BİLECİK

Marmara, Karadeniz, Ege ve iç Anadolu Bölgeleri’nin birleştikleri noktada yer alan il ve aynı ilin merkezi kent. Yüzölçümü 4.307 km2, toplam nüfusu 147.001dir (1980). ilin batı ve doğudaki büyük kesimi Marmara ve Karadeniz bölgelerinin, güneydeki küçük kesimi Ege ve iç Anadolu bölgelerinin sınırları içinde kalır. Kuzeyde Sakarya, kuzeydoğuda Bolu, batıda Bursa, güneyde Kütahya, güneydoğuda Eskişehir ile sınırlanır. Yüzey şekilleri. Kuzey Anadolu Dağlarının batı uzantılarının bir bölümü il sınırları içinde kalır. Bu dağlarda yükselti, güneydoğuda Yirce Dağı (1.905 m) dışında hiçbir yerde 1.500m’yi geçmez; ilin doğusuna düşen Bozdağ (1.371 m) ve Sipahi Dağı (1.324 m) öteki yüksekliklerdir, ili kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda kesen Sakarya Irmağı ve kolları, yer yer dar, derin vadiler ve boğazlar oluşturur. Yayla yüzeyleri akarsularla derin biçimde parçalanmıştır, ilin güneyinde genelde doğu-batı yönünde uzanan inönü Ovası eski dolgulardan oluşmuş bir alandır Ovayı içine alan kırıklı yapı boyunca birçok sıcak su kaynağı vardır, ilin en verimli kesimleri, Sakarya ve Karasu vadi tabanlarıdır. Bilecik ili’nin en önemli akarsuyu, Sakarya Irmağıdır. Söğüt ilçesi’nin Alpagot Köyü yakınında, Eskişehir sınırından il topraklarına giren ırmak, önceleri doğu-batı yönünde akar. Sipahi Dağı güneyinde, kuzeybatıya yönelir. Değişik yönlerdeki küçük derelerle beslenerek, dar ve derin boğazlardan geçer, önemli kollarından birini oluşturan Karasu ile birleşir. Osmaneli’nin kuzeyinde Göksu’yu, güneydoğusundan da Göynük Suyu’nu alan ırmak, kuzeyde Mekece yakınlarında il sınırlarından çıkar. Kışın ve ilkbaharda suları oldukça kabararak yer yer taşkınlara yol açar. Irmağın, Bilecik ii sınırları içindeki uzunluğu 75 km’dir. Bitki örtüsü ve iklim. Doğal bitki örtüsü, yüzyıllar süren yok etmeler sonucu geniş ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Ormanlara ancak dağların yüksek kesimlerinde rastlanır. Günümüzde yok etmeler sonucu, bozkır görünüşü alan ovalık alanların kenarlarından, dağların eteklerine doğru meşe çalılıklarıyla başlayan bitki örtüsü, yükseklerde orman topluluklarına dönüşür. Ormanın alt düzeylerinde geniş bir yayılış gösteren meşe ve gürgen gibi yayvan yapraklı ağaçlar, yerlerini, önce yine yayvan yapraklı kayın ağaçlarına daha yükseklerde karaçam ve sarıçam gibi iğne yapraklı ağaçlara bırakır. Ormanlık alanların il toplam yüzölçümündeki payı % 17′dir. Bilecikte Akdeniz ve Karadeniz iklimleri arasında da bir geçiş iklimi özelliğindeki Marmara iklimiyle, iç Anadolu ikliminin birbirine karıştığı bir iklim tipi hüküm sürer, ilin iklimi Marmara Bölgesi’ne oranla biraz daha sert, iç Anadolu’nun karasal iklimine göre biraz daha ılımandır. Bu durum, Sakarya oluğu boyunca deniz etkisinin buralara kadar sokulmasından kaynaklanır. Yıllık ortalama sıcaklık 12.3°C’dir. En .soğuk ay 2.7°C ortalamayla ocak, en sıcak ay 21,7°C ortalamayla temmuzdur. Sıcaklığın sıfır derecenin altına düştüğü gün sayısı yılda ortalama 53′tür. ilde bugüne kadar ölçülen en yüksek sıcaklık değeri 40.6°C (21 Ağustos 1945), en düşük sıcaklık değeri -16°C (13 Ocak 1950)’dir. ilin yılık yağış miktarı 4.363 mmdir.Toplumsal yapı ve