Dirimbilim (biyoloji) açısından bir hayvan olan insan, türsel gelişiminin son aşamasında araçlar yaparak gücünü artırmış, dili yaratarak toplumsal yaşamını sağlamıştır. Doğa yasalarını dileğine uygun biçimde kullanmayı bilmek yaşamı kolaylaştırır; doğa güçlerini çıkarına göre yönetmek isteği de ilkel büyü, sihir ve din törenlerini gerektirir. Sanatın varlığını açıklamaya çalışan çeşitli görüşlerin (içgüdü kuramı, ortak emek kuramı, çıkarsız eylemler ve oyun kuramı) birleştiği nokta, bütün sanat ürünlerinin (şiir, müzik, dans, tiyatro, resim, heykel) başlangıcında toplumsal bir kaynaktan doğan din duygusuyla sihir ve büyü törenlerinin varlığıdır.Ne var ki klandan sonraki ilk toplumlarda hemen güç ayrımı başlar ve insanlar sınıflara bölünürler. Toplumbilim (Sosyoloji), bize bunun aşamalarını göstermektedir. Ekonomi üstünlüğünü eline geçiren kişiler, sanatın büyüsünü kendilerini yücelten bir gerekçe olarak kullanmakta gecikmez. Önceleri ‘bütün insan soyu eşit gibi görünürken ilk doğan söylenceler (mitoslar ve mitoloji), bazı güçlere ayrıcalık tanır. Yunan mitolojisindeki kralların, büyük kahramanların, Tanrı soyundan geldikleri için hak sahibi olduklarını görürüz. Göktürk yazıtları (Orhun Kitabeleri) nde Bilge Kağan şöyle konuşur: “Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağan. Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insanoğlu kılınmış, insanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, istemi Kağan oturmuş. Zamanını Tanrı yaşar, insanoğlu hep ölmek için türemiş. Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağan, sözümü işittin…”
Sanat, böylece içinde yaşanan toplumun değer ölçülerine uygun nitelikler kazanır. Sözgelimi edebiyatın ilk türü de olağanüstü nitelikte kahramanları yücelten, yönetici sınıfların egemenliğinin doğallığını açıklayan epik şiirler, destan olur.
Sanatın amacı.
Amacı yaşamı kolaylaştırmak olan zenaatların yanı sıra amacı yaşamı güzelleştirmeye yönelen sanat uğraşına en eski insan toplumlarında bile rastlanmaktadır. Sesle, sözle, eylemle, renkle, biçimi hoşa giden biçimler yaratmak çabası” diye özetleyeceğimiz sanat çalışmasıyla insan, türüne özgü güzellik anlayışını karşılamış olur. Kuşkusuz sanat gereksinimi, içgüdüleriyle yaşayan hayvanlardan zeka ve dil yanıyla ayrılan insan türünün, kuşaktan kuşağa aktardığı uygarlık birikimiyle, doğaya karşı zaferler kazanarak yaşamasına kolaylıklar bulduğu aşamada doğmuş olacaktır. Bugün de böyledir bu; maddece yoksunluk içinde bulunan kişilerin sanat gereksinimlerinden pek söz edilemez. Bu ilke ile uygarlığın en çok geliştiği, insan yaşamının en çok rahatlaşıp kolaylaştığı çağ ve toplumlarda sanatın o oranda gelişme olanakları bulacağı yargısına varılır.
Sanat kuramları.
Sanatın güzellik kavramıyla ilgili olduğu bir duygu ve coşkudan yola çıktığı bellidir. Ne var. ki uygarlığın çeşitli aşamalarında güzellik kavramıyla ölçüsünün çağdan çağa, toplumdan topluma değiştiği, bundan ötürü sanat biçemleriyle değerlerinin sürekli bir oluşum içinde göründüğü de açıktır. Bu yüzden çeşitli estetik kuramları doğmuş; sanat tarihçileri, sanatın tek bir güzellik ülküsünün anlatımı olmadığını onaylatan değişik sanat ürünleriyle karşılaşmışlarlardır. ilk sanat eserleriyle genel anlamda Doğu sanatının, Bizans sanatının, eski Yunan beğenisine dayanarak gelişen Roma Rönesans-Batı sanatının güzellik ölçüleri ve ülküleri birbirine benzemez. Bundan ötürü içindeki güzellik eğilimini her alanda “hoşa giden biçimler yaratarak” karşılamaya çalışan insan (sanatçılar), yaşadığı doğa ve toplum çevresiyle kendisini koşullandıran daha önceki sanat ürünlerinin etkisinde demektir. Dış dünyayı algılayarak, izlenimlerini her alanda güzellikler yaratıp anlatırken (ifade ederken) hem çevresini hem kendisini ortaya koymuş olur sanatçı. Böylece her sanat eserinde toplumsal ve bireysel değer, ayırt edilmez bir kaynaşma halinde birlikte bulunur.
Sanatın etki ve yaygınlığı
Kullandıkları aracın evrenselliği açısından en yaygın ve etkili sanat herhalde müzik olmalıdır. Bir dilden bir dile çevrilme gereğini duymadan ve kolaylıkla çoğaltılıp tekrarlanarak yalnız müzik, olduğu gibi bütün insanlığa birden seslenebilir. Oysa bir resmin, bir heykelin, bir yapının sanat değerini yitirmeden çoğaltılmasının, herkese ulaşabilmesinin yolu yoktur; bunun için de etkileri ve yayılma güçleri o oranda eksik kalır.
