Hareket, şarkı ve çalgı genelde Doğu sahne dansında temel öğeleri oluştururken, ortaçağ kilisesince dansın günah saydığı Batı’da dans müziği tam anlamıyla dinsel müzikten bağımsız olarak gelişti. Daha sonra Mozart, Beethoven ve Çaykovski gibi besteciler özellikle bale için müzik yazdılar. Giysi ve donatımiık gibi göze seslenen öğeler de dansa katkıda bulunurlar. Gerek ilkel dansta gerekse Doğu sahne dansında bu öğeler dansçının hareketlerini seyirci gözünde olumlu yönde etkiler. Halk ve salon danslarını giysileri, günlük giyimlerin bayramlık uyarlamalarıdır. Giysiler gibi el donatımlıkları da dansın etkisini artırır. Söz gelimi, Bursa Kılıç Kalkan Dansı’nda kullanılan donatımlıklar bir savaş sahnesini çok daha canlı olarak tanımlayan öğelerdir. Klasik Hindu dansında geleneğe uygun el hareketlerini engelleyen donatımlıklar çok az kullanılır. Ancak, klasik Japon dansında yorumlayıcı, birçok eşyayı ve görüşü belirtmek için elindeki yelpazeyi hemen sürekli sallayabilir. Batılı bale dansçıları da zaman, kişi ya da konu belirtmek amacıyla yelpaze, gerdanlık, yay ve ok, değnek, asa kullanırlar. Tüm dans çeşitleri eğitim gerektirir, ilkel ve halk danslarının çoğu çocuklarca topluluğun kutlama törenlerine katılmaları yoluyla öğrenilir.
Rönesans’ tan başlayarak, Avrupa’da üst sınıflara profesyonel dans ustaları genel eğitimlerinin bir bölümü olarak salon dansı dersleri verirlerdi. Profesyonel bir dansçının eğitimi uzun yıllar,sürebilir. Doğu’da dansçı ailelerin çocukları dans öğrenmek için genellikle tapınaklara, saraya gönderilir ya da aile topluluğu içinde eğitilirler. Türkiye ve iran’da semazenler küçük yaşta Mevlevi tekkelerine verilen bu tarikata bağlı aile çocukları arasından yetişir. Batı’da genç çocuklar devlet denetimindeki bale okullarına ya da eski dansçılarca yönetilenözel bale topluluklarına girerler. 1661 ‘de Fransa Kralı XIV. Louis’ce resmileştirilen Academie Royale de Danse, bu gibi okulların ilkidir. Türkiye’ de istanbul, Ankara ve izmir devlet konservatuarlarının bale bölümleri ayrıca çeşitli özel bale okulları bale dansçısı yetiştiren kuruluşlardır. Dans çeşitleri. Dans çeşitleri iki sınıfa ayrılır: A) topluluğun kendi sıradan üyelerince yorumlanan Topluluk Dansı; B) özel biçimde eğitilen dansçılarca bir seyirci topluluğu için gösterim olarak sunulan Sahne Dansı. A) Topluluk dansı. Topluluk Dansı tüm dünyanın ilkel ve halk dansları kadar, çağcıl Batı kültürünün bir ürünü olan salon dansını da içerir. İlkel dans. ilkel insan yaşamının çoğu anlamadığı ve denetleyemediği doğal dünyayla başa çıkabilmek için doğaüstünün yardımını kazanmakla ilgili olduğundan, ilkel dansların hemen hepsini büyü ve dinden ayırmak olanaksızdır. Bir avcının vurduğu geyiğe öykünerek ya da bir düşmanın yakalanış ve öldürülüşünün dansla gözler önüne serip sevecenlik büyüsü yaptığına inanan ilkel insan avda ya da savaşta başarı elde etmeyi umar. Dinsel açıdan ilkel dans ruhları yatıştırıp hoş tutmaya ya da ölüm karşısında dansçıya yaşam güvencesi sağlamaya yöneliktir, Ayrıca, ilkel danslar bireye topluluğun bir üyesi olduğu duygusunu da verir, ilkel dansa genelinde davul sesiyle düzenlenen, bedenlerin titremesi ya da sallanması ve ayakların sertçe yere vuruimasıyla vurgulanan