ekonomi. Türkiyenin en seyrek nüfuslu yönetim birimleri arasında olan Bilecik’te, (nüfus yoğunluğu 34 kişi/km2), kentsel nüfus oranı (% 38.8) kırsal nüfus oranından (% 61.2) azdır, ilin Merkez ilçe ile birlikte 6 ilçesi ve 250 köyü vardır, ilçe merkezleri içinde en fazla gelişme gösteren 18.000′i aşan kent nüfusuyla Bozüyüktür. Halkın geçimi tarım ve hayvancılığa dayanır, iklimin uygunluğu dolayısıyla tarım ürünleri çeşitlilik gösterir. Toprakların ancak % 40′ının tarıma elverişli olmasına karşın, akarsuların sağladığı sulama olanaklarıyla bol ve çeşitli ürün elde edilir, ilde tarla tarımı alanları 80.000 hektardır. Bu alanın % 87’sinde tahıl ekimi yapılır. En çok buğday ve arpa yetiştirilir. Sanayi bitkilerinden şeker pancarı, Eskişehir ve Adapazarı şeker fabrikalarında kullanılır. Şeker pancarının ekim alanı 2.780 hektar, buğdayın 53.190 hektar, arpanın 11.190 hektardır. Baklagillerden nohut, fasulye ekiminin yanı sıra. ayçiçeği, patates ve sulak vadi tabanlarında yapılan sebze ekimi de önemlidir. Toplam 5.590 hektarda sebze ekimi yapılır. Meyvecilik ve bağcılık da gelişmiştir. Hayvancılık ilde ikinci gelir kaynağıdır, ildeki büyük ve küçükbaş hayvan sayısı 394.1 ÖO’dür. Küçükbaş hayvanlardan en çok koyun (184.700) beslenir, keçi sayısı 89,160, inek sayısı 57.750′dir, Kümes hayvancılığı gelişmiştir. Sanayi etkinlikleri son yıllarda özellikle Bozüyük ilçesi’nde gelişmeye başlamıştır, ilde var olan çeşitli tezgâh işlerine, kiremit, tuğla yapımevleri, kereste, un, iplik mozaik ve ayçiçeği işleyen yağ fabrikaları eklenmiştir. Ayrıca ilde yer alan Bozüyük, Söğüt toprak seramik fabrikalarıyla konserve fabrikalarının il ekonomisi ve ülke ekonomisinde de önemli katkıları vardır, ildeki madenler arasında Bilecik taşı olarak bilinen çeşitli renkte mermerler başta gelir. Özellikle, Söğüt ilçesi’nin Dudaş, Çaltı ve Samrı köylerinden çıkartılan oniks mermerleri dışsatım ürünüdür. Yine bu ilçede yer alar kil ocaklarından elde edilen toprak, Bozüyük, Söğüt, toprak seramik fabrikalarında işlenmektedir. Ayrıca, Pazaryeri ilçesi’nin Güde Köyü’nde krom, Bozcaarmut Köyü’nde manganez, Ahmetler Köyü’nde amyant, Karaköyde de kuvars, çakmaktaşı madenleri vardır. Bu madenlerin bir bölümü Bilecik dışında işlenmektedir. Türkiye’nin kara ve demiryolu ağının ana hattında yer alan Bilecik’te ulaşım gelişmiştir İstanbul -Ankara kara ve demiryolu il sınırları içinden geçer. Düzgün yollarla çevre iller, ilçe merkezlerine bağlanmıştır. Köy yolları ham yoldur, il merkezi Bilecik, karayoluyla istanbul’a 237 km, Ankara’ya 314 km, Bursa’ya 98 km, Eskişehir’e 81 uzaklıktadır. Kültürel etkinlikler. Çağdaş anlamda cumhuriyetle birlikte başlayan kentleşme kendisiyle birlikte varolması gereken kurumları da getirdi. Önceleri değişik kiralık binalarda hizmet veren halk kitaplığı 1967′de kendi çağdaş binasına taşındı. Birisi bu kitaplığın içinde, öteki istasyon Caddesi’nde kendi yapısında hizmet veren iki de çocuk kütüphanesi vardır. Eski bir yerleşim ve kültür merkezi olmasına, Bitinya, Frigya, Roma, Bizans veOsmanlı dönemine özgü birçok eser buluntu olmasına karşın bir müze binası olmaması ve bunların komşu il müzelerinde sergilenmesi büyük eksikliktir.Görsel sanatlar