Edebiyata özgü özellikler
Müzikten sonra en etkili ve yaygın sanat kuşkusuz edebiyattır. Gerçi bir toplumun özel diliyle yaratıldığı ve her şeyden önce onun duygu ve düşüncelerini ilettiği , daha doğarken ulusal bir kimlik taşır. Ama edebiyat eserleri, bir dilden diğerine değerini yitirmeden çevrilebilir, çoğaltılabilir, ulusallığı oranında evrensel bir nitelik taşıyarak, teknik araçların gelişip ucuzlamasıyla, her insana kendi köşesinde erişebilir. Müziğin; sezgiye, duygulanmaya, esinlenmeye dayanan etkisi yanında edebiyat eserleri düşünce, inanç ve ülkülere daha anlaşılır bir seslenmeyle ulaşır. Böylece edebiyatçılar edebiyat sanatçısı (şiir, öykü, roman, tiyatro yazarları) doğa ve toplum içindeki yaşantısının bireysel ve toplumsal izlenimlerini söz ve yazının en etkili ve güzel biçimleriyle anlatırken toplumları ve kişileri yetiştirip yönetmek gücüne en çok ulaşan sanatçı olur.
Sanatın amacı, sanat ürünleri yoluyla toplumsal yaşamda duygu ve düşünce ,beğeni ve inanç, ülkü ve coşku birliği yaratarak toplumu ortak ölçülerde kaynaştırmaktır. Sanatçının öncülüğündeki bu toplumsal anlatıma, bireyler kendi kültür ve beğeni ölçüleri oranında katılarak ortak sevgilerde birleşirler. Daha iyi, daha güzel, daha doğru bir yaşam ve insanlık ülküsünün paylaşılmasında sanat ve özellikle edebiyat en büyük sözcülük görevindedir. Çünkü öteki sanatların çoğu gibi soyut öğelerle değil, toplumun duygu ve düşünce yaşamının ortak ve ulusal dili ile ortaya çıkan edebiyat, en güçlü akımların yaratıcısı olur.
Uygarlık ölçütleri.
Bir toplumun uygarlık düzeyi, tarih boyunca yarattığı toplum kurumlarının değer toplamıyla ölçülür. Din , tüze (hukuk), aile, töre (ahlak), devlet, bilim, teknik, sanat ve kültür kurumları, âdetler, gelenekler… gibi bir toplumsal değer olan dil ve edebiyat da doğduğu çağın ve ulusun uygarlık üstünlüğünü belirlemeye yarar. Edebiyat sözü, aslında yalnız yazıya dayanan anlatım biçimini belirler. Oysa en eski ürünler; konuşmaya ve gösteriye dayanan anlatılardır. Destanlar, masallar, söylenceler (efsaneler), halkbilimini (folklor) oluşturacak her çeşit ürün; halkların ilkel yaratılarını yansıtan sözlü verimlerdir. Ama her toplum ilk fırsatta yaratılarını yazıyla saptamak eğiliminde olmuştur. Böylece ilkel mezar taşlarından başlayarak yazıtlar, anıtlar dikilmiş, kitaba daha sonra kavuşulmuştur (Edebiyat sözcüğü yerine Türk Dil Kurumu (TDK)’nca önerilen yazın sözcüğü; hem kök anlamı, hem türetme yolu bakımından doğru ve güzel olsa da günümüzde yeterince alışılıp yaygınlaşmamıştır). Bu yüzden her uygarlık kendi edebiyatını saptamak, başvurulacak bir kaynak haline getirmek ve edebiyatı elde tutabilmek için her anlatım aracından önce yazıya başvurmak eğilimindedir. ister kalıcı ister geçici, ister sanat kaygısından yoksun olsun, ister dar bir aydın çevresine, ister halk yığınlarına seslensin edebiyat, her zaman anlatmak istediklerini yazı işaretleriyle anlatır. Peki nedir anlatmak istediği? Bu soruya karşılık vermek için duyu, duygu, düşünce, düş (hayal), töre (ahlak), din, bilgelik ve deliliğin bütün alanlarını ele almak gerekir. Ama bu bolluk ve karmaşa arasında “insana seslenen insan, kendine görev olarak, insana gene insandan söz etmeyi seçer. Ama bu görevi seçerken, amacı bir çağın ayrıcalığına ya da bir benliğin özgünlüğüne sözcülük etmek değil, bir uygarlıktan başka bir uygarlığa geçişi sağlamak, en kalıcı ve evrensel yönleriyle çeşitli halk topluluklarını kaynaştırmak, yani insanı konu edinen edebiyatla, insanı daha da insanlaştırmaktır….” (P. Moreau).
Edebiyatın amacı, insanı insana anlatan, insana seslenen, insanı daha da insanlaştırmayı amaç edinen edebiyat eserleri belli bir toplumun özel diliyle yaratıldığı için önce onun duygu ve düşüncelerini iletir gibidir. Gerçekten bir edebiyat eseri için asıl sakınca, yerel ve bölgesel kalmaktır. Ama edebiyat eserleri bir dilden ötekine değerini yitirmeden çevrilebilir, çoğaltılabilir, ulusallığı oranında evrensel bir nitelik kazanabilir. Teknik olanakların artması, edebiyat eserlerinin herkese kendi köşesinde yetişmesini olanaklı kılmıştır. Bugünkü dünyadaysa edebiyatın bazı değerlerini kullanan sinema ve televizyonun daha yaygın yollardan kişilere ulaşması gerçekleştirilmiştir. Bütün sanat ürünleri, toplumsal yaşamda duygu ve düşünce, beğeni ve inanç, ülkü ve coşku birliği yaratmayı, toplumu ortak ölçülerde kaynaştırmayı amaç edinmiştir. İlkçağ destanlarından çağdaş sinemaya kadar değişmeyen özelliktir bu. Daha iyi, daha güzel, daha doğru bir yaşam ve insanlık ülküsünün paylaşılmasındaysa özellikle edebiyata büyük sözcülük görevi düşer. Fischer’in deyişiyle “toplumsal ilişkilere ışık tutmak, yoğunlaşan toplumlardaki insanları aydınlatmak, insanların toplumsal gerçekleri tanıyıp değiştirmelerine yardım etmek görevi…” edebiyata düşen bu büyük görev, kullandığı araç gerecin büyüklüğünden ileri gelir.