karmaşık, bir ritim egemendir. Teknik çoğu zamar; enerji ve dayanaklılığa oranla daha sı önemli olduğugibi, kimi danslar saatler ya da günler boyu süfebilir. Amaç dansçıyı görünürde hiç acı çekmeksizin, kızgın üstünde yürüyebilecek ya da şişlenip bıçaklanacak bir coşku ya da dalınç durumuna getirmektir, ilkel toplumlarda kadınlar ve erkekler genel olarak ayrı ayrı ya da değişik nedenlerle dans ederler. Birçok eski toplumda, özellikle Orta Asya’nın göçebe bozkır boylarında dans büyük ölçüde av ve savaşla ilgili olduğundan ve olay bir erkek ayrıcalığı sayıldığı için, kimi zaman kadınlarla çocuklara seyretme olanağı bile tanınmazdı. Dansı genellikle kabile başkanı ya da şaman yönetir ya da tek başına yorumlardı.Halk dansı. Halk dansları çok daha varlıklı ve yerleşik olup aç, korku içinde yaşayan ilkel insan toplumlarına, oranla daha çok kendine güvenen tarımsal uygarlıklarda filizlendi. Halk dansı, ilkel dansın kimi biçimlerini korumaktaysa da, bu kalıpların özgün önemi, özellikle dansın gerçekte katılanların beğenisini okşamak için yapıldığı Batı’da ve Türkiye’de büyük ölçüde unutuldu. Anadolu’da halay, horon ya da nanay çekenler bugün eski bereket törenlerini yeniden canlandırdıklarından belki de habersizdirler. Doğu’da ise halk dansı dinsel geleneğinin çoğunu korur. Sıradan kişiler genellikle dinsel kutlamalar sırasında, dans ederler. Örnek: Budacılık öncesi tanrılara seslenen geleneksel Burma Kadınlar Dansı; Şinto ve Budacı tanrılar onuruna yorumlanan Japonların Sarugaku’su, Sri Lanka’nın masklı dansları, ateş dansları ve şeytan dansları kötü ruhları kovmak amacına yöneliktir. Mevlevi dervişleri doğaüstü güçlerle bağlantı kurmak için dönerek (sema) ruhu yücelten bir dalınç durumuna girerler, irlanda cig dansı, kimi Balkan ve Rumeli dansları sadece katılanları eğlendirmek ve artık enerjisinin boşalımını sağiamak amacıyla gelişti. Birçok dans da kur yapma amacına yönelik olarak doğdu. Fransız gavot dansı, Küba’nın rumbas’ bunun örnekleridir. Batı’da ve Anadolu’ya yerleştikten sonra Türklerde kadınlarla erkekler Doğu’ya oranla eşite daha yakın olduklarından kimi zaman bir arada dans ederler. Örnek: Virginia rondosu, polka, Azeri ve Kafkas dansları, Erzurum barı, Silifke kaşık oyunu vb.Ancak, Türkiye sanayileştikçe, salon dansının ve başka biçim kentsel eğlencelerin giderek haık dansını gölgelemesiyle, bu tür kökten yok olma tehlikesi karşısında kaldı. 20. yy ortalarında kitlelerin halk dansına yeniden ilgi duymaları sonucu devlet korumasına alınan Türk Halk Dansları toplulukları ve gösterileri yabancı ülkelerde katıldıkları çeşitli yarışmalarda ulusal mirasın temsilcileri olarak birçok birincilik ödülü aldılar.Salon dansı, Batı’da zengin, beğenileri incelmiş bir soylu sınıfı geliştikçe, üst zümreler sıradan halkın kaba, coşkulu görece kendiliğinden oluşmuş ikili danslardı artırıp cilalayarak kendi saygınlıklarını dışa vuran ve gösterişli kılık kıyafetlerine uygun düşen biçimsel bir salon dansına dönüştürdüler. 