alanında gereksinim geniş ölçüde 22.565 radyo, 14.670 TV (1980) ile sağlanmakta ayrıca il merkezinde 2 kışlık sinema salonu ve Halkevi öncülüğüyle başlayıp Halk Eğitim Merkezi, dernekler ve okulların öncülüğüyle süren tiyatro çalışmalarına seyrek de olsa Ankara ve istanbul Devlet tiyatrolarının turne dönemleri de katkıda bulunmaktadır, il merkezinde günlük 2 gazete (Yarın ve Bilecik) yayımlanıyordu.Bilecik il merkezinde 15 ilkokul,2 ortaokul, 2 lise, 1 mesleki teknik lise ve 1 meslek yüksekokulu vardır. Türkiye genelinde okur yazarlık oranı açısından % 71 toplam değeriyle iyi bir konumdadır.Tarih. Hitit egemenliğinin bu bölgeye kadar uzanıp uzanmadığına ilişkin kesin bilgi yoktur. Ancak, Bilecik çevresinin Friglerce işgal edildiği bilinmektedir. Frigleri yıkan Kimmerlerin kısa süren egemenliğini İÖ 6. yy başlarında Lidya egemenliği izledi. Pers imparatoru II. Kyros İÖ 546′da Bilecik topraklarını da ülkesine kattı. Büyük iskender’in Anadolu’da Pers egemenliğinden ilk kurtardığı yerlerin arasında Bilecik çevresi de yer alıyordu (İÖ 334). iskender’in ölümünden sonra Seleukosların eline geçen kent, İÖ 3. yy’ın başlarında Avrupa’dan gelen Galatlar’ın işgaline uğradı. Bergama Kralı I. Eurrienes ve I. Attalos’un, Galatlara karşı yaptıkları başarılı seferlerle Kuzeybatı Anadolu, Galatlardan kurtarıldı. İÖ 133′e kadar Bergama Krallığı yönetiminde kalan bölge, bu tarihte Roma imparatorluğu’na bağlandı. Bölgenin en eski yerleşim yeri, Bilecik’in 4 km güneybatısına düşen ve Roma döneminde kurulduğu kabul edilen Agriliondur. Bugünkü Bilecik’in yerinde kalıntıları bulunan Belekoma Kalesi, Bizans döneminde yapılmadır. Bilecik, iznik merkez olmak üzere Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurulmasından sonra, Türklerin akınlarına uğradı. Birinci Haçlı Seferi’nde iznik’in Bizans’ in eline geçmesi üzerine, Türkler geri çekilmek zorunda kaldı. 13. yy’ın ortalarına doğru Oğuzların Kayı Boyu’na bağlı Türkmenler, Bizans sınırına gelerek yerleştiler. Ertuğrul Gazi’nin yönetimindeki Kayılar, Söğüt’e yerleşerek akınlar düzenlemeye başladılar; Ertuğrul Gazi’nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu Osman Bey, Bilecik’i 1299′ da fethetti. Bursa’nın fethinden sonra beyliğin merkezi Bursa’ya taşındı. Osmanlı Devleti’nin ilk yıllarında önemli merkezlerden biri olan Bilecik, eyalet örgütü kurulunca Anadolu Eyaleti’nin Sultanönü (Eskişehir) Sancağının bir kaza merkezi durumuna geldi. Hüdâvendigâr Vilayetinin kurulmasıyla Bilecik, Ertuğrul Sancağı adıyla buraya bağlandı. Bilecik toprakları Kurtuluş Savaşında önemli olaylara sahne oldu. Yunan kuvvetleri 6 Ocak 1921′de Bursa’dan ilerleyerek Bilecik’i işgal ettiler. 9-11 Ocak 1921 tarihleri arasında Türk kuvvetleri Gündüz bey inönü Hattı’nda düşman kuvvetlerinin önüne çıkarak üç gün süren çetin savaşlar sonunda Yunanlıları geri çekilmek zorunda bıraktı. 