ÇEVRE KİRLENMESİ

Doğadaki canlılar milyonlarca yıllık bir evrim sonucu görkemli ve uyumlu bir denge içinde yaşamlarını sürdürecek düzen kurmuşlardır. Doğa bu evrimi geçirirken kendisine uymayan canlıları elemiş ve giderek daha nitelikli olanları geliştirmiştir, işte milyonlarca yıl süren bu seçim sonucu oluşan ve yeniden oluşturulması için belki deyine milyonlarca yıl gereken oluşum, son yüzyılda giderek artan bir biçimde bozulmaktadır. Doğayı yok etmekte olan bu olumsuz olaya “çevre kirliliği” (poliution) adı verilmektedir. Çevre kirliliğinin en önemli nedeni gelişen teknolojinin getirdiği olanaklardır. Özellikle sanayi, ısınma, motorlu taşıtlar, madencilik ve kentleşme çevre kirlenmesine yol açan başlıca nedenleri oluştururlar. Çevre kirliliği; hava, su ve toprakla görülür. İnsanoğlu yıllardır atmosferi son-suz ve sınırsız sanıp atılacak her şeyi kabulleneceğini, alıp götüreceğini düşünmüştür. Ancak atmosfer kendisine atılanı çeşitli yollardan geri vermektedir. Bunun sonucu insan, hayvan ve bitki yaşamı için değişik ve tehlikeli bir ekolojik ortam ortaya çıkar ve o ortamlarda canlıların yaşaması güçleşir. Çevre kirleticileri arasında hava kirliliğine neden olanların başında sanayi kuruluşları, ulaşım araçları ve ısınmada kullanılan yakıtlar gelir. Sanayi kuruluşlarının genel anlayışları da yatırım ve buna karşılık çok üretim ve çok kârdır. Ancak üretimi gerçekleştirirken bacalarından attıkları gazlar atmosfere yayılmaktadır. Özellikle kükürt ve azot bileşikleriyle birlikte birtakım parçacıkların da dışarı verilmesine yol açan bu gazlar atmosferin doğal dengesini bozar. Özellikle kış aylarında evlerin, işyerlerinin ve öteki yapıların ısıtılmasında kullanılan yakıtların niteliksizliği ve iyi yakılmaması nedeniyle atmosfere birçok kimyasal kirletici karışmaktadır. Coğrafya konumu ve meteoroloji koşulları hava akımlarına kapalı olan yerleşim alanlarında, yükselen bu kirli hava kent üzerine kara bir bulut gibi çöker. Sonuçta o kentin ve çevresinin insanı, hayvanı, bitkileri kendileri için zararlı ve zehirli olan birçok kimyasal madde içinde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalır. Özellikle kentlerde ısıtıcı araçların ilk yanma anı olan sabah saatleri ve soğuğun yoğun olduğu akşam saatlerinde bu kirlilik doruk noktasına ulaşır. Örneğin Ankara’nın havasının sıcak mevsimlerde daha temiz, soğuk mevsimlerde daha kirli olmasının nedeni budur. Motorlu taşıt araçlarında yakıt olarak petrol ürünleri kullanılır, ayrıca bunlara kurşun bilşikleri eklenir. Bunlar taşıtın motorunda yandıktan sonra egzozdan çıkan kimyasal maddeler doğaya karışmakta ve bunlar da başta otoyolların kenarındaki bitkiler olmak üzere tüm canlıları etkilemektedir. Motorlu araçlardan çıkan en önemli kirleticiler hidrokarbonlardır.’1 Bu maddeler; gaz ve partikül (parçacık) biçimindeki kirleticiler olmak üzere iki gruba ayrılırlar.Gaz biçimindeki kirleticiler. Kükürtdioksit, ozon, nitrojenoksit, peroksiasetilnitrat (PAN), floritler, etilen, klor, amonyak, hidrojen sülfür, karbonmonoksit, cıva buharı, vb.. Hava kirliliğinin canlılar üzerine etkisini ilk kez 1874′te biyolog Cameron saptadı. Haselhof ve Undau ise 1903′te orman ve tarla üzerinden geçen dumanlardan bitki örtüsünün zarar gördüğünü açıkladılar. McCallum 1939′da kirleticinin kaynağına yakın olan yapraklardaki kükürt oranının normalde olduğundan 3-4 kat daha fazla olduğunu gösterdi. Dodd ve Prospst 1963′te fotosentez ve terleme üzerinde