Edebiyat ve Dil:
Gerçekten insanlığın; ortak duyarlıklarla düşüncelerde, ülkülerle coşkularda, inançla eylemlerde birleşebilmesi, onların bütün maddi ve manevi dünyalarının ifade aracı olan dille olanak içindedir. Ulusal ve yerel dillerinse, çeviriler ve açıklamalarla, ortak bir insanlık dili haline ‘gelişi olanaksız değil. Bu bakımdan başka sanatların soyut anlatım araçlarına göre bir ulus dilinin zenginliği, edebiyatın etkisini alabildiğine artırır. Tarihte toplumların dillerini bulamamaları, yanlış yollarda ayrılmaları durumuysa edebiyatlarının da zayıflaması sonucunu doğurur (Osmanlı toplumunda Halk edebiyatı ve Divan edebiyatının ayrılışı, önce dil yüzündendir; zamanla öteki öğeleri kapsar). Uygarlık düzeyi, yaratılan toplumsal kurumların değer bileşkesi olduğu için, dil ve edebiyat da doğduğu çağın ve ulusal uygarlık özelliklerinin kesin bir belgesidir. Ortak bir insanlık ülküsünde birleşebilme aşaması, herhalde ulusal övünçlerin eşitliğinde olacaktır. Çağdaş dünyada her ulusun öteki halkların dil ve edebiyat değerlerine açılması ise, bu ülküye yaklaşılmasının güzel işaretidir.
Edebiyat sözcüğü dilimizde Tanzimat edebiyatı döneminden bu yana, aşağı yukarı yüz yıldır kullanılmaktadır. Eskiden ya kısaca “şiir ve inşa” denerek nazım ve nesir belirtilir; ya belagat, ilm-i belagat sözü kullanılırdı. Belâgatçilere göre ilm-i edeb: Doğru, etkili, güzel söyleme ve yazım kurallarını öğreten bilgi idi. Edeb sözünün Arapça kök anlamıysa töre (ahlak iyiliği), eğitim (terbiye), incelik, görgü, usluluk (Sözcüğün kök anlamı, bazı yazarlarımızda, edebiyatın da aynı amaca hizmet etmesi ilkesini yaratmış; örneğin Şinasi bir tartışmada edebiyatı, “insanlara terbiye ve ahlak öğreten fen ve marifet” diye tanımlamıştır. Bütün sanatların özünde insanı, duygu, düşünce, bilgi, görgü, sezgi, anlayış sevgi bakımından daha iyi, daha ergin bir kişiliğe götürme gücü olduğu düşünülürse bu yorum pek de yadırganmamalıdır.)
Eski anlayışın ölçülerini belirtme bakımından şu özel kullanımlara dikkat edebiliriz.
Edeb-i kelâm: Söz inceliği, ayıp ve çirkin sayılan şeyleri daha dolaylı ve ince şekilde anlatma yolu. Edeb-âmuz:Terbiye öğretici, mürebbi, muallim.
Edeb-hane: Ayakyolu, aptesthane. (19. yy içinde belagat anlayışıyla yeni edebiyat ölçüsü birlikte yaşamış, bu konuda yazılan eserler doğu-batı kaynaklarını ilke sayan iki ayrı görüşü belirtmiştir: Ahmet Cevdet Paşa- Belâgat-i Osmaniye, 1881 – Recaizade Ekrem – Talim-i Edebiyat, 1879.) Edîp sözcüğü hem edepli, terbiyeli, zarif, nazik kişi anlamında, hem edebiyatla uğraşan sanatçı, edebiyatçı,yazar karşılığında kullanılmış; doğal bir çağrışımla edebiyat eserlerinin de ahlaka, terbiyeye, inceliğe hizmet etmesi beklenmiştir. Bu açıdan gerçekçi yazarların eserleri, edebiyatı eski anlayışla yorumlayanlarca gereksiz, çirkin, kaba ve rahatsız edici bulunmuş; bizim edebiyatımızda gerçekçilik zor alışılan bir akım olmuştur. Sanat değeri taşıyan dil (söz ve yazı) ürünleri, edebî eserlerdir. Edebi sıfatı, hem edebiyatla ilgili bulunmayı, hem edebiyat sanatının ürünü olmayı niteler.
Bu anlamda edebiyat sözü, Tanzimat’ tan sonra yüz yıl içinde, şu anlamlarda kullanılacak biçimde genişlemiş olur;
A) Söz ve yazıyla (dille) güzel sanat eserleri yaratma yolu (Edebiyat Sanatı)
B) Sanat değeri taşıyan bütün sözlü ve yazılı ürünler (Edebiyat Tarihi)
C) Söz ve yazı sanatının yol, yöntem, araç ve kurallarının tümü (Edebiyat Tekniği)
D) Sözlü ve yazılı edebî eserlere dayanarak (metinler) edebiyat sanatının bilgi ve kurallarını öğreten, bu yolla belli bir dil kültürü ve sanat beğenisi kazandırmaya çalışan düzence disiplin (Edebiyat Dersi).
Edebiyat sözcüğünün yanlış anlamları.