27 Mart 1921′de, Bursa yönünden inönü Mevzii’ne gelen Yunanlılar, 31 Marta kadar süren kanlı savaşlarda yine yenilerek geri çekildiler Tarihe 1. ve 2. inönü savaşları adıyla geçen bu savaşlar, Kurtuluş Savaşı’nda kazanılan ilk zafer oldu. 1921 yazında yeniden Yunanlılarca işgal edilen kent, 6 Eylül 1922′de kesin olarak düşman işgalinden kurtarıldı. Bilecik, Cumhuriyet’in ilanından sonra 20 Nisan 1924′te il merkezi oldu.Güzel sanatlar. Bilecik ili ve yakın çevresi, Osmanlıların Anadoludaki yerleşim ve ilk siyasal birim kurma alanı içinde bulunması kadar, Osmanlı mimarlığının bazı erken dönem eserlerini varlığında taşıması yönünden de önem taşır. Bu tür yapıların başında camiler gelir. Eski Bilecik’in kuzeybatı kesimindeki vadide yer alan Osman Gazi Camisini, vakıf kayıtlarına göre Orhan Gazi babası adına yaptırmıştır. Caminin bugün ancak kuzey duvarıyla minaresi ve avlu duvarlarından bir bölümü ayakta durmaktadır. Özgün durumunda dikdörtgen planlı ye ahşap tavanlı olduğu anlaşılan yapıyı Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunanlılar özellikle tahrip etmiştir. Eski Bilecik’in bulunduğu vadinin merkezinde yer alan Orhan Gazi Camisi ise erken Osmanlı mimarlığının önemli yapılarından birisi sayılmaktadır. Yazıtı bulunmadığı için ilk yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekte ve Orhan Gazi’nin öteki eserleriyle birlikte 14 yy’ın başlarında, büyük olasılıkla 1331′de yapıldığı sanılmaktadır. Kareye yakın dikdörtgen planlı, tek kubbeli, çifte minareli olan cami, kalın duvarları nedeniyle masif bir görünüşe sahiptir. Ayrıca çifte minarenin yapıya sonradan eklendiği, özgün caminin uzağında kurulduğu sanılmaktadır. Yeni Bilecik yerleşme alanının doğusundaki Emirler Mahallesi’nde bulunan Emirler Camisi de Yunan işgali sırasında yıkılmış bir yapıdır. Daha sonra onarılmamış ve günümüze yıkıntı olarak gelmiştir. 19. yy’a ait olduğu anlaşılan dikdörtgen planlı yapı tek şerefeli bir minareye sahiptir. Aynı mahalledeki Karacalar Camisinin ise günümüzde yalnızca minaresi görülebilmektedir. 14. yy’da yapılmış dikdörtgen planlı yapıda kesme taş kullanıldığı anlaşılmaktadır.Bilecik kent merkezinin camiler dışında kalan öteki tarihsel anıtlarından büyük bir çoğunluğu yine vadideki eski yerleşmenin sınırlan içinde bulunmaktadır. Orhan Gazi İmareti olarak anılan ve tarihsel kaynaklardan 14. yy başlarında yapıldığı anlaşılan imaretin yalnızca orta mekânları günümüze gelebilmiştir. Orta eksendeki yan yana iki kubbeli bölümden oluşan orta bölüm büyük bir kemerle birleşmektedir. Her iki bölümün üzerini tuğla kubbeler örtmektedir. Orhan Gazi Camisi’nin yakınındaki Şeyh Edebali Zaviyesi ise türbe, zaviye, mescit ve dergâhtan oluşan küçük bir yapılar topluluğudur. Yapılar topluluğunun içinde iki türbe vardır. Mescit bölümünün sağında Şeyh Edebali Türbesi, solunda ve birkaç merdiven aşağısında Mal Hatun Türbesi bulunmaktadır.Bilecik’in dikkati çeken öteki anıtları olarak istiklal Mahallesindeki kesin yapım tarihi bilinmeyen Baki Hamamı ile Orhan Gazi Camisi’nin batısında yer alan Ayşe Hatun Çeşmesini anmak gerekir.ile bağlı toplu yerleşme merkezleri arasında Türk dönemine ait eserler yönünden en zengini Söğüt ilçesidir. Bilecik’e bağlı Vezirhan Kasabasındaki Köprülü Mehmet Paşa Camisi ise yazıtına göre 1655′te yapılmıştır. Kare planlı, üstü kırma çatılı ahşap tavanla örtülen ve önünde bir son cemaat yeri bulunan yapının Mimar Sinan’a ait olduğu öne sürülmektedir. Kasabadaki ikinci önemli tarihsel yapı Vezirhan Köprülü Kervansarayıdır. Yazıtı bulunmadığı için