hava kirliliğinin durdurucu etkisini saptadılar. Daha sonra birçok araştırıcı günümüze kadar birçok kirleticinin etkilerini çeşitli canlılarda incelediler. Atmosfere karışan kimyasal kirleticiler arasında en tehlikelilerden biri SO? (kükürtdioksit) gazıdır. Özelikle nemli bölgelerde oluşacak kükürtdioksit kirlenmelerinde havanın su molekülleriyle tepkimeye giren kükürtdioksitten sülfürik asit sentezlenir. Havada artan sülfürik asit moleküllerinin solunum yoluyla akciğerlere alınması, insan ölümlerine varan sonuçlara neden olur. Ayrıca kükürtdioksit bitkiler için klorofil zehiridir. Keller iğne yapraklılarda yaptığı denemede kükürtdioksit gazı karşısında çamlarda fotosentezin hızla düştüğünü göstermiştir. Ayrıca kükürtdioksit bitkilerdeki solunum üzerinde de etkendir. Bitkiler düşük yoğunlukta kükürtdioksite etken bırakıldıkları zaman görünür bir belirti vermezlerse de yaprakları soluk, boyları normalden kısa olur. Meyveler küçük ve düşük nitelikli olurlar. Buna kükürtdioksitin Kronik zararları denir. Kronik zararların saptanması çoğunlukla güçtür. Türkiye’de kükürtdioksit kirlenmesinin en özgün örneği Göktaş (Murgul) bakır ocaklarının çevresinde görülür. Madenden çıkan kükürtdioksitin çevre bitki örtüsünü tümden yok ettiği, ancak kükürtdiokside dayanıklı birkaç türün çok seyrek olarak topluluklar oluşturduğu görülmüştür. Bölgenin bitki örtüsünün yok olması oradaki toprağın hızla erezyona uğramasına neden olmuştur. Ayrıca kükürtdioksit dışındaki gazların da çeşitli canlılar üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır.Çevre kirleticilerinin havadan sonra kirlettiği bir başka bölge de toprak kirlenmesiök. Bunda en önemli etkenler; Atmosferdeki kirli maddelerin toprağa inmesi, işletilen madenler, madenlerin taşınması, zararlı böceklerle savaşım, insanların günlük yaşamda ürettiği artıklar, bir başka deyişle çöp denilen katı artıklar, niteliksiz suyla sulama yapılması, taban suyunun yüzeye yakınlığı vb. dir. Bunların içinde iyonik kirleticiler en tehlikeli olanlardır. Özellikle mikroelementlerin işlendiği bölgelerde, madenlerden saçılan elementler rüzgârla çevreye dağılarak toprakta birikirler. Ayrıca çıkarılan madenlerin taşınmaları sırasında geçtikleri yollarda taşıma araçlarındaki madenlerden saçılan iyonlar yine aynı kirlenmeyi yaparlar. Bunun örnekleri bakır ve bor elementlerinin çıkarıldığı bölgelerde görülür. Kütahya’nın Emet ilçesi yakınlarında zengin boraks yatakları vardır. Burada üretilen boraks maden cevheri Emet’ten Tavşanlı’ya karayoluyla taşınmakta ve Emet-Tavşanlı yöresindeki çam ormanlarının kurumasına neden olmaktadır. Burada yoldan 30-100 m uzaklıklarda çamların iğneyapraklarındaki bor değerleri yaklaşık 25 kat fazla bulunmuştur.Bir başka kirlenmeyse yanlış sulama ve niteliksiz su kullanma nedenleriyle toprakta NaCI birikmesidir. Taban suyunun toprak yüzeyine yakın olması suyun kolay buharlaşmasını sağlar, ayrıca bu suyun içinde eriterek toprak üstünde bıraktığı iyonlar toprakta çoraklaşma olayına neden olur. Topraktaki NACİ yoğunluğu arttıkça bitkilerin gelişimi durmaya başlar, belli bir yoğunluktan sonraysa bitkiler ölür. Kentleşme olgusunun hızlanması, nüfus artışının buna ayak uydurması ve tüketim maddelerinin çeşitlerinin artması, besin maddeleri ve öteki tüketim maddelerinin değişik ve lüks ambalajlarla satışa çıkarılması gibi nedenler yaşam için önemii bir sorunun büyümesine neden olmuştur.