Edebiyat sözünün halk içinde yerleşmiş ters bir anlamını da anımsamalıyız. “Edebiyat yapmak,” bir konu üzerinde gereksiz ve boş sözler söylemek, düşünceleri yalın ve duru anlatmayıp süslü ve gösterişli yollara sapmak anlamında küçümsenen bir davranış olarak nitelenmiştir. Burada halkın sağduyusunun; sanatçıların yanlış eğilimlerini, yaşam gerçeklerinden uzaklaşmış bencil yönsemelerini, halk dilinden ve beğenisinden uzak düşmüş süs ve gösteriş yanlışlarını yargılayan bir tutum görüyoruz.
Bilindiği gibi yüzyıllarca söz ve yazı sanatının asıl amaçlarını unutarak özden çok biçimle uğraşan gelenekçi ve kalıpçı bir edebiyat anlayışı yakın zamana kadar sürmüş, belâgatçiler konularını alabildiğine genişleterek sayısız ayrıntıda kurallar ve ilkeler yaratmışlardır. Servet-i fünun topluluğunun, abes muktebes sözcüklerinin uyaklı (kafiyeli) sayılıp sayılmayacağı konusundaki bir tartışmadan doğduğunu anımsayabiliriz. Bu gelenek titizliği, ancak kısa bir süre önce yıkılmış, sanatçının bağımsız beğenisi ve gerçekçilik tutumu öne geçmiştir. Dilimizin yalınlaşması yanı sıra edebiyatçıların konularını yaşam gerçeklerinden alma ilkesi yerleşince, bazı yazarların “Asıl edebiyat, edebiyatsızlıktır” diye formülleştirdikleri bir yöntem doğmuş olur. Bu; süslemeden çok yalınlığa değer vermek, özle biçimi uyumlu bileşimlerde değerlendirmek, azınlığa değil çoğunluğa yönelmek… bu yolla açık, sağlıklı, bağımsız bir sanatçı özgürlüğünün verimlerine ulaşmak anlamına gelir. Şimdi artık kimse “edebiyat yapmak” özentisinde değildir. Edebiyatın kapsamı. Ernst Fischer şöyle der: “Alınyazısı dünyayı değiştirmek olan bir sınıf için sanatın görevinin büyülemek yerine aydınlatmak, eyleme itmek olması ne denli doğruysa, sanatta büyünün payının da bütünüyle bir yana bırakılamayacağı o denli doğrudur. Çünkü özündeki büyüden yoksun oldu mu, sanat sanat olmaktan çıkar. Gelişiminin bütün dönemlerinde, ağırbaşlıyken de, inandırırken de, abartırken de, anlamlıyken de, anlamsızken de, düşleri işlerken de, gerçekleri iletirken de büyünün her zaman bir payı olmuştur sanatta. Sanat, insanın dünyayı tanıyıp değiştirebilmesi için gereklidir. Ama salt özünde taşıdığı büyü yüzünden de gereklidir sanat..” Burada büyü sözünü; bir edebiyat eserine incelik, güzellik, etkililik, güçlülük, büyüklük, hayranlık verme özelliklerini kapandıran her şey anlamına almalıyız. O zaman edebiyat eserlerindeki sanat gücünün kurallarını, yollarını, o sanat ürünlerini inceleyerek açığa çıkaran bir bilgi dalı doğmuş olur:
Edebiyat Bilgileri.
Bu durumda yukarda edebiyat sözcüğünün çeşitli anlamlarını sıralama işini, bir başka açıdan, yinelemek gereği doğar: Söz ve yazıyla (dille) sanat eserleri yaratma işi, edebiyat sanatıdır ve edebiyatçıların işidir. Bir dille yazılmış ve yaratılmış bütün ürünleri inceleyerek bir ulusun edebiyat birikimi yoluyla uygarlık düzeyini ortaya koyan bilim, edebiyat tarihidir; tarih yöntemiyle çalışma koşuluyla edebiyatı incelemeyi, değerlendirmeyi nesnellikle ölçmeyi amaç edinen bilgin-yazar kişilerin işidir. Sözlü ve yazılı edebiyat eserlerinden seçilmiş parçalara (metinler) dayanarak bir ulusun dilini ve ulusal değerlerini eğitimde kullanma, dil ve edebiyat öğretmenlerinin yarına dönük en değerli çabalarıdır (edebiyat dersi). Söz ve yazı sanatının yol, yöntem, araç ve kurallarını derleyip sıralayan, öğretim aracı olarak hazırlayan örnekler de edebiyat üzerine çalışan denemeci, eleştirmen, araştırıcı yazarların işidir; sanatsal yaratıya giden zanaat uğraşını öğretip belleterek bazı yolları kolaylaştırırlar. Bunun için edebiyat maddesinin içerdiği pek çok konu, ansiklopedinin abecesel düzenine göre ayrı ayrı işlenerek okuyucu karşısına çıkacaktır.