kesin yapım tarihi bilinmeyen bu eser 16-17 yy konaklama yapılarının tipik özelliklerini taşımaktadır. Uzun bir dikdörtgen oluşturan kervansaray üç bölümden oluşmuştur. Orta bölüme arabalar ve yükler konulmakta, iki yandaki mekânlardaysa yolcuların ve hayvanların barınması sağlanmaktaydı. Gölpazarı ilçe merkezinde Türk dönemine ait dikkat çekici üç yapı bulunmaktadır. Dikdörtgen planlı olan ve özgün durumunu korumayan Mihal Bey Camisine karşılık, caminin tam karşısında yer alan 1318 tarihli Mihal Bey Hanı, erken dönem Osmanlı mimarlığının kimliğini belirleyen yapılardan birisi sayılmaktadır. Yalın ve küçük bir yapı olmasına karşın yer yer özgün durumunu koruyan Gölpazarı Hamamı da yine ilginç bir eserdir. Gölpazarı’na 15 km uzaklıktaki Kasımlar Köyü’nde de kesin yapım tarihi bilinmeyen ve 17. yy ya da 18. yy’da yapıldığı sanılan tarihsel bir köy camisi bulunmaktadır. Bilecik’e bağlı ilçe merkezlerinden Osmaneli ve Bozöyük’te Osmanlı dönemine ait iki önemli eser vardır. Osmaneli Rüsfem Paşa Camisi yöre halkı arasında daha çok Ulu Cami adıyla tanınmaktadır. Yine halk arasında Mimar Sinan’ın yaptırdığı öne sürülürse de, tarihsel kaynaklarda bu sanatçıya mal edilen yapılar listesinde adına rastlanmamaktadır. Yazıtına göre 1520′de yapılmış ve daha sonra kapsamlı bir onarım geçirmiştir. Kareye yakın dikdörtgen planlı olan caminin tamamı kesme taşla yapılmış, binanın üstüyse ahşap tavan ve çatıyla örtülmüştür. Önünde 6 sütun üzerine oturan sivri kemerli ve ahşap tavanlı bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Kıble duvarında ve mihrapla pencere arasında, duvara gömülü 1 7.yy’a ait Kabe tasvirli bir çini pano vardır. Klasik Osmanlı mimarlığının önemli eserlerinden birisi de Bozüyük Kasım Paşa Camisidir. Kare planlı, asıl ibadet bölümü tek kubbeli olan yapının önünde üç küçük hacimden oluşan bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Kesme taştan iki kademe halinde yükselen beden duvarları, pahlı saçak silmelerinden sonra çok kenarlı bir kasnağı oluşturmakta ve mekân büyük bir kubbeyle örtülmektedir, içi çok kaliteli çinilerle bezenen yapıyı, yazıtına göre 1525-1528 arasında Kasım Paşa yaptırmıştır.Folklor. Söğüt, Gölpazarı gibi hareketli yöreleriyle Sakarya Vadisi, Bursa. Kütahya, Eskişehir, Kocaeli ve Bolu’ya kadar uzanan geniş bölgenin folklor hareketleriyle yakından ilişkisi olan Bilecik, özellikle Osmanlı döneminden kalma görenek ve geleneklerini sürdüren giyim kuşam küçük değişiklikler ve süslemelerle Anadolu’nun yaygın giyim biçimlerinin aynıdır denilebilir. Giyim biçimleri genellikle Orta Asya’ dan göçedenTürk boylarının giyimlerinin bölgelerin iklimine, insanların gereksinim ve beğenisine göre özellikle kumaş çeşitleri ve süsleme bakımından değişikliğe uğraması ve yeni özellikler kazanmasıyla oluşmuştur. Bu bölgede gelin başı süslemelerinde “hotoz” denilen Osmanlılara özgü baş düzenlemesi, kadın başlığının en güzel en alımlısı sayılır. Cepken ve şalvarlar genellikle şetari (çetari) denilen kırmızı üzerine beyaz ya da açık renk çizgili, Antep işi dokuma kumaşlardan ya da canfes ve tahtadan yapılır. Kadife arakçin cepkenlerin kollan sivri dilimli, kenarları sim işlemelidir. Dantellerle süslü eteklerin ön