doğa Bilimciler Düşünürler Edebiyatçılar Eğitimciler Ekonomistler Felsefeciler Fizikçiler Fotoğrafçılar Gazeteciler Gezginler Gökbilimciler Gravürcüler Heykeltraşlar Hukukçular İktisatçılar İmparatorlar-Hükümdarlar İş Adamları İstatistikçiler Karikatürcüler Kaşifler Kimyagerler Koreograflar Mankenler Matematikçiler Mimarlar Minyatürcüler Mucitler Mühendisler Müzisyenler Oryantalistler Osmanlı Padişahları Pilotlar Psikologlar Ressamlar Şairler Sanatçılar Sanatkarlar Sendikacılar Seramik Sanatçıları Sinemacılar ve Tiyatrocular Sosyologlar (Toplumbilimciler) Sporcular Araba Yarışçıları Futbolcular Tarihçiler Tıpçılar Veterinerler Yazarlar Yöneticiler Yönetmenler
Toplum ve Yaşam Toplum Millet Aile Antropoloji Hayvanlar Sosyoloji Cinsellik Ev Evlilik Felsefe Aşk Biyografiler
Bilim ve Teknoloji Bilim Bilgisayar Bilim Kurgu Matematik Aritmetik Arkeoloji Biyoloji Bilim Adamları Bilişim Ekonomi Fizik Yıldızlar Astronomi Uzay Arkeoloji Jeoloji Nükleer Enerji Kimya Zooloji Mantık Pedagoji Enerji Elektronik Elektrik Telekomunikasyon Teleskop Ses Tıp Tarım
Kültür Kültür Dil Tarih Edebiyat Eğitim Felsefe Adet Müze Müzik Mitoloji Basın Spor Sinema Tiyatro Coğrafya İklim İlçeler İller Biyocoğrafya
Din ilahiyat Allah Musevilik Hristiyanlık Kuran-ı Kerim Mitoloji