En kalın çizgileriyle özetlemek gerekirse, bir ulusun, bir çağın, bir ülkenin edebiyatı (edebiyat tarihi özeti olarak) dilini ve yurdunu belirleyen maddede verilir: Türk Edebiyatı, Fransız Edebiyatı vb. Ayrıca bu büyük konunun ana bölümleri kendi adlarının özelliğinde genişletilir: Divan Edebiyatı, Halk Edebiyatı, Tanzimat Edebiyatı, Servet-i fünun Edebiyatı gibi. Bütün bu konuların özel adları (kişiler, eserler, akımlar, dergiler, topluluklar, eğilimler..) doğallıkla kendilerine özgü ayrıntılarla ayrı ayrı maddeler olarak sunulmaktadır: Namık Kemal, Cezmi, Vatan yahut Silistre, Tasvir-i Efkar, Yeni Osmanlılar, Birinci Meşrutiyet, İbret, Bundan sonra edebiyatın genel konuları gelir. Edebiyatta Anlatım Yolları (nazım, ölçü, vezin, uyak: kafiye, nazım şekilleri, tarihsel gelişim değerlendirmesiyle gerekli bütün ayrıntılar); Şiir (tanımı, değeri, nazımla ilişkisi, tarihsel gelişimi, konularca ayrımı, özel terimleri..); Edebiyatta söz sanatları ve anlam sanatları (eskilerin edebî sanat dediği bütün kullanım örnekleri), Edebiyatta Akımlar (tanımlar, niteliklerle insancılık (hümanizm), klasisizm, romantizm, gerçekçilik (realizm), doğalcılık (natüralizm) onları izleyen çeşitli eğilim ve topluluklar);
Edebiyatta Türler
(Anlatı türleri: destan öykü, roman, tiyatro edebiyatı oyun çeşitleri, düşünce yazıları, yardımcı türler); Yazma ilkeleri (diller ve özellikleri, kompozisyonun değeri ve amacı, gerekli terim bilgileri).Gerekliliği, değeri, tarihsel gelişimi, bugüne ulaşan etkisi ve ansiklopedi kavramı olması bakımından aranan her şey, bu ansiklopedinin sayfalarında, hem bağımsız madde olarak, hem bağlı bulunduğu aile içinde, hem ilişkisinde olduğu büyük konunun ufkunda bazı yinelemelerin vazgeçilmez yararına inanılarak ve bir genel kültür ansiklopedisinin amaçları doğrultusunda- aranıp bulunabilir. Ana ilkenin abecesel sıra olduğunu, göndermelere dikkat etmenin yararını, konuları birbirine bağlayarak bilgiyi büyütmenin en sağlam yöntem olduğunu unutmamak koşuluyla.
Edebiyat tarihi.
Ulusların kendi dilleriyle ortaya koydukları edebiyat ürünlerini, yaratıcı sanatçıların yaşamlarıyla kişilik niteliklerini, toplumun gelişim aşamalarıyla özelliklerini tarihsel oluşum içinde nesnel ve belgesel ölçülerde değerlendiren bilim. Bütün sanatlar gibi bireysel bir yaratı olan edebiyat, ulusun ortak diliyle doğduğu, her edebiyatçı içinde yaşadığı toplumunun bir parçası olduğu için, toplumsal bir olgu değerindedir. Bu yüzden toplumsal düzenin ve onun değişiminin bir gereği olarak dünya görüşü ve sanat anlayışı bakımından birleşen kişilerin eserleriyle ortaya koydukları ve sürdürdükleri ilkelerin toplumdan doğan tutarlılığa (edebiyat akımları: klasisizm, romantizm, gerçekçilik: realizm, doğalcılık: natüralizm, simgecilik:sembolizm, gerçeküstücülük: sürrealizm vb.) dikkat ederek, edebiyat eserlerini inceleyerek, H.Taine’in özetlediği gibi ırk, zaman, çevre etkilerinin bileşimini değerlendirerek bilimsel yargılara ulaşan edebiyat tarihi, bir ulusun uygarlık düzeyini belirleyen dallardan biridir.Türk Edebiyatı’nda bu tür bilimsel inceleme ve araştırma ürünlerine 19. yy’a kadar rastlanmaz. Zamanlarının ve öncekilerin kısa yaşam özetleriyle eser adlarını, çok genel niteleme satırlarıyla yetinerek özelliklerini belirten bazı tezkereler (tezkeretü’ş şuara: Şairler Tezkeresi) günlük notlar olmaktan öteye gidemez. Ortaöğrenimde yararlanılacak ilk ders kitapları (Abdülhalim Memduh ile (1888) Faik Reşat‘ın (1910) aynı adı taşıyan eserleri: Tarih-i Edebiyat-ı Osmaniye) kısa sürede daha nesnel bir çalışmaya erişti: Mehmet Fuat Köprülü ile Sahabettin Süleyman‘ın Yeni Osmanlı Tarih-i Edebiyatı (1912). Bu yola adanacak olan Köprülü’nün Türk Edebiyatı Tarihinde Usul (1913) incelemesiyse gerekli yöntemi belirledi. Tarih-i Edebiyat-ı Osmanî’den Türk Edebiyatı Tarihi’ne geçişin bütün ilk adımları M. Fuat Köprülü‘ce atıldı. 23 yaşında istanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi Türk Edebiyatı profesörlüğuı.3 atanması (1913), şiirle işe başlamış bir Fecr-i Ati gencini bütün yanılgılardan kurtarıp yeteneği ve çabası olduğu alana, arayıp durduğu ulusçuluk inancına çekti. Kültür yaşamımızın önemli dergilerini çıkaran, unutulmuş kişilerle bilinmez eserlere aydınlık getiren, edebiyatımızı yaşadığımız uygarlık aşamalarına göre ayırıp sınıflayan, yazan, yorumlayan, en yararlı antoloji seçmelerini yapan, en gerekli ansiklopedi maddelerini hazırlayan… hep o oldu: “Prof. Köprülü, Ziya Gökalp‘ın Türkçülük programına koşut olarak, Türkçü bir tarih ve bilim görüşünden yola çıkıp değerli eserler verdi. Edebiyat tarihimizi Osmanlı Devleti sınırlarını aşamamış şuarâ tezkereleri anlayışından kurtararak, destanlar çağından günümüze uzayıp gelen bir bütün halinde ele aldı. Edebiyat tarihimizin çeşitli dönem ve kişilerini çağcıl tarih yöntemlerine göre, belgelere dayanarak, ilk kez o aydınlığa çıkardı; eski kitaplara geçmemiş birçok şairlerimizin ve yazarlarımızın varlığını bilim dünyasına ilk o tanıttı. Batı dünyasında yetke sayılan Türkologların yanlışlarını, eksiklerini düzeltti, tamamladı. Bu çalışmalarıyla pek çok Avrupa üniversite ve bilim kurullarına üye seçilen ilk Türk bilgini oldu; birçok uluslararası bilim kongrelerinde Türkiye’yi temsil etti. Doğubilim, Türk uygarlığı ve kültür tarihi, edebiyat eleştirisi, Türk dil, din, Türk sanat musikisi, Türk hukuk ve iktisat tarihleri, Türk siyasal tarihi ve etnoloji gibi alanlardaki geniş çalışmalarının ürünlerini, çeşitli kitap dergi ve ansiklopedilerde derledi.