uçları, ayaklar görünecek biçimde kısa, arkaları hafif kuyrukludur. Bele yuvarlak tokalı kemerler ya da uçları püsküllü (saçaklı) ipek kuşaklar sarılır. Çiçeklerle süslü krenler ikiye katlanır, arkadan uçları birbirine geçirilerek önden bağlanır. Oyalan tek tek sallanacak biçimde düzenlenir. Gelinlerin ziliflerinin (zülüflerinin) kesilmesine “kırkma”, gelin başına “eğribaş” denilir. Genç kızlar düğünlerde şenliklerde kaşlarının ucuna siyah benler kondururlar. Buna “kaşın hovardası” denir. Çenenin sağ yanına ve kaşın ortasına da ben yapıldığı görülmüştür. Yörede genç kızlar ayaklarına güllü denilen nakışlı çoraplar, orta yaşlılar ayrıca üstlük denilen bir tür hırka giyerler. Bilecik Bölgesi’nde giyim eşyasına işlenen nakışların ilginç adları vardır. Bu adlardan kimi örnekleri şöyle sıralayabiliriz: “budaklı sapıtelli”, “selvi”, “yukarıköy donu”, “yaprak” vb. Yaylacı Yörük kadınlarının kimisi başlarına terlik denilen, süslü gümüş tel kırmalarla kazaya denilen nakış işlenmiş bir tür tekke giyerler. Yaşlılar çevresi boncuk ve pullarla süslü “vala saçağı” ya da “palazla vala” denilen hırkamsı bir elbise giyerler. Kimi köylerde kadın başının örtü takılarına “çene çelme” ayrıca başın üstüne bağlanan beze, “baş basdı” denilmektedir. Yörük kadınları genç olsun yaşlı olsun, başlarına mutlaka çiçek takarlar. “Destemal” denilen, kırmızı zemin üzerine beyaz küçük yuvarlaklar ve kenarlarında beyaz çizgiler olan mendil bağlarlar. Ayaklarına altı yumuşak “tanga-tango” denilen sırma işlemeli çedikler giyerler (tango, Anadolu’nun kimi yörelerinde istanbul’un sosyete kadınlarına verilen addır). Bu çediklere “kocabaş”, “haşhaşbaşı”, “altuntepe”, “kartalkanat”, “itdişi”, “itizi”, “kazayağı” gibi adlar verilen nakışlar işlenmektedir. Bilecik Bölgesi kadınlarının süslemesinde de saç örgüsü önemli yer tutmaktadır. Saçlar genellikle zilif (zülüf) olarak kesilir. Buna kâkül denir. Saçın gürlüğüne göre, iki örgüden 20-30 kadar son derece zarif ve ustalıklı örgüler yapılır. Yörede yaygın bir süsleme olan yüz yazması ya da yüz yazısı önceleri istanbul’da da gelinlere uygulanan yüz süslemesidir. Bölgede özellikle gelinlerin yüz yazması ilginçtir. Gelin oğlan evine gitmeden önce yengeler denilen yakın akraba kadınlarınca giydirilir. Kırmızı çuha üzerine pullar işlenmiş, üç parçadan oluşan süsler takılır. Bir büyük parça alnın ortasına gelecek biçimde, yuvarlak iki parçada yanakların ortasına yumurta akıyla yapıştırılır. Çenesinin, burnunun ve kaşlarının üzerine de pullar yapıştırılır. Bu uygulamaya “yüz yazması” denir. Erkek giyiminde öteki bölgelere göre önemli bir değişiklik yoktur. Başta fes ve poşu, üstte içlik, cepken yelek giyilir. Üstüne kara şal denilen kuşak sarılan şalvarları, yün ya da keçi kılından dokunmuş poturlardır. Dizlik denilen ve diz kapağına kadar çekilen beyaz yün çorap ve çarık, giyimi tamamlar. Bilecik erkekleri giyiminde genellikle süse ve takıya önem verilmez. Bölge halk müziği ve oyunları, daha çok zeybek türündedir. Oyun müziği genelde 9/8 aksak ölçülü, hareketli bir ritm özelliği gösterir. Bölgenin en haraketli yöresi olan Söğüt’ün ünlü türküsü, yurt düzeyinde yayılan bir zeybek havasıdır. Yörenin başlıca oyunları ve türkülerini