15. ve 16. yy’ların Rönesans döneminde ayakların yerden hiç kalkmadığı, yavan ve çok ağırbaşlı bir dans olan “danse basse” (yavaş dans) saraylarda tüm dansların kraliçesi sayılırdı. Pavan bu türün en ağır bir biçimi, dolayısıyla en soylusuydu. Balolarda “danse basse”ı genellikle galliard gibi canlı, koşmalı ve zıplamalı bir dans olan “danse haute” (hızlı dans) izlerdi. Gençler, damı döndürüp diz boyu kaldırmayı gerektiren hızlı danslardan biri olan lavolta’y, beğenirlerdi. Sarabende, branle, gavot, bourre, kurant ve alemand soylularca benimsenen öbür köylü ikili danslarıydı. Bu dansların çoğu dansçıların profesyonel dans ustalarınca yetiştirildiği italyan, ispanyol ve Fransız saraylarında gelişti. 17. yy sonlarında bir başka köylü dansı olan Fransız minüet’ i büyük yaygınlık kazanarak 18. yy sonlarına kadar dans modası gündeminde kaldı. Bu dansın zarif, ölçülü, yapmacık adımları geç barok ve rokoko dönemlerinin arı biçimciliğini yansıtırdı. 18. yy’ in ikinci yarısında üst tabaka minüet’in yapaylığından valsın romantik duygusallığına döndü. 19. yy’a egemen olan vals bugün bile yapılan bir danstır. 19. yy’ın ortalarına doğru dans salonlarında Çeklerin polkası ve Polonyalıların mazurkası gibi başka halk danslarının uyarlamaları da gözüktü 20.yy başlarında salon dan’sı Yeni Dünya’nın halk dansları, çeşitlerini benimsedi. Brezilya’nın “maksi”si gibi uyumlu, duyumlu Latin Amerikan dansları dans salonlarını fethettikten sonra balo salonlarına yayıldı. Aynı tarihlerde Türkiye’ye de giren salon danslarında özellikle Arjantin tango’su halkça çok benimsendi, Türkçe uyarlamaları bile yapıldı.Bunu kısa sürelerle Brezilya’nın samba, Küba’nın rumba, la konga ve çaca, Dominik’in merenge dansları izledi. 1920′li yıllar Avrupa’da olduğu kadar Türkiye’nin büyük kent kesimlerinde de fokstrot, lambeth walk, turkey trot, bunny hug, black botton ve özellikle çarliston gibi güçlü, sinkop ritimi ve zenci kökenli ABD danslarının yaygınlık kazandıkları görüldü. 1930′lu ve 1940lı yıllarda swing diye anılan yeni bir caz biçemi salon dansına jitterburg adı altında yeni bir hız getirdi. 1950′ lerin sonunda jitterburg’un yerini rock and roll alırken, Latin Amerika kökenli mambo da birçok dansçının gönlünü fethetti. Dans eden çiftlerin birbirine sarılmaması başlıca özelliklerinden birini oluşturan, bu bakımdan ilkel dansı anımsatan “rock and roll”, 1960′ lı yıllarda çılgın tempolu iki uzantısı twist ve frug ile bir dans fırtınası estirerek tüm dünya gençliğinin soluğunu kesti. 1970′li yılların ortalarından başlayarak gece kulüplerinde canlı orkestra yerine bant müziği eşliğinde yapılan büyüleyici diskotek dansı ya da go-go dansları yeni kuşak dansçılarının tutkusu oldu ve dönemin giderek tırmanan kaygılarını yansıttığı için de son yarım yy’ın en yaygın salon dansı olarak ünlendi.B) Sahne dansı. Sahne dansı, bir seyirci topluluğunu eğlendirmek ya da eğitmek için uzmanlaşmış sanatçıların geçimini sağlayacak kadar zengin her bileşik toplumda yer alabilir. Sahne dansının kökleri antik dünyanın temellerinde yatar. Mısırlı hükümdarlarla soyluların görevleri şenliklerde dans etmek olan köleleri vardı. Klasik Yunan tiyatrosunda eğitilmiş bir dans topluluğu oyunun önemli bir parçasıydı. Flüt ve lir eşliğinde dans eden bu sanatçılar oyunun gidişine ya da tartımına göre hareket ederlerdi. Bugünse etnolojik, dans, bale ve çağcıl dans sahne dansının başlıca türleridir. Etnolojik dans. Bu dans belirli bir etnik öbeğin gelenekler içinde yy’lar boyu yoğrulup