Çöplerle oluşan çevre kirliliği. Çöp konusunun canlılar için sorun olması şöyle sıralanabilir:a) Biriken çöplerin çok artması; b) Kentleşme nedeniyle çöp dökme alanlarının azalması ve kent merkezinden iyice uzaklaşması zorunluğunun bitki örtüsünü tehdit etmesi; c) Kimi ülkelerde çöplerin depolanmasında yeni hiçbir yöntemin bugüne kadar geliştirilmemiş olması; d) Eğitim yetersizliğidir.Katı artıkların bileşimi şöyle sıralanabilir: Cam, kağıt, karton, plastik, teneke ve öteki metailer, tekstil maddeleri kemik, ekmek, sebze, meyve ve öteki organik artıklar, lastik vb. Gelişmiş ülkeler bu maddeleri yeniden sanayiye kazandıracak biçimde yararlanırken öteki ülkelerde artıklar ilkel depolanma yöntemleriyle ortadan kaldırılmak istenmektedir. Bu yöntem boş bir araziye taşınan çöplerin gelişigüzel atılmasıyla gerçekleştirilen “defetme” işidir. Bu tür bir işlem gerek insan ve hayvan, gerekse bitki sağlığı için oldukça zararlıdır, insanlar açısından bu yöntem özellikle sağlık açısından elverişsiz koşullar geliştirir. Bitkiler için bu ilkel yığmanın tehlikesi daha büyüktür. Tekyıllık bitkiler yığılan çöpler altında kırılıp ezilerek ölmektedir. Yine bu bölgedeki çokyıllık bitkiler de tehlike altındadır. Ağacın dibine dökülen çöpler ağacın kök boğumu denen kesimini ve daha yukarı bölümlerini kapatmaktadır. Böylece ağacın izdüşüm bölgesine yayılmış olan kök sistemin topraktan su alabilmesi için gerekli oksijen toprağa giremez. Ayrıca dökülen organik maddelerin parçalanması sırasında açığa çıkan ısı ağacın kabuk hücrelerinin ayrılması ve kambiyumun (bölünür doku) parçalanmasına neden olur. Sonuçta bir süre sonra ağaçlar kuruyarak ölür. Çöplerin gelişigüzel yakılması- da canlılar için zararlıdır.Çünkü çıkan gazlar yoğun bir hava kirliliği oluşturmakta ve daha önce anlatılan hava kirliliğinin zararlarına katkıda bulunmaktadır. Çeşitli nedenlerle yapılan ilaçlamalarla da toprağa giderek artan zehirli madde karışmaktadır. Bunlar bitkilere doğrudan zarar vermekle birlikte, bitkileri yiyen hayvanlar aracılığıyla (özellikle süt içinde birikerek) insanlara geçmektedir, insanlara geçen tokşit maddeler, insan vücudunda, yağ dokusunda birikerek uzun yıllar kalmaktadır. Bazı bilim adamları biriken maddelerin kansere neden olduklarını ileri sürmektedirler. Doğanın kirlenmesi en çok sudaki yaşamı etkiler. Sanayi, ulaşım kolaylığı ve gerekli ’suyun karşılanması açısından fabrika ve imalathanelerini su kenarlarına kurmayı yeğlemektedir. Sonuçta artık maddelerini doğrudan kıyısında bulunduğu suya döken sanayi kuruluşları her gün büyük ölçüde zehirli maddelerle canlıların yaşadığı ortamı kirletmektedirler. Suların kirlenmesinde önemli etkenlerden birisi de, büyük tankerlerle yapılan ham petrol taşımacılığıdır. Günlük yaşamda kullanılan sentetik deterjanlar kanalizasyonlarla deniz, göl ve akarsulara dökülürler.Sentetik deterjanların, planktonların yaşamasını engellediği deneylerle kanıtlanmıştır. Bu da su içindeki besin zincirinde kopmalara neden olarak bu zincirdeki tüm olayları etkiler. Kentleşme olayıyla birlikte suların çevresindeki ağaçların yok olduğuYıa sık sık rastlanmaktadır. Bilindiği gibi, insanlar besinlerinin büyük bjr bölümünü su ürünlerinden sağlarlar. Su ürünlerinin yaşadığı ortama kirlenme nedeniyle bulaşan birtakım maddeler çeşitli yollarla bu canlıların vücuduna girer ve organlarında birikirler. Bunların insanlarca yenmesiyle de insanlara bulaşırlar. Bu maddelerin başında çeşitli elementler gelir. Elementlerin birçoğu toksittir. Belirli miktarlardan fazla alındıklarında sağlık üzerinde olumsuz etkiler yapmakta ya da zehirlenmeye yol açmaktadır.Arsenik, cıva, kurşun, kadmiyum, bakır vb. bunların başlıcalarıdır.1953-1960 arasında Japonyadaki Minamata Körfezi’nde yaşayan balıkçılar ve aileleri arasında yüzü aşkın insan “Minamota Hastalığı” adı verilen sinir bozukluğuna yakalanmıştır. Önceleri bulaşıcı olduğu sanılan bu durumun, daha sonra yüksek dozda metilcıva içeren balık ve deniz hayvanlarının yenmesinden ileri geldiği anlaşılmıştır. 