şöyle sıralayabiliriz; “Bir incecik duman tüter’ “Söğüdün erenleri”, “Karşılama”, ‘Kaşık oyunu”, “Çiftetelli”, “Kız pınar başında yatmış uyumuş”, “Şu söğütte bir kuş var”, “Bilecik karşılaması” (vargele), “Keklik zeybeği”, “Yayla karşılaması” ve “Düzoyun”.Bilecik yemekleri çevre illerle benzer özellikler taşır. Başlıca yemek türleri: saç kebabı, büzme, lobya (fasulye), bol biberli kuru fasulye, akıtma, bol yoğurtlu mantı, işkembe, dondurma kavurması, sucuk, samsa tatlısı, köpük helva, boza ve şıradır. Bilecik Görüşmesi, istanbul Hükümeti temsilcileriyle Mustafa Kemal arasında 5 Aralık 1920′de Bilecik istasyonu’nda yapılan görüşme. Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin yerine kurulan Tevfik (Okday) Paşa Hükümeti’nin Ankara ile bir uzlaşma yaratmak için görüşme isteği üzerine İstanbul Hükümeti adına Dahiliye Nazırı Ahmet izzet (Furgaç) Paşa başkanlığında bir heyet, Ankara Hükümeti adınaysa TBMM Başkanı Mustafa Kemal, Garp Cephesi Komutanı ismet Paşa, İstanbul-Eskişehir arasındaki Bilecik istasyonu’nun bekleme salonunda bir araya geldiler. Yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamadı. Mustafa Kemal Millet Meclisi’nin çalışmalarını yakından göstermek için istanbul hükümeti temsilcilerini yanına alarak 6 Aralık 1920′de Ankara’ya getirdi. Heyet bir ay konuk edildi, maaşları ödendi ve istanbul hükümeti’nde yeniden görev almamak koşuluyla istanbul’a dönmelerine izin verildi.

Ansiklopedimizin içinde Google destekli arama yapın.

Sağlık Ana Sayfa Biyografiler Akademisyenler, Antropologlar (İnsanbilimciler), Arkeologlar Askerler > Besteciler Bilim Adamları Biyologlar Coğrafyacılar Dansçılar Denizciler Devlet Adamları - Politikacılar Dilbilimciler Din Adamları Diplomatlar Doğa Bilimciler Düşünürler Edebiyatçılar Eğitimciler Ekonomistler Felsefeciler Fizikçiler Fotoğrafçılar Gazeteciler Gezginler Gökbilimciler Gravürcüler Heykeltraşlar Hukukçular İktisatçılar İmparatorlar-Hükümdarlar İş Adamları İstatistikçiler Karikatürcüler Kaşifler Kimyagerler Koreograflar Mankenler Matematikçiler Mimarlar Minyatürcüler Mucitler Mühendisler Müzisyenler Oryantalistler Osmanlı Padişahları Pilotlar Psikologlar Ressamlar Şairler Sanatçılar Sanatkarlar Sendikacılar Seramik Sanatçıları Sinemacılar ve Tiyatrocular Sosyologlar (Toplumbilimciler) Sporcular Araba Yarışçıları Futbolcular Tarihçiler Tıpçılar Veterinerler Yazarlar Yöneticiler Yönetmenler

Toplum ve Yaşam Toplum Millet Aile Antropoloji Hayvanlar Sosyoloji Cinsellik Ev Evlilik Felsefe Aşk Biyografiler

Bilim ve Teknoloji Bilim Bilgisayar Bilim Kurgu Matematik Aritmetik Arkeoloji Biyoloji Bilim Adamları Bilişim Ekonomi Fizik Yıldızlar Astronomi Uzay Arkeoloji Jeoloji Nükleer Enerji Kimya Zooloji Mantık Pedagoji Enerji Elektronik Elektrik Telekomunikasyon Teleskop Ses Tıp Tarım

Kültür Kültür Dil Tarih Edebiyat Eğitim Felsefe Adet Müze Müzik Mitoloji Basın Spor Sinema Tiyatro Coğrafya İklim İlçeler İller Biyocoğrafya

Din ilahiyat Allah Musevilik Hristiyanlık Kuran-ı Kerim Mitoloji

Aşk Mesajları Özlü Sözler Atatürkün Hayatı Yemek Tarifleri Kadınlar Sağlık Sağlık Bilgileri Teknoloji kadın Eğitim Sağlık Bilgileri Pasta Tarifleri Kpss Soruları Bayram Mesajları

site ekle