gelişiminin bir ürünüdür. Batı’nın çarpıcı etnolojik dans örneklerinden biri olan ispanyol dansı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra tam olgunluğa ulaştı, ispanyol dansı üç eski geleneği sahne biçimine dönüştürdü: Aragon.’un “jota”si, Kastilia’nın “seguidilla”s\ ve Endülüs’ün “sevillana”sı gibi bölgesel halk dansları; 18. yy’ın klasik dans okulu imbiğinden geçerek arınan “bolero”; Endülüs Çingenelerinin “flamingo” dansları (Flamingo Müslüman Arap öğelerinin etkisini taşır).”Doğu Sahne Dansı”, Batı’da sahne dansı ortaya çıkmadan önce gelişti. Klasik Hint dansının estetik temel ilkeleri ve tekniği bir tiyatroluk dans kitabı olan ve İS 5. yy’da bilge Bharata’ca yazıldığına inanılan Natya Şastra’da saptanıp belirtildi. Bu teknikten dört klasik Hint dansı okulu gelişti; genellikle Güney Hindistan’ın devadasileri’ nce (kadın tapınak dansçıları) yorumlanan bhrata natyam erkek dansçıların büyük Hindu destanlarından öyküler sundukları eğlendirme amaçlı bir Güney Hindistan dansı olan kathakali; Kuzey Hindistan’ın Müslüman ve Hindu saray çevrelerinin eğlendirmek için kadınlar ve erkeklerce birlikte oynanan ve Tanrı Krişna’nın erotik serüvenlerine dayalı kathak; Kuzeydoğu Hindistan’a özgü zarif ve dinlendirici manipuri.20. yy’da Uday Şankar ve İndrani gibi sanatçılar bu eski klasik Hint danslarını Batılı seyircilere sundular.Bir zamanlar önemli olan klasik Çin dansı bugün Çin tiyatrosunun önemsiz bir parçasıdır.Japon dansı genelinde Hint ve Çin etkisi altında gelişti. Çin’in güldürücü bir halk dansından gelişen ve Japonya’ da Şinto ile Budacı şenliklerde gösterime sunulan sarugaku, 14. yy’da no (noh) tiyatrosunun doğmasına yol açtı. Akrobatlığa dayalı dengaku ise daha az gelişmiş Japon seyircisinin hoşlandığı yaygın bir dans gösterisiydi. 17. yy’da no’dan gelişen kabuki adlı sahne dansı ün kazandı. No’nun abartılı ve daha kolay anlaşılır bir biçimi olan kabuki, söylenceleri sözsüz oyunla açıklamak için benzeri biçimsel bir teknik gerektirir. Gerek erkek gerekse dişi rolleri canlandıran no ve kabuki dansçıları her zaman erkeklerden oluşur. Profesyonel kadin eğlendiriciler olan geyşalar da kabuki dansçısı ve müzik yorumcusu olarak eğitilirler. Bu arada, Türkiye’de seyirlik sözsüz oyunlar içinde sahne dansı niteliğindeki çengi, köçekçe ve curcuna gibi gösteriler zamanla gelişerek kol oyununa, daha sonra da orta oyununa dönüştü. Başlangıçta kadın ya da erkek ayırmaksızın tüm dansçılara, taklitli oyunlar yapanlara “çengi” denilirken, sonraları çengi sözcüğü yalnız kadın oyuncular için kullanıldı ve erkek oyunculardan etek giyip saçlarını uzun bırakan dansçılara “köçek”, şalvar giyip başlarına sivri külah geçiren dansçılara da “tavşan” yada “tavşan oğlanı” dendi. Buniarın ellerinde, dans ederken müziğe tartım vuran zil, çegarıe, çarpara gibi çalgılar bulunduğu gibi, kimi de ayak parmakları ucunda fırıl fırıl döndüklerinden bunlar da “kabebaz” diye anılırlardı. “Curcunabazlar” ise daha kaba görünüşlü, gülünç giyinişli, gürültücü dansçılardı; yüzlerine de çirkin, tuhaf masklar takarlardı. 