Köprülü’nün edebiyatımızla ilgili başlıca eserleri: Türk Edebiyatında ilk Mutasavvıflar (1918, 1966), Türk Edebiyat Tarihi I, II (1920, 1921), Bugünkü Edebiyat (Makaleler, 1924), Milli Edebiyat Akımının İlk Mübeşşirleri ve Divan-ı Türki-i Basit (1928), Divan Edebiyatı Antolojisi (1932-1934), Türk Saz Şairleri (1940, 1962), Osmanlı Devletinin Kuruluşu (1959-1972), Edebiyat Araştırmaları (Makaleler I, 1966) Köprülü’nün açtığı yolda, edebiyat tarihimizin kaynak kişileriyle eserlerini ışığa çıkarma yolunda birçok bilinçli emek görüldü. Hasan Ali Yücel (Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış, 1932, Edebiyat Tarihimizden I, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 1957 ismail Habib Sevük (Türk Teceddüt Edebiyatı, 1925, Avrupa Edebiyatı ve Biz, 1940, 1941 Agâh Sırrı Levend (Divan Edebiyatı, 1941, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri 1949, 1972, Tarih Boyunca Türk Dili
, 1961, Ümmet Çağı Türk Edebiyatı, 1962 Eflâtun Cem Güney (“En Güzel Türk Masalları, 1948-1961, Halk Türküleri, 1 953, 1959, Folklor ve Halk Edebiyatı, 1971; çeşitli halk şairlerinden derlediği metinler); Mustafa Nihat Özön (Türkçede Roman, 1936, Namık Kemal ve ibret Gazetesi, 1938, Son Asır Türk Edebiyatı Tarihi, 1941 Ali Nihat Tarlan (Şeyhi Divanını Tetkik, 1934-1936, Hayali Bey Divanı, 1945, Necati Bey Divanı, 1 963; Ahmet Paşa Divanı, 1966; Zati Divanı, 1968 ismail Hami Danişmend (izahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, 1947-1955…1973 ismail Hikmet Ertaylan (Türk Edebiyatı Tarihi, 1925 Necmettin Halil Onan (izahlı Divan Şiiri Antolojisi, 1940, Leylâ ile Mecnun, 1958 Haşim Nezihi Okay (Sümmani, Seyranı) Dertli, Dadaloğlu gibi saz şairlerimizden metin derlemeleri); Ahmet Hamdi Tanpınar 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, 1949, 1967 Vasfi Mahir Kocatürk (Yeni Türk Edebiyatı, 1936; Türk Edebiyatı Tarihi, 1964 Cevdet Kudret (Türk Hikaye ve Roman Antolojisi, 1945; Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman I, II, 1965, 1 971; Türk liselerinde okutulmuş en iyi ders Kitapları olan Abdurrahman Nisarî imzalı dizi; Türk Edebiyatından Seçme Parçalar, Batı Edebiyatından Seçme Parçalar, 1973, Karagöz, üç cilt, 1968-1 970 Kenan Akyüz (Tevfik Fikret, doktora tezi, 1947, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, 1953 (Hüseyin Nihal Atsız , Osmanlı Tarihleri, 1 949; çeşitli bilimsel araştırmalar Nihat Sami Banarlı (Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, 1948 1973) M. Halit Bayrı (Folklor Araştırmaları); Pertev Naili Boratav (Folklor Araştırmaları ve Halk Edebiyatımız Üzerine Bilimsel Çalışmalar, Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği, 1946, Türk Halk Edebiyatı, 1969.); Sadettin Nüzhet Ergun (Karacaoğlan, 1933, Namık Kemal, 1933, Cenap Sahabettin 1934, Türk Şairleri, 1936-1945,96 fasikül, yarım, Bektaşi Edebiyatı Antolojisi, 1945); Selim Nüzhet Gerçek (Türk Temaşası, 1930, Meddah- Hacivat ve Karagöz-Ortaoyunu, 1942, Tiyatro Bilgisi, 1944…); Abdülbaki Gölpınarlı (Fuzulî, Yunus Emre, Nedim divanlarının yeni ve tam baskıları: Alevi-Bektaşi Nefesleri, 1963, Tasavvuf, 1969 bilimsel araştırmalar, monografiler) Refik Ahmet Sevengil, Behçet Necatigil, Zahir Güvemli, Türker Acaroğlu, Mehmet Kaplan (Namık Kemal, 1948, Tevfik Fikret ve Şiiri, 1946, 1971, Şiir Tahlilleri I, II, 1954,1969-1 973) Tahir Alangu (Cumhuriyetten Sonra Hikâye ve Roman, 3 cilt, 1959-1965 Hikmet Dizdaroğlu (çok sayıda küçük monografiler, Halk Şiirinde Türler, 1969 Muzaffer Uyguner (çeşitli tanıtma kitapları); Ahmet Kabaklı (Türk Edebiyatı, 3 cilt, 1961-1967); ismet Zeki Eyüboğlu (Divan Şiirinde Sapık Sevgi, 1968, Türk Şiirinde Tanrıya Kafa Tutanlar, 1968; Bakî, 1972 Niyazi Akı (Yakup Kadri, doktora tezi, 1960, Türk