1965′e kadar bilinen ölüm sayısıysa 41dir. Cıvanın bulaşma kaynağınınsa, asetaldit işleyen ve artıklarını bu körfeze boşaltan bir fabrika olduğu saptanmıştır. Bu olaydan sonra isveç’te bir kâğıt fabrikasının; Kanada’ da ise sodyumkloritten elektrolitik yolla klor ve sodyumhidroksit elde edilen bir işletmenin artıklarının boşaltıldığı bölgedeki canlılarda yüksek düzeyde cıva bulunmuştur. Görülüyorki cıva zehirlenmesinde ana etken sanayi artıkları yoluyla çevrenin kirlenmesi ve çevreden besinlere cıva bulaşmasıdır. Kurşun bileşikleri de günümüzde akü-mülatör, elektrik kablosu, boya ve sır yapımında kullanılır. Bunlar da su ürünleriyle öbür besinlere çeşitli yollardan karışarak akut ve kronik zehirlenmelere neden olabilir. Japonya’da yerel olarak ot ay a çıkan “itaiitai” hastalığının nedeni yüksek dozda kadmiyum içeren pirincin yenmesidir. Pirinçteki kadmiyum oranının yükselmesiyse yine bulaşma yoluyla olmaktadır. Kurşun, kadmiyum ve çinko içerdiği için işletilen bir maden ocağının suları, yıllarca Jintsu Irmağı’na akıtılmıştır. Bu ırmakla sulanan tarlalardaki pirinçlerin kadmiyum oranı yükseldiğinden hastalığa neden olmuştur.Sayılan metal iyonlarının ve öbürlerinin besinlere bulaşması için çok sayıda kirletici kaynak bulunmaktadır. Sanayileşmeye bağlı çevre kirlenmesi bulaşma oranını artırmaktadır. Suların değişik kirlenme yollan vardır. Çevrelerindeki ağaçların yok edilmesi sonucu taşınan toprağın oluşturduğu bulanıklık, suyun içine güneş ışığının girişini giderek azaltır. Bunun sonucu sudaki canlılarda fotosentez olayı yavaşlar. Sudaki yaşam olaylarının temel besin zinciri, fotosentez yapan canlılardır. Onların azalması tüm canlıların yaşamını tehlikeye, sokar. Besin bulma olayı bunun yalnız bir yönüdür. Suda oksijenli solunum yapan canlıların oksijen kaynağı yine fotosentez olayıdır. Bu nedenle fotosentezin azalması sudaki oksijenin de azalması sonucunu çıkarır. Böylece oksijenli solunum yapan canlılar ya ölürler ya da bu bölgeden göç ederler. Bunların kalan yumurtalarıysa oksijensizlikten yok olur. Su kenarındaki fabrikalar soğutma suyu olarak kullanacakları suyu,kıyısına kuruldukları su kaynaklarından alıp bunları sonra geri dökerler. Ancak geri verilen su oldukça ısınmıştır. Böylece ortaya “termal kirlenme” adını vereceğimiz ısı kirlenmesi çıkar. Bu da belirli ısı sınırları içinde yaşayabilen su canlılarının ölmesine neden olur.
kirlenme de doğanın tüm bölgeleri için önemli sorunlardan biridir ve giderek artan bir tehlike durumuna gelmektedir.insan sağlığı açısından önemli olan değişik bir çevre kirlenmesi biçimi de ses (gürültü). işitme ve psikolojik açılardan insanın sağlığını bozucu etkileri kesinleşmiştir. Çevre kirliliğinin yukarıda sayılan tüm zararlarından daha büyük olanıysa doğadaki dengeyi bozma tehlikesidir. Günümüzde bölgesel olarak çevre kirliliğinden etkilenen canlılar, doğanın dengesinin bozulmasıyla giderek daha geniş biçimde tehlike içine girmektedirler.