18. yy’a kadar büyük sanat değeri taşıyan bu sahne dansları giderek yozlaştı ve 19. yy ortalarında ortadan kalktı. Bugün Anadoludaki kimi köy düğünlerinde ve şenliklerinde yine de bu profesyonel köçeklere rastlanır. Bale. Rönesans çağının saray danslarından gelişen bale, barok döneminde çok biçimci bir sahne sanatı oldu. Bu gösterimlerin iki türü vardı; törenler ve masklar ya da maskeli balolar. Törenler özel giysili sanatçıların süslü arabalar ya da sallar üstünde konuşmalar yapıp sahne oyunları, müzik ve çeşitli danslar sundukları açık hava gösterileriydi. Maskeli balolarsa sanatçılarla konukların destansı, tarihsel konulu oyunları şarkılar ve danslar eşliğinde bir arada sundukları salon eğlenceleriydi, ingiltere’de mask oyunları Stuart saraylarında çok yüksek bir gelişim düzeyine erişti, inigo Jones bunların tasarçizimlerini yaparken, Ben Jonson gibi şairler de metinlerini yazdılar. Bellets de cour (saray balesi) diye anıldıkları Fransa’da mask oyunları italya’dan dans hocaları getirtip ilk gerçek bale sayılan,”Ballet Comique de la Reine”i (1581) kuran italyan kökenli Kraliçe Catherine de Medici döneminde gelişti. 17. yy’ın ikinci yarısında dans sahnelemenin karmaşık bir durum olması ve bunun da ustalık gerektirmesi sonucu soylular gösterimleri zamanla profesyonellere bırakmak zorunda kaldılar. 1661 ‘den sonra Jean Baptiste Cully’nin yönetimindeki Academie Royale de Dansetam profesyonel dansçıların yetişmesine olanak sağlayınca ilk gerçek balerinler ortaya çıktı. Seyirci ile sanatçının birbirinden ayrılması sonucu dans bir sahne sanatı olarak yerini aldı. 19. yy’da bale sanatı Paris Opera, Milano’da La Scala ve St. Petersburg’ta imparatorluk Maryînski Tiyatrosu gibi devletçe korunan tiyatrolarda büyük gelişim gösterdi. Klasik balenin romantik türünde o zamana kadar erkek dansçının gölgesinde kalan balerin yeni atılımlar sonucu sahneye egemen oldu. Maria Talglioni ve Carlotta Grisi gibi kadın dansçılar ayak parmakları üzerinde kalkıp dönüşler yaparak, boşlukta yerçekimine meydan okurcasına alımlı sıçrayışlar gerçekleştirirek erkek dansçıyı görkemli balerinin taşıyıcısı Kuğu Gölü Balesi’nden bir sahne ya da düpedüz hamalı rolüne indirgediler. La Sylphide (Hava Perisi) 1932, Giselle (1841) gibi “beyaz kuğu baleleri’nde kadın dansçıların önemi büsbütün arttı. 19. yy sonlarında ilginin kadın dansçının tekniği üzerine odaklanması sonucu balenin öbür öğeleri geriledi. 20. yy başlarında baleyi yeniden birçok sanat dallarının birleştiği bir tiyatro tekniği durumuna getirmek isteyen Rus emprezaryosu Diaghiiev, çeşitli alanlardan en yetenekli kişileri çevresinde toplayıp bu sahne dansını yeni bir görüş düzeyinde diriltti. Diaghilev’in izinde yürüyen Marie Rambert, ardından özellikle Ninette de Valois önce ingiltere’de sonra da Türkiye’de yeni yöntemler geliştirdi ve yeni bale yetenekleri yetiştirdi. Çağcıl dans. Bale aristokrat seyircinin beğenisine uygun ciddi bir sanat kolu olarak gelişirken, beğenileri daha az gelişmiş kitlelerin göz açlığını doyurmak için, özellikle balenin daha henüz tam anlamıyla yerleşmediği ABD ve Almanya’da başka türde sahne dansları ortaya çıktı. 