Tiyatrosu Tarihi, 1963 Rauf Mutluay (100 Soruda Türk Edebiyatı, 1969,100 Soruda 19. yy Türk Edebiyatı, 1970, 100 Soruda Edebiyat Bilgileri, 1972, 100 Soruda Çağdaş Türk Edebiyatı 1908-1972, 1 973, 50 Yılın Türk Edebiyatı, 1973, Türk Halk Şiiri ile Tanzimattan Günümüze Kadar Türk Şiiri Antolojisi 1972-1973 adlı incelemeli seçkileri;; Sami Akalın (tanıtma kitapları); Seyit Kemal Karaalioğlu, Abdülkadir Karahan, Fahir iz, Fevziye Abdullah Tansel, Şemsettin Kutlu, Cemil Yener, Orhan Saik Gökyay, ibrahim Alâattin Gövsa, Şerif Hulusi Kurbanoğlu, ibnülemin Mahmut Kemal inal, Hilmi Yücebaş, Mustafa Kutlu, Fethi Tevetoğlu, Gündüz Akıncı, Metin And, Özdemir Nutku, Baha Dürder, Nurettin Topçu, Ziya Somar, Mehmet Önder, Faruk Timurtaş, Muharrem Ergin‘in çeşitli emekleri. Son yıllarda gözlenen konuyla ilgili başlıca eserler Güzin Dino: Türk Romanının Doğuşu, 1978; S. K. Karaalioğlu: Türk Edebiyat Tarihi, 3 cilt, 1973-1981; Fethi Naci: 100 Soruda Türk Romanı ve Toplumsal Değişme, 1981; Pertev Naili Boratav: Türk Halkbilimi, 1982; Atilla Özkırımlı: Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, 4 cilt. 1982 vb.
Edebiyatın konuları.
Bir genel kültür ansiklopedisinin sorumlulukları arasında edebiyat sanatının pek çok konusu doğal madde olarak yer alacaktır. Öncelikle bütün değerli edebiyat sanatçıları (şairler, yazarlar), anılması gereken başlıca ürünleri (eserler), edebiyat dergileri, edebiyat ödülleri, edebiyat akımları, birer ansiklopedik kavram ufku olan edebiyat terimleri: Dönemler, topluluklar, edebiyat tarihi bölümleri, her ulusun topluca edebiyatı (ülkeler ve devletler arasında), anlatım yolları (nazım, nesir) ve öğeleri (ölçü: vezin, uyak (kafiye), redif, nazım şekilleri), şiir, edebiyat türleri (Destan, öykü: hikâye, roman, tiyatro ve çeşitleri, yardımcı türler) edebi sanatlar. Bütün bu maddeler, kendi yerlerinde gerekli bütün ayrıntılarla; bağlı oldukları ana konular içinde uygun özetlerle yinelenerek yararlı bütün bilgileri ansiklopedi sayfalarına taşıyacaktır. Edebiyat, aylık dergi (bazı aralık ve duraklamalarla Şubat 1969′dan günümüze). Çeşitli kişilerin yönetiminde, süreklilikle Nuri Pakdil’in sorumluluğunda, ilan almama ve resim basmama ilkelerine hep bağlı kalarak Ankara‘da yayımlanıyor, islamcı inanç ve dilde özleşmeden yana tutumuyla ülkücü bir düşünce ve tutumu savundu. Özellikle Müslüman ve komşu ülkelerin edebiyatlarından alıntı ve çevirilere yer verdi; Türk yaşamının yerli özellikleriyle tarihsel kutsallarını değerlendirmeye yönelik yazılar yayımladı. Başlıca imzalar: Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu, ismail Kıllıoğlu, Arif Ay, Turan Koç, Ali Ulvi Temel vb. Edebiyat Cephesi, on beş günlük edebiyat gazetesi, 1 Mart 1979′dan 1 Eylül 1980′e kadar sürdü. Hamit Turan’ in sahibi olduğu gazete Demirtaş Ceyhun’un yönetiminde ilerici ve demokrasiden yana bütün kalemleri bir araya getirme amacını güttüyse de o günlerin toplum kargaşası sırasında önemli bir etkinlik kazanamadı. Başlıca imzalar: D. Ceyhun, B. Necatigil, N. Uğurlu, K. Özer, Y. Küçük, Ö. Şenyapılı, R. Mutluay, Mehmet Kemal, H.i. Dinamo. K. Sülker, C. Bektaş, F. Erdinç, Ö. ince, A. Timuçin vb.Edebiyat Dostları, öykü ve roman yazarı Mehmet Şeyda’nın (1919) röportaj derlemesi (1970). Kitabın önde gelen özelliği, yaratı türlerinden çok inceleme-araştırma-deneme-eleştiri alanlarına emek veren 24 edebiyatçının yaşamöykülerini, sanat anlayışlarını, çalışma yöntem ve özelliklerini kendi ağızlarından sağlayan bir yazışma ya da konuşmanın sonucu doğmuş olmasıdır. Böylelikle söz konusu yirmi dört kişi üzerine en doğru bilgiyi veren güvenli bir belge değerindedir. Yazarın bu kitabı yer yer tamamlayan bir başka ürünü, aynı yöntemle sağlanmış bilgilere dayalı Çocukluk Yılları eseridir (1979).