Ansiklopedimizin içinde Google destekli arama yapın.

Sağlık Ana Sayfa Biyografiler Akademisyenler, Antropologlar (İnsanbilimciler), Arkeologlar Askerler > Besteciler Bilim Adamları Biyologlar Coğrafyacılar Dansçılar Denizciler Devlet Adamları - Politikacılar Dilbilimciler Din Adamları Diplomatlar Doğa Bilimciler Düşünürler Edebiyatçılar Eğitimciler Ekonomistler Felsefeciler Fizikçiler Fotoğrafçılar Gazeteciler Gezginler Gökbilimciler Gravürcüler Heykeltraşlar Hukukçular İktisatçılar İmparatorlar-Hükümdarlar İş Adamları İstatistikçiler Karikatürcüler Kaşifler Kimyagerler Koreograflar Mankenler Matematikçiler Mimarlar Minyatürcüler Mucitler Mühendisler Müzisyenler Oryantalistler Osmanlı Padişahları Pilotlar Psikologlar Ressamlar Şairler Sanatçılar Sanatkarlar Sendikacılar Seramik Sanatçıları Sinemacılar ve Tiyatrocular Sosyologlar (Toplumbilimciler) Sporcular Araba Yarışçıları Futbolcular Tarihçiler Tıpçılar Veterinerler Yazarlar Yöneticiler Yönetmenler

Toplum ve Yaşam Toplum Millet Aile Antropoloji Hayvanlar Sosyoloji Cinsellik Ev Evlilik Felsefe Aşk Biyografiler

Bilim ve Teknoloji Bilim Bilgisayar Bilim Kurgu Matematik Aritmetik Arkeoloji Biyoloji Bilim Adamları Bilişim Ekonomi Fizik Yıldızlar Astronomi Uzay Arkeoloji Jeoloji Nükleer Enerji Kimya Zooloji Mantık Pedagoji Enerji Elektronik Elektrik Telekomunikasyon Teleskop Ses Tıp Tarım

Kültür Kültür Dil Tarih Edebiyat Eğitim Felsefe Adet Müze Müzik Mitoloji Basın Spor Sinema Tiyatro Coğrafya İklim İlçeler İller Biyocoğrafya

Din ilahiyat Allah Musevilik Hristiyanlık Kuran-ı Kerim Mitoloji

Aşk Mesajları Özlü Sözler Atatürkün Hayatı Yemek Tarifleri Kadınlar Sağlık Sağlık Bilgileri Teknoloji kadın Eğitim Sağlık Bilgileri Pasta Tarifleri Kpss Soruları Bayram Mesajları

site ekle