RRR
Kızılderilileri Amerikan topraklarında yaşayan, ancak tam bağımsızlıkları olmayan ayrı uluslar olarak kabul etme eğilimi belirdi. Ancak bu yaklaşım kuramsal olarak bile hiçbir zaman geçerlilik kazanamadı. Ülke topraklarında grupların yayılabileceği genişlikte yer bulunduğu sürece söz konusu sorunlar büyük zararlara yol açmadı. Birbirleri arasındaki uzaklığı koruyan çeşitli topluluklar, çelişkileri açığa çıkarmazken, çatışan çıkar ve görüş ayrılıklarının doğuracağı zararlardan da kaçındılar. Ortamın elverişli olması, Amerikalıların ırk ve ekonomi alanındaki eşitsizlikle ilgili sorunların çözümünü geleceğe ertelemesini sağladı.Ancak iki yüzyıllık bir süre sonunda yer darlığının sonuçları ortaya çıktı. Sıkışık bir ortamda yaşayan insanların artık sorunlardan kaçınması olanaksızdı. Böylece uzun, yavaş ve sancılı bir uyum sağlama sürecine girildi. Zaman, karmaşıklığı basitleştiremediği gibi, toplumdaki ayırımları da giderememişti. Sanayi alanındaki gelişim ve kentlerdeki yoğunlaşma bu çelişkileri daha da derinleştirerek eskisinden belirgin bir duruma getirmişti.Gelir dağılımı, iki yüzyıl öncesine oranla daha dengesizdi. Zenginlerle yoksullar arasındaki ayrılık belirgindi. Bununla birlikte, aşamalı olarak uç noktalarda bir değişim gerçekleşmişti. Veraset ve gelir vergileri, en zengin kesimin birikimlerini sınırlandırırken, federal yasalar da tüm aileler için en düşük gelir tabanını yükseltti ve yoksullar için yardım programları geliştirildi. Hükümet programlarıyla işsizlik, hastalık ve yaşlılığa karşı yardım ve sigorta getirilirken, güç durumda kalanları korumaya yönelik artırım önlemleri de azaltılmış oldu. Meslekler alanındaki ayrılıklar da değişmişti. Çalışan Amerikalılar geçmişteki gibi katı bir sıradüzen içinde yer almıyorlardı. Tarım, tek çalışma alanı olma işlevini yitirmişti. 19. yy’da tarım etkinlikleriyle uğraşanların oranı azalırken, sanayi alanında çalışan ücretlilerin sayısı arttı. Ancak 20. yy’ın ortalarından başlayarak makineleşme üretimde el emeğine olan istemi azalttı. Bu arada hizmet sektöründe ve büro işlerinde çalışanlar çoğalmıştı. Ancak beyaz yakalı olmak her zaman işçilerden daha fazla ücret almak ve daha üst konumda bulunmak demek değildi. Gerçekten de Amerikalıların geçimlerini sağladıkları işleri tek sıralamada toplama olanağı yoktu. Irk, din, etnik azınlıklar, toplumsal refah konularıyla ilgili sorunlar uzun süre varlığını koruyarak ikinci Dünya Savaşı sonrasında kesin ‘çözümü zorunlu kıldı. Amerikan toplumunun 1776′da olduğundan çok daha karmaşık bir yapıya ulaşması sorunların çözümünü güçleştirdiyse de, eski kuşakların uygulanmasını erteledikleri belirsiz kararları gerçekleştirme çabasıyla günümüze ulaşıldı.Son üç yüzyıl içinde ülkedeki dinsel gelişim Avrupa ülkelerindekinden ayrı özellikler kazanmıştır. Kiliselerle sinagogların konumu ve pek çok kişinin bu kurumlaraüyeliği ülkede dinin büyük bir hızla geliştiğini göstermektedir. Ancak çağdaş kül-türün maddeciliği ve ahlaksal ölçütlerdeki genel çöküş, gelişmenin daha da yayılmasını önlemektedir. Sömürgecilik döneminin başlarında, sömürgelerin geniş bir dağılım göstermesi nedeniyle, Amerika’da din büyük bir çeşitlilik kazanmıştır. Batı Avrupa Hıristiyanlığının pek çok türüyle (Protestanlık, Katoliklik, resmi ve resmi olmayan dinler, Evangelistlik, eğitime ağırlık veren dinler, törenlere önem veren dinler vb.) Yahudilik ülkede yaygınlaşmıştır. Ülke topraklarını sömürgeleştiren ingiliz şirketlerinin amacı vahşiler arasında Hıristiyanlığı yaymaktı. Bu dönemde ülkede ingiliz Kilisesi’nih egemenliği kuruldu. Kilisenin buyruklarına karşı çıkan Kuveykırlar ve Baptistler cezalandırılırken, Fransız ve Alman Protestanlarıyla iskoç-lrlandalı Presbiteryenlere belirli ölçüde hoşgörü gösterildi. Massachusetts’a yerleşen ingiliz göçmenler, ingiliz Kilisesi’nden bağımsızlığın kazanılmasını sağlayacak Püritenizm’i kurdular, ispanyol gezginlerinin tanıttığı Katoliklik de göçe bağlı olarak önemli ölçüde yayıldı. Sömürgecilik döneminde ülkede etkisini göstermeye başlayan Yahudilik çeşitli engellerle karşılaştıysa da giderek önem kazandı. Sömürgecilerin pek çoğunun dinsel alanda belirli eğilimler göstermesine karşın, 18. yy’da Amerika’ya gelen göçmenlerin çoğu dinsel özgürlük değil, ekonomi bağımsızlığı, boş toprak ya da serüven peşindeydi. 1750′de halkın ancak % 6’sının bir kiliseye bağlı olduğu sanılmaktadır.
Diğer Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28
Sağlık Ana Sayfa