1830′larda Fransız dans salonlarının yaygın bir dansı olan gürültücü, baldır bacak sallamaya dayalı cancan (kankan), hızlı bir gelişim göstermesi sonucu profesyonel kız dansçılarca yorumlanan bir sahne dansı oluverdi. Daha sonra Folies Bergeres gibi Fransız müzikli revülerince de benimsendi, ingiliz müzikhol gösterileri ve ABD vodvilleriyle birlikte bu revüler 20. yy başlarında genel olarak solo özellikli dansçıları ve kabare kızları ekiplerini de kapsamına aldı. Örnek: Berlin’de Nelson Kızları ve New York’ta Radio City Music Hall’un bağdaşımlı danslarıyla ünlü Roketleri. ABD vodvil dansı büyük ölçüde Zenci kaynaklara dayalıydı. Pamuk tarlalarında çalışan Zenci köleler en becerili çiftin ödül olarak pasta kazandığı çok alımlı bir yürüyüş dansı olan cakenwalku (Pasta yürüyüşü) geliştirdiler. Cakewalk açık hava gösterilerinde ve vodvillerde Zenci sanatçılarca sergilenen bir sahne dansı oldu. Zenci köleler ayrıca çapraşık tartımlarıyla, coşkulu step dansını (ayak uçları ve topuklar yere vurularak yapılan dans) da geliştirdiler. Kabare ekipleri step dansını ve onun bir uzantısı olan softshoe (yumuşak adım) dansını hemen benimsediler. Fred Astaire ile Gene Kelly step dansını beyaz perdede doruğuna ulaştırırken, Mozart ve Bach müziğiyle bile step yapan Paul Draper, bu dansı yüksek sanat düzeyine eriştirdi. Çağcıl dans müzikli güldürünün de önemli bir parçasıdır. Diaghilev’in öğrencilerinden George Balanchine müzikli oyunlar için ciddi danslar yarattı: On Your Toes (Ayak Parmaklarınız Üzerinde) 1936. Halk dansı temalarını kullanan Agnes de Mille’in dans “düzenlemesini yaptığı Oklahoma! (1943) konu, müzik ve hareketi başarıyla bağdaştıran ilk müzikli oyundur. Baleden yetişme Jerome Robbins Batı Çağcıl dans Yakasının Hikâyesi (West Side Story) 1957 için gerçekleştirdiği dans düzenlemesiyle çağcıl dansı dramatik boyutlara yüceltti. Çağcıl dansçı Hanya Holm My Fair Lady’de (1958) dansı güldürüyle kaynaştırdı. Bugün çok çeşitli konu alanlarını kapsayan müzikli film ve oyunların vazgeçilmez bir öğesi olan çağcıl dans, baleden etnolojik dansa kadar hertürlü dansın olumlu bir karışımı olarak Amerikan balesi diye de anılır. Türkiye’ye Cumhuriyet döneminde çeşitli operet topluluklarının (Şark Opereti, Süreyya Opereti, Şehir Opereti, Muhlis Sabahattin Opereti, istanbul Şehir Tiyatrosu Opereti, Atilla-Revüsü, Muammer Karaca Opereti, Yeni Ses Opereti vb.) oynadıkları Çardaş Fürstin (1928), Manolita (1929), Telefoncu Kız (1934), Deli-Dolu (1935), Saz Caz (1936), Modern Kızlaı (1938)’, Svsing Fatma (1946), Karambol (1948) gibi operetierle giren çağcıl dans, 196O’lı yıllarda Devlet Tiyatrosu’ nun Öp Beni Kate (Kiss Me Kate) ile başladı.Amerikan müzikli güldürüsüyle büyük ilgi yaratarak sürüp gitti. Bunu My Fair Lady, Damdaki Kemane/izledi. 19601 yılların sonlarında ve 1970′ lerde Dormen Tiyatrosu Pasifik Şarkısı, West Side Story öykünmesi Bulvar ve Tatlı irma’da özellikle Gülriz Süruri-Engin Cezzar Topluluğu 1970′li yılların ortalarında Amerikan müzikli oyunu Hair’de çağcıl dansın tüm inceliklerini sergiledilerse de beste ve metinleriyle Muhlis Sabahattin Ekrem ve Cemal Reşit Rey kardeşler gibi ustaların, koreografileriyle Karlo Kapoçelli, Jak Biçaçi gibi eski dansçıların çağcıl dansı Türkiye’ye tanıtan gerçek kişiler olduğu söylenebilir. Ölüm dansı. Ortaçağda ölülerin geceleyin toprak altından çıkıp mezarları başında dansettiklerine ve oradan gelip geçenleri önce bu dansa, sonra da ölüme sürüklediklerine Avrupa’nın Hıristiyan halkınca