Edebiyat Dünyası, aylık dergi, 15 Ocak 1948′den 15 şubat 1950′ye kadar 26 sayı çıktı. Yeni edebiyat beğenisini benimsemiş gençlerin (S. Altınel, S. Arısoy, Edip Cansever, M. Eloğlu, Başaran, E . Uçarı) ürünleriyle ünlü imzaların şiir ve yazılarını yayımladı: Fazıl Hüsnü Dağlarca. Cahit Sıtkı Tarancı, Cahit Külebi, O. Arıburnu, Necati Cumalı, Attila ilhan, Sait Faik Abasıyanık, Orhan Kemal, Oktay Akbal, M. Hacıhasanoğlu, Bekir Sıtkı Kunt vb. F. Tahir Onger’in toplumcu görüşe dayalı eleştirileri dikkat çekti. Edebiyat Üzerine Makaleler, şair ve yazar, edebiyat tarihçisi Prof. Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın (1901-1962) gazete ve dergilerde kalan yazılarıyla islam Ansiklopedisi’ne yazdığı, maddeleri, bazı önsözlerini, birkaç müsveddesiyle bir mektup ve anı parçasını ölümünden sonra bir araya getiren derleme (1969). Zeynep Kermen’in sunduğu eser, konu yakınlığı bakımından on bölüme ayrılmış, gerekli dizinlerle Devlet Kitapları arasında basılmıştır. Şiir Hakkında (7 yazı), Romana Dair (6), Tenkit, Dil, Tercüme (3), Türk Edebiyatının Umumi Meseleleri (7), Halk ve Divan Edebiyatı (12 yazı), Tanzimattan Cumhuriyete Kadar (19), Yahya Kemal (14 yazı ), Cumhuriyet Devri (23 yazı), Batı Edebiyatı (12), Anketler, Mektuplar, Hatıralar (8 yazı). Bir araya gelince sanatçı yazarının eleştirmen ve bilgin kişiliğini gereğince kanıtlayan zengin ve çok yararlı bir denemeler bütünlüğü yanı sıra özel bir biçemin olgun anlatımını sergileyen kitap, son yılların en değerli derlemelerinin başında gelir.
Edebiyata Dair, şair Yahya Kemal Beyatlı‘nın (1884-1958) edebiyat üzerine yazıları; yazarının ölümünden sonra oluşturulan Yahya Kemal Enstitüsü‘nün (Yahya Kemal Müzesi), şairin bütün eserleri (külliyat) dizisinde yayımladığı dokuzuncu kitap (1971). Büyük bölümü kalıtçılarınca enstitüye bırakılan eski harflerle 25 yazıya (12’sinin fotokopisi eklidir), eski gazetelerde yayımlanmış 25 yazı, ayrıca mülakat bölümünde 5, “Bitmemiş Makaleler”de de 9 yazı eklenmiştir. Sağlığında kitap çıkarmamış olan şairin kendi sanatını da içeren bu konudaki yazıları, özellikle şiir sanatının sorunları üzerindeki klasik ve sağlam savunuları, günümüz için de ışık tutucu değerlerini korumaktadır.
Ansiklopedimizin içinde Google destekli arama yapın.
Sağlık Ana Sayfa Biyografiler Akademisyenler, Antropologlar (İnsanbilimciler), Arkeologlar Askerler > Besteciler Bilim Adamları Biyologlar Coğrafyacılar Dansçılar Denizciler Devlet Adamları - Politikacılar Dilbilimciler Din Adamları Diplomatlar Doğa Bilimciler Düşünürler Edebiyatçılar Eğitimciler Ekonomistler Felsefeciler Fizikçiler Fotoğrafçılar Gazeteciler Gezginler Gökbilimciler Gravürcüler Heykeltraşlar Hukukçular İktisatçılar İmparatorlar-Hükümdarlar İş Adamları İstatistikçiler Karikatürcüler Kaşifler Kimyagerler Koreograflar Mankenler Matematikçiler Mimarlar Minyatürcüler Mucitler Mühendisler Müzisyenler Oryantalistler Osmanlı Padişahları Pilotlar Psikologlar Ressamlar Şairler Sanatçılar Sanatkarlar Sendikacılar Seramik Sanatçıları Sinemacılar ve Tiyatrocular Sosyologlar (Toplumbilimciler) Sporcular Araba Yarışçıları Futbolcular Tarihçiler Tıpçılar Veterinerler Yazarlar Yöneticiler Yönetmenler
Toplum ve Yaşam Toplum Millet Aile Antropoloji Hayvanlar Sosyoloji Cinsellik Ev Evlilik Felsefe Aşk Biyografiler
Bilim ve Teknoloji Bilim Bilgisayar Bilim Kurgu Matematik Aritmetik Arkeoloji Biyoloji Bilim Adamları Bilişim Ekonomi Fizik Yıldızlar Astronomi Uzay Arkeoloji Jeoloji Nükleer Enerji Kimya Zooloji Mantık Pedagoji Enerji Elektronik Elektrik Telekomunikasyon Teleskop Ses Tıp Tarım
Kültür Kültür Dil Tarih Edebiyat Eğitim Felsefe Adet Müze Müzik Mitoloji Basın Spor Sinema Tiyatro Coğrafya İklim İlçeler İller Biyocoğrafya
Din ilahiyat Allah Musevilik Hristiyanlık Kuran-ı Kerim Mitoloji