yaygın olarak inanılırdı. Zamanla ölüm dansı (dance macabre) geleneklere uygun bir biçim kazandı. Ölüler her sınıftan ve yaştan canlı erkeklerle kadınlara eşlik eden iskeletler olarak çizildiler (tüm ölümlülerin ölüme doğru yol aldıklarını belirten simgesel bir anlatım). Bu batıl inanç resimleri Avrupa’da kilise ve mezarlık duvarlarının çoğunu süsledi. Birçok sanatçı ve yazar konunun çekiciliğine kapılmaktan kendini alamadı. Saint Saens’in Dance Macabre (1874) bunun müzikle ilgili bir örneği olduğu gibi İsveçli film yönetmeni ingmar Bergman da Yedinci Mühür’ünde (1956) ölüleri uzak bir erimde elele tutuşmuş danseden imgeler olarak görüntüledi.Buz dansı. Spor. Buz üzerinde yapılan sporların gelişmesi üzerine Artistik Patinaj’ın bir türü olarak ortaya çıktı. 1967′ye kadar 4 bölümden oluşan buz dansı bu tarihten sonra 3 bölüm olarak gerçekleşti. Yalnız çiftler arasında yapılan buz dansı, zorunlu danslar, önceden saptanmış danslar ve serbest dansları kapsar. Birinci bölümü oluşturan zorunlu danslar 3 grupta yapılır. Bunlardan Viyana Valsi, Yankee, Polka ve Blues birinci grubu; Westminster Valsi, Passo doble ve Rumba ikinci grubu; Starlight Valsi. Kilian ve Tango Romantica üçüncü gurubu oluşturur. Zorunlu dansları önceden saptanmış danslarla ikinci bölüm izler. Bu bölümde çiftlerin bir yıl önce seçtikleri ve üzerinde çalıştıkları dans herhangi bir türden olabilir. Üçüncü bölümde çiftler beceri ve estetiklerini sergiledikleri serbest dansları sunarlar. 1952′ye kadar her ülkenin kendi içinde yaptığı bu müzikli spor gösterisi 1952′ de Avrupa çapında bir şampiyonaya dönüştü. 1976′da Olimpiyat Oyunları Programına alındı (bak. Patinaj).
Ansiklopedimizin içinde Google destekli arama yapın.
Sağlık Ana Sayfa Biyografiler Akademisyenler, Antropologlar (İnsanbilimciler), Arkeologlar Askerler > Besteciler Bilim Adamları Biyologlar Coğrafyacılar Dansçılar Denizciler Devlet Adamları - Politikacılar Dilbilimciler Din Adamları Diplomatlar Doğa Bilimciler Düşünürler Edebiyatçılar Eğitimciler Ekonomistler Felsefeciler Fizikçiler Fotoğrafçılar Gazeteciler Gezginler Gökbilimciler Gravürcüler Heykeltraşlar Hukukçular İktisatçılar İmparatorlar-Hükümdarlar İş Adamları İstatistikçiler Karikatürcüler Kaşifler Kimyagerler Koreograflar Mankenler Matematikçiler Mimarlar Minyatürcüler Mucitler Mühendisler Müzisyenler Oryantalistler Osmanlı Padişahları Pilotlar Psikologlar Ressamlar Şairler Sanatçılar Sanatkarlar Sendikacılar Seramik Sanatçıları Sinemacılar ve Tiyatrocular Sosyologlar (Toplumbilimciler) Sporcular Araba Yarışçıları Futbolcular Tarihçiler Tıpçılar Veterinerler Yazarlar Yöneticiler Yönetmenler
Toplum ve Yaşam Toplum Millet Aile Antropoloji Hayvanlar Sosyoloji Cinsellik Ev Evlilik Felsefe Aşk Biyografiler
Bilim ve Teknoloji Bilim Bilgisayar Bilim Kurgu Matematik Aritmetik Arkeoloji Biyoloji Bilim Adamları Bilişim Ekonomi Fizik Yıldızlar Astronomi Uzay Arkeoloji Jeoloji Nükleer Enerji Kimya Zooloji Mantık Pedagoji Enerji Elektronik Elektrik Telekomunikasyon Teleskop Ses Tıp Tarım
Kültür Kültür Dil Tarih Edebiyat Eğitim Felsefe Adet Müze Müzik Mitoloji Basın Spor Sinema Tiyatro Coğrafya İklim İlçeler İller Biyocoğrafya
Din ilahiyat Allah Musevilik Hristiyanlık Kuran-ı Kerim Mitoloji
